Anasayfa / Etiket Arşivi: kadın

Etiket Arşivi: kadın

Suç Ortağı Aranıyor!

Uzun zamandır yalnızım. Hayır, klasik anlamdaki yalnızlık durumundan bahsetmiyorum, sorunum bu değil. Arkadaşlarım da var, hayatıma giren çıkan insanlar da var. Fakat, bütün bu kalabalığın arasında sürekli olarak devam eden bir yalnızlık sıkıntısı yaşıyorum. Uzun süredir içinden çıkamadığım bir döngünün içindeyim. Saygı duyabileceğim birini bulamıyorum. Bulamadığım için üzülüyorum, sonra karşıma sevimli -ama aşık olamadığım- bir kız çıkıyor, kendimi zorlayarak onu sevmeye çalışıyorum ama bu her şeyi daha da berbat etmekten başka bir şeye yaramıyor. Sonunda hem onu üzüyorum, hem de kendimi.

Etrafında onlarca arkadaş olabilir, yüzlerce insanla ve yapılacak tonla işle çepeçevre kuşatılmış olabilirsin. Hiç yalnız kalmıyor, hiç yalnız bırakılmıyor olabilirsin. Ama bütün bu kalabalığın ve hengâmenin arasında bile etrafına dışarıya belli etmediğin bıkkınlık bakışları fırlatıyorsan, sen de benim gibi kendini yalnız hissediyorsun demektir. Herkesin nefret ettiği, kurtulabilse “oh” diyeceği bir durumdan kurtulduğunu zannettiğin halde asıl beladan kurtulamamışsın demektir.

İşte, uzun zamandır, ben tam olarak böyle hissediyorum.

Devamını Oku »

Türk Kızının “Ménage à Trois” İle İmtihanı

Türkiye’deki hayattan keyif alamıyorum. İstediğin yere git, istediğin yemeği ye, istediğin otelde kal, istediğin yerde tatil yap, istediğin partiye katıl, çevrende gördüğün en güzel kızla çık, çevrende göremeyeceğin kadar güzel kızlarla çık, seks yap, daha fazla seks yap, sabaha kadar seks yap, mezun ol, iyi bir iş bul, iyi maaş al, İstanbul’da yaşa, Madrid’te yaşa, 19 ülke gez, en iyi arkadaşlarından birini alıp Avrupa’yı baştan başa dolaş, işinde terfi al, zekanı kullanarak hırsızlık yap, insanları kullan; kumar oyna, kumarda kazan, kumarda daha fazla kazan, daha fazla seks yap, iç, daha fazla iç, tıksırana kadar iç… Yok, yok, yok. Hiçbirisi uzun süreli mutluluk yaratamıyor. En fazla birkaç gün idare ediyor bunlar, sonra yine alıyor şehrin ve hayatın kötü enerjisi seni içine.

Yanlış anlamayın, aslında oldukça pozitif biriyim. Neşeliyim, sürekli gülerim, etrafımdakileri devamlı eğlendirmeye çalışırım. Kolay kolay somurturken bulamazsınız beni. Ama mutsuzluklarım de derinimde gömülü durumda duruyor. Her geçen gün biraz daha karanlık birikiyor oraya. Damla damla yiyor içimi içime attıklarım.

Soranlar olabilir, “e biz senin yaptıklarının çeyreğini bile yapamadık daha, ne yapalım amk, ölelim mi?” diye. Ölün amk. Gelin hep beraber “hehe hadiiii” diye atlayalım köprüden.

Devamını Oku »

Allah Belanı Versin Monopoly!

Bir hayat arkadaşına sahip olabilmek güzel bir lüks. İnsan kendisini “tamamlayacak” gibi duran birini tanımaya başladığında Monopoly’deki Get Out of Jail Free kartını çekmiş gibi heyecanlanıyor. “İşte!” diyor, “sonunda buldum onu!!!! Hayat, çok çektirdin bana ama işte şimdi ağzına sıçtım senin!!!1” Ah be şampiyon, ah be. Ah be diyorum… Bütün o heyecanlanmalar boşa aslında, farkında değilsin. Gel, ben sana oyunun sonunu baştan söyleyeyim: Ne o kart seni hapisten çıkarabilecek, ne oyun sana Dolapdere’den başka bir yerde arazi verecek. Gideceksin, geleceksin ve sürekli aynı duvara toslarken bulacaksın kendini. 

İlişkilerin özeti bu: Tarabya’da varını yoğunu kaybettikten sonra sonra mal gibi 1-1 atıp Yeniköy’deki otelin üzerine bok gibi konmak.

Devamını Oku »

A Tipi ve B Tipi Kadınlar Konusunda Detaylı Bilimsel Analizler ve Türk Kadınının Jeopolitik Yeri

Önceki yazımda A ve B tipi kadınlardan bahsederek bu kadınların biz erkeklerin hayatında yarattığı sorunlara ve ikilemlere kısaca değinmiştim. Hayat tecrübelerimden yola çıkarak kaleme aldığım ve gelecek nesillere bir armağan olarak bıraktığım bu muhteşem eserde, açtığım yolda, gösterdiğim hedefte, homo sapiens sapiens kadınını gayet sade ve anlaşılır bir dille özetlemiş, günlük hayatımızdaki can yakan sorunları da bu çerçevede ele almıştım. Bu yazıyı yayınladıktan sonra, aldığım olumlu tepkilerin yanında, kadınları iki gruba ayırmam ve onları bu kadar basite indireyebiliyor olmam nedeniyle birtakım eleştiriler de aldım. Bu eleştirilerin bir kısmı haklıydı: Kadınlar ikiye ayrılacak kadar basit yaratıklar değildirler. Üzerinde biraz düşündüğümde bu eleştirilere hak verdim. Kadınlara sanırım biraz haksızlık yapmıştım… Onları elbette ki ikiye ayıramayız, bu çok yanlış.

Ama dörde ayırabiliriz.

Devamını Oku »

A Tipi Kadınlar, B Tipi Kadınlar

Aslında her şey ortaokulda bir kıza aşık olmamla başladı. 

İlkokulda dört sene özel okulda okudum. Türk ve İngiliz öğretmenlerden ayrı ayrı alınan İngilizce dersleri, bilgisayar laboratuvarında ders anlatımları, müze gezileri, serbest kıyafetle okula gitmeler, rahat bir psikoloji, servisle eve gitmeler gelmeler falan… Her şey güzeldi başlarda. Sonra babam çalıştığı firmadan ayrılınca (kovulunca) oraya devam edemedim, bizimkiler de beni mahallemizdeki devlet okuluna gönderdiler. MEB logolu, meşaleli iğrenç bir beyaz yaka ve mavi önlük. Hademe kıyafeti. Tam bir kültür uçurumunun ortasına düşmüştüm. Hayattaki ilk büyük depresyonumu da öyle yaşadım. Arkadaşlarımdan ayrılmış olmak yetmiyormuş gibi, sınıfta kalmaktan 19 yaşına gelmiş sakallı abilerle okumak, bir de üstünde cCc TÜRK OLMAK ÖZELDİR cCc tarzı yazılar olan kırık sıralarda 3 kişi oturmak zorunda kalmak çok ağır geldi bana. Her şeye rağmen bir sene sonra babam tekrar iyi bir iş bulur ve ben de okuluma geri dönerim diye umut ediyordum. Kırmızı Power Rangers kostümüyle, sis makinesi dumanlarıyla sınıfıma girmeyi ve sonra kaskımı çıkarıp arkadaşlarıma selam vermeyi hayal ederdim hep. Tabii ki bunların hiçbirisi olmadı, babam mühendislikle filan uğraşmayı bırakıp kendini apartmanın bahçesinde çiçek yetiştirmeye adadı ve ben sikimdirik okulumda taş savaşı yapan çocukların arasında onlara kendimi kabul ettirmek zorunda kaldım.

Başlarda yaşadığım uyum problemini aşmakta zorlansam da okuldaki kızların hep etrafımda dolaşmasıyla bunun üstesinden gelebildim. (Bu durum post-modern tıpta “yeni çocuk etkisi” olarak geçer.) Herkes 1. sınıftan beri birlikte okuyordu ve haliyle birbirlerinden sıkılmışlardı, ben birden gelince ilgi çektim ve bu ilgi de hoşuma gitti. Kimin gitmez ki?

Devamını Oku »

Köşe Yazısı Tadında: “Viski”

Selam, Üşüizm akımına “yaa neden çıkamıyorum 🙁 ” çırpınışlarıyla her seferinde daha da kapılan benim canım fanlarım. Selam size “üniversitede kızlar teklif etse bari” ergencikleri. Selam takipçilerim. Selam okul kampüsündeki köpekleri beslemek için ellerinde kemik dolu Bim poşetleriyle soğukta götü donan ODTÜ tayfası. 🙁 Selam beyaz yakalı plaza pislikleri. Selam komünistler. Naber? Otlakçılığa devam mı? ^ ^ Selam feminist Aylin Aslım fanları (hâlâ var mı lan bunlardan?). Selam. Gelsenize, bira içip muhabbet edelim biraz. Pucca ortalığı topla, misafirler geliyo.

Ahah. Umarım herkes iyidir. Ben bok gibiyim. Malum sebepten. Dün akşam işten geldiğimde tek istediğim free shoptan aldığım bir litrelik Red Label’dan kalanları kafaya dikmekti. Yol boyunca “eve gidicez oğlum, sık dişini. Viski içicez. Viski içip hayatın amına koyim diycez, dayan aslanım” diye telkinlerde bulundum kendime. Neyse, trafikte canım çıktı ama nihayet eve geldim, çantamı kapının önüne bıraktım, odama geçtim, üstümü değiştirdim. “Eehh, içmeye hazırız” diyerek dolabımı açtım… Bi saniye! Hep koyduğum yerde şişem yoktu? Odanın ışığını açmamıştım, dur açayım dedim. Açtım, eğildim… A-a?! Şişe yok? Lan? Şişe yok! Vodka olacaktı şurada bir yerlerde, o nerde? Amına koyiiim, o da yok!.. Annem atmış bütün içkilerimi! “Offfffff sikiyim böyle hayatı yaaa!” deyip sinirle yorganımı açtım, yatağın üstünde bir not:

“Evimde ahlaksızlıklar yapmandan bıktım. Kendine çeki düzen ver. Namuslu bir kız bul artık!! Bi gün ölürsem sen ve baban yüzünden olucak…..”

Nerdeyim lan ben?

Devamını Oku »

Aşk Cephesinde Yeni Bir Şey Yok.

Uzun süredir yoktum buralarda. Elbette ask.fm sayfamda geyiğe devam ediyordum ama buraya girmek için gerekli enerjiyi, yaratıcı ruhu, hissiyatı… artık adına ne derseniz, gücü, bulamamıştım kendimde. Siteye giriş yap, WordPress sürümünü güncelle, eklentileri güncelle, daha önce yazdığın taslak yazıları oku, “olmamış ki bunlar amına koyim” de, yeni yazı bölümüne gir, bembeyaz bir yazı kutusuyla karşı karşıya kal… Ee? Ne yazacaksın peki? Ağustos sonunda yaptığın Malta seyahatini mi? Seriously?! Bıkmadın mı gezdiğin yerleri yazmaktan Üşü? Yedin, içtin, sıçtın işte. Paceville’in altını üstüne getirdin, OK. Yiyişmeler, dans etmeler, bol içki… Tamam. Bir tane İspanyol kız oldu en son. Ahaha. Tamam tamam, bir saniye. Anlatılabilirmiş harbiden. İspanyol kızının tadını da özlemişim, malum. ^ ^ Aşksın Latin kızı. ^ ^

İlk büyük hırsızlığını yaptın, 20 euro çalarak.

– Ne?! Üşü?! Hrszlkmı?! İnanmıyrm doğrumu bu .s

Evet tatlım, çok zevkliydi. ^ ^ Anlatırım sonra, hikayesi cidden komik… Neyse, falan filan işte. Rulet masasında yaptığın vurgunlar, kazandığın euroları aynı gece son centine kadar sağa sola içki ısmarlayarak tüketmeler, 24’lü vodka shotlar, arkadaşlarla bol makara, 9 gecede 9’da 9 sarhoşluk, akabinde sesin hiç ses çıkmayacak şekilde kısılması, o halde bile kızlara yazmaya çalışmalar, tatilin bitmesi, havaalanına giden otobüs, dönüş uçağında gözlerden süzülen birkaç damla depresyonik gözyaşı ve Türkiye’ye dönecek olmanın verdiği tarif edilemez hüzün… Her zamanki gibi bir tatildi işte.

Zaten her şey ondan sonra başladı.

Devamını Oku »

Gece Yarısından Önce…

Ben özünde tek eşli olan bir adamım aslında. “Hadi be Üşü, saçmalıyorsun!” diyenleri duyar gibiyim. Hayır, çok ciddiyim! Bazı zamanlar tek istediğim şey, arkama yaslanarak -olmayan- sevgilime sarılmak ve onunla en sevdiğimiz diziyi izlemek oluyor. Sohbet etmek, gülüşmek ve sonra 463493. sevişmemiz için onu yatak odamıza götürmek. Çocukça bir laf ettiğimde bana “şapşal” demesini ve gülmesini izlemek. Gülerken gözlerinin içinin gülmesini görmek hatta. Ya da bir sabah güneşin ilk ışıklarının perdenin aralığından süzülüp yüzüne vuruşunu seyretmek. “Heey! Uykucu Üşenen! Kahvaltı hazır!” diye kapıdan bana seslenmesine uyanmak bir hafta sonu. Belki de daha “etkileyici” yöntemlerle uyandırılmak… Evet, bazen içimden geçen tek şey bunlar oluyor.

Before-Sunrise

Tam olarak bundan bahsediyorum…

Devamını Oku »

Üşenen Adam Olma Rehberi

21 yaşıma kadar arkadaşlarımın, akrabalarımın yurt dışına gitmelerini uzaktan izledim ben. Belki de tek hayalim dünyayı gezmek olduğu halde, ailemin durumu da buna el verdiği halde gidemedim hiçbir yere; yıllarca öyle mahzun mahzun havaalanlarında milleti uğurladık, gelenleri karşıladık. Almanya’da yaşayan iki kuzenim de evlendi, davetiye gönderelim de düğünümüze gelin dediler, biz kalkıp düğünlerine bile gitmedik. Babamın 90’lı yıllarda iş için İtalya’ya gittiğini hatırlıyorum hayal meyal. Galiba bir defa da Almanya’ya gitmiş gençken, orada yaşayan halamları ziyaret etmeye… Sonra? Sonrası yok. Elinde imkan varken yok hem de. Adam makine mühendisi; iyi para da kazanıyor üstelik, ama yaşadığımız hayata bakıyorsun, tam bir işçi hayatı. Adam okumuş mu, okumamış mı belli bile olmuyor; oturma odasının ortasına yer sofrası kurup zeytin peynir yiyerek takılıyoruz. Türkiye’ye, hatta oturduğumuz semtin içine kısılı monoton bir hayat… Bu mudur yani? İnsanlar bu hayatı yaşamak için mi okullara girmek için, mezun olmak için yırtınıyor?

Hani derler ya, “Ulan bizimkiler okumuş olacaktı, önümde rol modelim olacaktı, ben nerelere gelirdim, Koç’u satın alırdım alimallah!” diye… Oğlum bizde hepsinden vardı işte ya. Yemin ediyorum vardı. Eczacısı, doktoru, mühendisi, hukukçusu… Sıra sıra dizerim sana bak, hepsinden var ailede. Ailemin neredeyse hepsi Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden mezun benim. Bir tek annem ev hanımı, onun dışında ailedeki herkes bilmemne teknik, filan üniversite çıkışlı. Üniversitelerin tek başına hiçbir boka yaramadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim sana. Bunun en yakın şahidiyim ben çünkü, sayfa sayfa anlatayım sana yani. Hani büyütüyorsun ya oralara girmeyi, hani beyninin devrelerini yakana kadar deneme çözüyorsun ya… İşte bizim evde onun en kralından çözmüşünden var. Neye yarar ki? Vizyonun olmadıktan sonra neye yarar? Üniversite dediğin şey bir altın semer yahu. Sen onun imkanlarını dibine kadar sömürmediğin sürece, sonunda çerçeveletip duvara çakacağın bir kağıt parçası veriyor okul sana ancak. Artık o kağıdı rulo yapıp… tüftüf oynarsın, başka ne yapacaksın ki? “Aman iyi bir üniversiteye gireyim…” E, gir, gir de, sen girdiğin gibi çıkacaksan o binadan ne anlamı var ki oraya girmenin?

Devamını Oku »

Kadınlar Artık Özgür!

Karışık olan ülke gündeminde gözden kaçan bir karar verildi geçenlerde; Anayasa Mahkemesi, hiç beklemediğim çağdaşlıkta, alkışlanacak bir karar verdi ve evlenen kadınların kocasının soyadını alması zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Beni bilen biliyor, ben zaten evliliğin toplum ve birey için gerekli olduğuna inanmayan bir insanım. Bu yüzden bu karara iki defa sevindim. Birincisi, evliliği sapıkça savunan bu ataerkil toplumun ağzına vurulmuş güzel bir tokat olduğu için, ikincisi de kadının evlilikte erkekle eşit seviyeye gelebilmesinin sonunda sağlandığı için. 

Bu karardan sonra artık istedikleri takdirde kadınlar evlendikten sonra kendi soyadlarını koruyabilecekler. Olayın başlama sebebi şuymuş: İstanbul Barosu’na bağlı bir avukat olan Sevim Akat Eşki, evlendikten sonra çifte soyad kullanmanın yaşattığı zorluklardan ötürü evlilik öncesi soyadı Akat’ı tek başına kullanmasına izin verilmesi talebiyle dava açmış. Dava Fatih 2. Aile Mahkemesi’nce reddedilmiş. Bunun üzerine Sevim Akat Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuş. Başvuruyu kabul eden AYM, kocanın soyadını kullanma zorunluluğunun Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiş. Kısacası artık evli kadınlar tek tek dava açarak evlilikte kendi soyadlarını kullanma hakkına sahipler.

Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.