Anasayfa / Etiket Arşivi: Özgürlük

Etiket Arşivi: Özgürlük

Üşücü Hareket Engellenemez!

Bir giyim tarzı, bir müzik türü, bir düşünür, bir müzisyen ya da bir siyasetçi üzerinden kimlik sahibi olmayı her zaman itici bulmuşumdur. Ergenlik yıllarımda bile böyle bir arayışım olmadı. Hiç Atatürkçü, Marksist, Gülenci ya da Süleymancı olmadım mesela. Hiç ülkücü bıyığı bırakmadım, hiç komünist parkası giymedim. Hiç rockçı gibi giyinmedim; lisedeyken, arkadaşlarımın aksine, falanca şarkıcının saçları uzun diye hiç saç uzatmadım. Ergenlik dönemim etrafı gözlemlemek ve gördüklerini aynen taklit eden arkadaşlarıma “ne yapıyor bu gerizekalılar?” bakışları atmakla geçti.

Aynı hissiyatı politik yönelimler için de paylaşıyorum ben. Bana hep itici gelmiştir bu: Birisi senin yerine bir şeyler düşünmüş, bunları kitaplaştırmış, sen aradan yüz yıl geçtiği halde bu fikirler için gençlik çürütüyorsun. Ortaya yeni bir şeyler koymuyorsun da hazırda olan görüşlerden birini seçip o görüşün “koyunu” olmayı tercih ediyorsun. Bunun adı da Marksizm oluyor mesela. Veya Atatürkçülük. Ya da İslamcılık. Adını sen koy. Benim gözümde bu -izm’lerin, -ist’liklerin hiçbirinin birbirinden temelde bir farkı yok. Kemalizm’in ya da Marksizm’in teknik olarak bir Belieber‘lıktan bir farkını göremiyorum mesela. Çünkü her iki durumda da sana pompalanan bir önder kimliği var, günün sonunda sen o “önderin” söylediklerini papağan gibi tekrarlar hale geliyorsun. Ortaya yeni bir şey koymak yok, en fazla var olanı eğip bükmek düşüyor sana. Kendine has bir kimliğin olmuyor, sen bir kişi üzerinden kimlik kazanmaya çalışıyorsun: “Marksistim, Beşiktaşlıyım, Ateistim, şuyum, buyum… Ha, bu arada, adım da Zeki.”

Devamını Oku »

Hiçbir Zümreye Ait Olamayan Adam

Pazar günü St. Antuan Kilisesi’ne uğradım. Oraya en son lisede gitmiştim, yani neredeyse on yıl geçmiş üzerinden. Hatırlıyorum, yine bir Pazar günüydü, okul arkadaşlarımla beraber gitmiştik. Gerçekten unutulmaz bir deneyimdi benim için. Yapının haşmetini, simetrisini, atmosferini falan bir tarafa bırakın, sınıf arkadaşlardan birinin sıraya oturup kapüşonunu kapatarak film sahnesi tadında dua edişini gördüğümde yaşadığım “başkası adına utanma” hissini nasıl unutabilirim ki? En basitinden bunu söyleyin bi bana! Kilisenin mimarisini filan salla şimdi, bana şuna cevap ver: İki elini yumruk yapıp burnunun ucuna götürmüş herif, eğmiş başını, bir şeyler mırıldanıyor. Sen de “yok artık, bi saniye, nasıl ya?” diyen gözlerle az önce köşede döner yediğin arkadaşı seyrediyorsun. Ulan daha demin dönerciye “abi eti nerden alıyosunuz?” diye soru sormaya çalışıyodun, ne ara 12 havari kesildin amk? Ne diye dua ediyor olabilirdi ki ayrıca? “Tanrım, şimdi o kahrolası haçtan in ve bize lanet olası bir yol göster ha?” Rol kesmeye bak ya, özentiliğe bak… Jesus Christ! 🙁

İşin şakası bir tarafa, yıllar önce Müslüman olarak -biraz da çekinerek- girdiğim o kiliseye bu sefer bir ateist olarak girdim. Aşağı yukarı her şey aynıydı; sıralar, turistler, “işte bunların hepsi İncil” diye dalgaya vurduğum din kitapları… Sanırım bir tek ben değişmişim. Bu düşüncelerle etrafta dolaşırken daha önceki gelişimden hatırlayamadığım bir şeyi fark ettim: İki tane ağaç görseli asmışlar kilisenin panosuna, ağacın dallarına da bazı kelimeler yazmışlar. Yaklaşıp okumak istedim üzerindeki notları. İlk ağacın kökünde “mütevazilik” yazılıydı, ondan çıkan dallarda da hep “iyi” şeyler yazıyordu: “çalışkanlık”, “adalet”, “huzur”, “sabır”, “istikrar” filan… Diğer ağacın kökünde de “kibir” vardı ve dallardaki kelimeler de aşağı yukarı şu minvalde gidiyordu: “hırsızlık”, “para hırsı”, “böbürlenmek”, “inatçılık”, “sarhoşluk”, “uygunsuz eğlence”…

“Bak”, dedim kız arkadaşıma, “bunların hepsi bende var.”

Güldü. Gerçekten de kontrol ettik, kötülük ağacında bulunan aşağı yukarı bütün kötülüklere sahiptim. “Şehvet?” Hiç sıkıntı yok. “Kendini beğenmişlik?” Sorman hata. “Dünyevi Zevklerden Hoşlanma?” Ver gelsin. “Fiziksel zevkler?” Adres belli. “Rab’den nefret etme?” Ben ona öyle bir görev vermedim!!11 Ama arkasından kontrol ettik, iyilik ağacından da birçok özelliği taşıyordum içimde. Hepsi yoktu tabii ki, mesela bekaret ne ulan allahlı?! İman, saflık filan. Geçiniz bu ayrıntıları pls, ok tşk.

O “iyilik ağacı” beni geçmişime götürdü ister istemez. O “kötü” özelliklerden hiçbirini taşımadığım, iyilik ağacını da eşşek ölüsü gibi omuzladığım saf yıllarıma… Eskiden böyle değildim ben, hiç değildim.

Devamını Oku »

Özgür Bir Birey Olabilmenin Yolları

Uzun süredir kendimi bir toplumsal birliğe, bir ırka ya da bir gruba ait hissetmiyorum. Duygulanımlarım, düşüncelerim ve hareketlerim uzun zamandır yalnızca kendime ait; kendi fikirlerimi, okuyarak ve sorgulayarak kendim belirliyorum. Kimsenin güdümünde değilim, hiçbir zaman da olmadım. Bireyciliği savunmamın bunda etkisi oldukça büyük. Toplumların ileriye gitmesinin, o toplumun içindeki bireylere farklılaşma imkanı tanınmasıyla mümkün olacağını düşünürüm. Bu nedenle, birey üzerinde uygulanan her türlü denetime de karşıyım. Fakat içinde yaşadığımız toplumda özgür bireyler olarak yetişmenin ne kadar zor olduğu da hepimizin malumu.

Otorite, daha bizler ufak bir çocukken, ailenin içinde kendini gösteriyor. Çocukluk çağlarımızın başlarından itibaren ailelerimiz oldukça sert bir tutum göstererek bizi baskı altına almaya, korkutmaya, kendi doğrularına doğru yönlendirmeye ve yasaklarla “eğitmeye” çalışıyorlar. Çoğu zaman düşünce tarzımıza ve kendimizi ifade ediş şeklimize karışıyorlar, hareketlerimizi kısıtlıyorlar ve üstelik bütün bunları iyi bir amaç doğrultusunda yaptıklarını düşünüyorlar. Bu ağır baskıya ve yasaklara yalnızca aile içinde maruz kalmıyoruz elbette; sokağa çıktığımızda, bizi kendi hayatlarındaki sıkıcı tekdüzeliğin çizgisine çekmeye çalışan bir çevre ve otoriter bir devlet anlayışı karşılıyor bizi. Devlet, toplum ve aile, bize istediğimiz hayatı yaşamamamız için, kendimiz olmamamız için, adeta psikolojik -ve bazen de fiziksel- bir savaş uyguluyor. Özellikle de kadınlar toplum içinde bu baskılara yoğun şekilde maruz kalıyorlar. Bunun sonucunda da, “doğru olanın” bize dayatılan biçimde yaşamak olduğuna inanan ve bir sonraki nesli de bu yasaklar çerçevesinde yetiştirmenin hırsıyla yanıp tutuşan nesillere sahip oluyoruz ve bu döngü de böylece sürüp gidiyor – tıpkı ünlü “beş maymun” deneyinin bize işaret ettiği gibi.

Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.