Anasayfa / Etiket Arşivi: İlişkiler

Etiket Arşivi: İlişkiler

D) Hiçbiri.

Beni sürekli takip eden insanların olduğunu bilmek çok garip bir his. Hiç tanımadığım yüzlerce insana karşı bir tür “sorumluluk” üstlenmişim gibi geliyor bazen. Yazılarımı okumaktan keyif alan ve sürekli yeni şeyler yazmamı bekleyen bir grup insan var ve sık sık yazı yazıp onları “beslemediğim” zaman sanki onları hayal kırıklığına uğratıyormuşum gibi hissediyorum. Birebir aynı şekilde düşünmüyoruzdur, eminim, ama ortak bazı hisler bu insanlarla bizi birbirimize bağlıyor. Örneğin manevi konulardaki düşüncelerimi saçma bulan bir kız vardır orada belki, ama yine de farkımı takdir ediyordur bu kız, cesaretimi beğeniyordur. Kendisi de aynı cesarete sahip olmak istiyordur, bu yüzden yazılarımı okumak ona bu anlamda güç veriyordur. Şimdi bu kızı nasıl yarı yolda bırakabilirsin ki? Nasıl yazmazsın? Bu kız ya da ona benzer hislere sahip bir sürü adam dururken, nasıl dersin, “ben sıkıldım, gidiyorum” diye… Diyemiyorsun işte.

Gelin, nasıl ve neden diyemediğimin hikayesini anlatayım sizlere.

Devamını Oku »

Türk Kızının “Ménage à Trois” İle İmtihanı

Türkiye’deki hayattan keyif alamıyorum. İstediğin yere git, istediğin yemeği ye, istediğin otelde kal, istediğin yerde tatil yap, istediğin partiye katıl, çevrende gördüğün en güzel kızla çık, çevrende göremeyeceğin kadar güzel kızlarla çık, seks yap, daha fazla seks yap, sabaha kadar seks yap, mezun ol, iyi bir iş bul, iyi maaş al, İstanbul’da yaşa, Madrid’te yaşa, 19 ülke gez, en iyi arkadaşlarından birini alıp Avrupa’yı baştan başa dolaş, işinde terfi al, zekanı kullanarak hırsızlık yap, insanları kullan; kumar oyna, kumarda kazan, kumarda daha fazla kazan, daha fazla seks yap, iç, daha fazla iç, tıksırana kadar iç… Yok, yok, yok. Hiçbirisi uzun süreli mutluluk yaratamıyor. En fazla birkaç gün idare ediyor bunlar, sonra yine alıyor şehrin ve hayatın kötü enerjisi seni içine.

Yanlış anlamayın, aslında oldukça pozitif biriyim. Neşeliyim, sürekli gülerim, etrafımdakileri devamlı eğlendirmeye çalışırım. Kolay kolay somurturken bulamazsınız beni. Ama mutsuzluklarım de derinimde gömülü durumda duruyor. Her geçen gün biraz daha karanlık birikiyor oraya. Damla damla yiyor içimi içime attıklarım.

Soranlar olabilir, “e biz senin yaptıklarının çeyreğini bile yapamadık daha, ne yapalım amk, ölelim mi?” diye. Ölün amk. Gelin hep beraber “hehe hadiiii” diye atlayalım köprüden.

Devamını Oku »

Allah Belanı Versin Monopoly!

Bir hayat arkadaşına sahip olabilmek güzel bir lüks. İnsan kendisini “tamamlayacak” gibi duran birini tanımaya başladığında Monopoly’deki Get Out of Jail Free kartını çekmiş gibi heyecanlanıyor. “İşte!” diyor, “sonunda buldum onu!!!! Hayat, çok çektirdin bana ama işte şimdi ağzına sıçtım senin!!!1” Ah be şampiyon, ah be. Ah be diyorum… Bütün o heyecanlanmalar boşa aslında, farkında değilsin. Gel, ben sana oyunun sonunu baştan söyleyeyim: Ne o kart seni hapisten çıkarabilecek, ne oyun sana Dolapdere’den başka bir yerde arazi verecek. Gideceksin, geleceksin ve sürekli aynı duvara toslarken bulacaksın kendini. 

İlişkilerin özeti bu: Tarabya’da varını yoğunu kaybettikten sonra sonra mal gibi 1-1 atıp Yeniköy’deki otelin üzerine bok gibi konmak.

Devamını Oku »

A Tipi ve B Tipi Kadınlar Konusunda Detaylı Bilimsel Analizler ve Türk Kadınının Jeopolitik Yeri

Önceki yazımda A ve B tipi kadınlardan bahsederek bu kadınların biz erkeklerin hayatında yarattığı sorunlara ve ikilemlere kısaca değinmiştim. Hayat tecrübelerimden yola çıkarak kaleme aldığım ve gelecek nesillere bir armağan olarak bıraktığım bu muhteşem eserde, açtığım yolda, gösterdiğim hedefte, homo sapiens sapiens kadınını gayet sade ve anlaşılır bir dille özetlemiş, günlük hayatımızdaki can yakan sorunları da bu çerçevede ele almıştım. Bu yazıyı yayınladıktan sonra, aldığım olumlu tepkilerin yanında, kadınları iki gruba ayırmam ve onları bu kadar basite indireyebiliyor olmam nedeniyle birtakım eleştiriler de aldım. Bu eleştirilerin bir kısmı haklıydı: Kadınlar ikiye ayrılacak kadar basit yaratıklar değildirler. Üzerinde biraz düşündüğümde bu eleştirilere hak verdim. Kadınlara sanırım biraz haksızlık yapmıştım… Onları elbette ki ikiye ayıramayız, bu çok yanlış.

Ama dörde ayırabiliriz.

Devamını Oku »

Anlam Yüklemek Üzerine…

Çocukluğumda sahip olmayı hayal ettiğim birkaç şey vardı. Bunlardan biri de, ben hayat yürüyüşümü sürdürürken bana yol gösterecek, bana ışık olacak, örnek olacak bir hocaydı. Kendimi bildim bileli, klasik müzik dinleyen, jazz konserlerine giden, yurt dışındaki önemli seminerlere katılan, akademik çevrelerde saygı duyulacak kitaplar yazan hocalarım olsun istedim. Ortaokuldayken liseye dair içimdeki en büyük hayal de buydu: ışıltılı hayatına imrenebileceğim, aşmış bir akıl hocasına sahip olmak. Bir James Moriarty. Ben bir yerlere gelmeye çalışırken beni yukarı çekecek bir adam görmek istedim hep etrafımda. Belki de sırf bu yüzden uğraşabildiğim kadar uğraşıp bir Anadolu lisesine girdim; oradaki çoğu öğretmenin 14 yaşındaki benden bile bilgisiz olduğunu fark ettiğimde ise okumaya dair içimdeki bütün heves bir anda söndü. Daha lise sıralarındayken tamamen kaybettiler beni.

Okul sıralarında gördüğüm, “yohlama gağdını arağızda dolandırıng” diye konuşan beyaz çoraplı matematikçi, “hocam Fatih mızıka çalıyormuş” denildiğinde “o kümesten tavuk bile çalamaz höhhehhehhe” diyen fizikçi ve türevlerini gördüğümde çok şeyden umudu kestim. Yıllar böyle umutsuz, durgun ve yıkıcı geçti benim için. Duruma alışmıştım gerçi, kabullenmiştim hayatımı. Ne yapacaksam kendi başıma, el yordamıyla yönümü bularak, kendi tırnaklarımla kazıya kazıya yapacaktım… Sorun değildi, yapardım.

Devamını Oku »

Aşk Cephesinde Yeni Bir Şey Yok.

Uzun süredir yoktum buralarda. Elbette ask.fm sayfamda geyiğe devam ediyordum ama buraya girmek için gerekli enerjiyi, yaratıcı ruhu, hissiyatı… artık adına ne derseniz, gücü, bulamamıştım kendimde. Siteye giriş yap, WordPress sürümünü güncelle, eklentileri güncelle, daha önce yazdığın taslak yazıları oku, “olmamış ki bunlar amına koyim” de, yeni yazı bölümüne gir, bembeyaz bir yazı kutusuyla karşı karşıya kal… Ee? Ne yazacaksın peki? Ağustos sonunda yaptığın Malta seyahatini mi? Seriously?! Bıkmadın mı gezdiğin yerleri yazmaktan Üşü? Yedin, içtin, sıçtın işte. Paceville’in altını üstüne getirdin, OK. Yiyişmeler, dans etmeler, bol içki… Tamam. Bir tane İspanyol kız oldu en son. Ahaha. Tamam tamam, bir saniye. Anlatılabilirmiş harbiden. İspanyol kızının tadını da özlemişim, malum. ^ ^ Aşksın Latin kızı. ^ ^

İlk büyük hırsızlığını yaptın, 20 euro çalarak.

– Ne?! Üşü?! Hrszlkmı?! İnanmıyrm doğrumu bu .s

Evet tatlım, çok zevkliydi. ^ ^ Anlatırım sonra, hikayesi cidden komik… Neyse, falan filan işte. Rulet masasında yaptığın vurgunlar, kazandığın euroları aynı gece son centine kadar sağa sola içki ısmarlayarak tüketmeler, 24’lü vodka shotlar, arkadaşlarla bol makara, 9 gecede 9’da 9 sarhoşluk, akabinde sesin hiç ses çıkmayacak şekilde kısılması, o halde bile kızlara yazmaya çalışmalar, tatilin bitmesi, havaalanına giden otobüs, dönüş uçağında gözlerden süzülen birkaç damla depresyonik gözyaşı ve Türkiye’ye dönecek olmanın verdiği tarif edilemez hüzün… Her zamanki gibi bir tatildi işte.

Zaten her şey ondan sonra başladı.

Devamını Oku »

Gurbet Zordur Üşü!

Buraya ait değilim ben. Ciddiyim… Burası orası değil. Laaps diye girdim konuya ama, bu gerçeği evire çevire ifade etmek de pek mümkün değil. Kendi doğamda değilim ben. Hani belgesel izlersin ve anlatan kişi der ya, “Bu tür hayvanlar genellikle filan kıtanın falanca ormanlarında yaşar” diye. İşte ben kendi ormanımda değilim gibi hissediyorum kendimi. Yılda bir iki sefer, o da oldukça kısa süreyle, ait olduğum yerlere adımı atıyorum; deriiiin bir nefes çekiyorum içime orada, hörgücüme depolar gibi depoluyorum içime medeniyetin havasını; sonra gelip yine ölüm. Bu siktiğim çomaryasında; dışarıya çıktığımda, sabah otobüs kovalarken, öğlen hızlıca müşteriye rapor paylaşırken, akşam trafik çilesinin içinde boğulurken…. Her an, her dakika, her saniye bir kez daha fark ediyorum bu gerçeği: Ben buraya ait değilim.

Devamını Oku »

“Karşılıksız” Sevgi Üzerine…

Babam eskiden izlediği pek çok siyaset programının yanı sıra Mehmet Altan ve Eser Karakaş’ın televizyon programını da izlerdi. (Biliyorsunuz, kendisi Sünni.) Lisedeyken onunla beraber ben de oturup o programlarda neler konuşulduğuna kulak kabartırdım. Ekonominin her şeye rağmen ne kadar iyi gittiğinden bahseden, askerin siyasetten tam anlamıyla çıkartılmasını talep eden bu amcalar hükümetin “liberal” kanadını temsil ederlerdi; insan hakları, demokrasi ve insani yaşam indekslerinden bahsederler, Ak Parti hakkında kafasında soru işaretleri taşıyan izleyicilere “Erdoğan artık ‘Milli Görüş gömleği’ giymiyor, inanmazsanız bize bakın, Avrupa Birliği’ne girmekten falan bahsediyoruz, baksanıza!” mesajı verirlerdi. Artık bu adamlar piyasada pek yoklar. Devir değişti, parti içine kapandı, “özüne” döndü ve bu amcalar geç kalmış eleştirilerin dozunu arttırdıkça televizyonda onlara ayrılan yer giderek daha fazla azaldı. Ama onlar varken, özellikle 2011 öncesinde, babam onları severek takip eder, “Türkiye’de düzgün adamlar da var!” diye gurur duyarak programlarını izlerdi. Tıpkı zamanında Fethullah Gülen hakkında, Hakan Şükür, Abdüllatif Şener, Ertuğrul Günay ve daha pek çok isim hakkında söylediği gibi, onlar için de söylediği güzel sözler vardı. Şimdi hepsiyle beraber onları da sattı. Sorsan neler neler söyler şimdi haklarında… Onun gemisindeysen koşulsuz bir sevgi görüyordun, destekleniyordun. Gemiden indiğin anda ise artık yok hükmündeydin. “Benim duymak istediklerimi söylediğin sürece iyi bir adamsın” demek gibi bir şeydi bu, kısacası.

Babamın çocukluktan itibaren gözlemlediğim bu tavrı bana insanları anlamak konusunda önemli ipuçları verdi diyebilirim. Sonra evden çıktım ve diğer insanları da gözlemlemeye başladım. Her şahit olduğum örnek, kafamdaki bu düşünceyi biraz daha pekiştirdi ve belirginleştirdi. Bugün, belki de yaptığım bu çıkarımlardan ötürü, insanların insanları neden sevdiğine ve desteklediğine çok daha rasyonel bir gözle bakabiliyorum. Bu yazı biraz bunlar üzerine olacak. Yani, sevgi üzerine…

Devamını Oku »

Aşk Üzerine…

Birkaç gün önce ask.fm hesabıma dertli bir anonim kız geldi ve havadan sudan birkaç muhabbetten sonra başladı erkeklerden şikayet etmeye! Kız açtı ağzını, yumdu gözünü:

“Bir süre sonra ilgilerini kaybediyorlar; fakat bunu itiraf edecek kadar yürekli olamıyorlar. O gün geldiğinde ‘Sorun ne?’ diye kıvranıp duruyorsun, ‘Beni niye istemiyor acaba?’ diye kendini sorguluyorsun ve üzülüyorsun; oysa gelip bunu mertçe itiraf etse belki de o anda ondan soğuyacaksın, bu konuyu da kafana hiç takmayacaksın. Sıkılıyorlar; ama bir açıklama yapmak istemiyorlar!”

Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.