Anasayfa / Etiket Arşivi: Erasmus

Etiket Arşivi: Erasmus

20 Ay Sonra…

Blogumu ilk günlerinden beri takip edenler var. 2012 yılında bir hevesle yazdığım ve sonrasında burada kaderine terk ettiğim ilk yazıyı saymazsak, ilk blog yazımı 20 Haziran 2013 tarihinde yazdığımı söyleyebiliriz. “Hesaplayan adam” olmak istemiyorum ama bu geçtiğimiz hafta sonu blogun 20. ayını devirdiği anlamına geliyor… Dile kolay, 20 koca ay! Bana daha dün gibi geliyor ama burada 1.5 yıldan fazla zaman geçirmişiz. Cümleyi birinci çoğul şahıs ekiyle kurdum, çünkü duygularımı, çıkarımlarımı, düşüncelerimi ve yaşantımı sizlere anlatarak geçirdiğim bu 20 ayın hepsine benimle birlikte sizler de tanıklık ettiniz. Bunun için, blogumu okuyan, Ekşi yazılarımı ve ask.fm hesabımı takip eden, yazılarımı arkadaşlarıyla paylaşan ve -düşüncelerimiz tam olarak uyuşmasa bile- benim ne yapmak istediğimi anlayabilmiş olan herkese bunun için şükran borçluyum. Her Üşü takipçisine hayatıma eşlik ettiği için teşekkür ediyorum… İyi ki varsınız.

Devamını Oku »

Üşenen Adam Olma Rehberi

21 yaşıma kadar arkadaşlarımın, akrabalarımın yurt dışına gitmelerini uzaktan izledim ben. Belki de tek hayalim dünyayı gezmek olduğu halde, ailemin durumu da buna el verdiği halde gidemedim hiçbir yere; yıllarca öyle mahzun mahzun havaalanlarında milleti uğurladık, gelenleri karşıladık. Almanya’da yaşayan iki kuzenim de evlendi, davetiye gönderelim de düğünümüze gelin dediler, biz kalkıp düğünlerine bile gitmedik. Babamın 90’lı yıllarda iş için İtalya’ya gittiğini hatırlıyorum hayal meyal. Galiba bir defa da Almanya’ya gitmiş gençken, orada yaşayan halamları ziyaret etmeye… Sonra? Sonrası yok. Elinde imkan varken yok hem de. Adam makine mühendisi; iyi para da kazanıyor üstelik, ama yaşadığımız hayata bakıyorsun, tam bir işçi hayatı. Adam okumuş mu, okumamış mı belli bile olmuyor; oturma odasının ortasına yer sofrası kurup zeytin peynir yiyerek takılıyoruz. Türkiye’ye, hatta oturduğumuz semtin içine kısılı monoton bir hayat… Bu mudur yani? İnsanlar bu hayatı yaşamak için mi okullara girmek için, mezun olmak için yırtınıyor?

Hani derler ya, “Ulan bizimkiler okumuş olacaktı, önümde rol modelim olacaktı, ben nerelere gelirdim, Koç’u satın alırdım alimallah!” diye… Oğlum bizde hepsinden vardı işte ya. Yemin ediyorum vardı. Eczacısı, doktoru, mühendisi, hukukçusu… Sıra sıra dizerim sana bak, hepsinden var ailede. Ailemin neredeyse hepsi Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden mezun benim. Bir tek annem ev hanımı, onun dışında ailedeki herkes bilmemne teknik, filan üniversite çıkışlı. Üniversitelerin tek başına hiçbir boka yaramadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim sana. Bunun en yakın şahidiyim ben çünkü, sayfa sayfa anlatayım sana yani. Hani büyütüyorsun ya oralara girmeyi, hani beyninin devrelerini yakana kadar deneme çözüyorsun ya… İşte bizim evde onun en kralından çözmüşünden var. Neye yarar ki? Vizyonun olmadıktan sonra neye yarar? Üniversite dediğin şey bir altın semer yahu. Sen onun imkanlarını dibine kadar sömürmediğin sürece, sonunda çerçeveletip duvara çakacağın bir kağıt parçası veriyor okul sana ancak. Artık o kağıdı rulo yapıp… tüftüf oynarsın, başka ne yapacaksın ki? “Aman iyi bir üniversiteye gireyim…” E, gir, gir de, sen girdiğin gibi çıkacaksan o binadan ne anlamı var ki oraya girmenin?

Devamını Oku »

Bu Yazıyı Her Üniversite Öğrencisine Okutun!

Uzun süre yurt dışında yaşamış ve farklı kültürlere ait insanlar tanımış olmamın düşünsel olarak bulunduğum noktaya gelmemdeki katkısını yadsıyamam. Dilini, kültürünü ve adetlerini hiç bilmediğim bir ülkeye gidip orada aylarca kendi başımın çaresine bakabilmek, tanıştığım tüm o yabancı insanlara kendimi kabul ettirebilmiş olmak, yurt dışında kendime yeni bir hayat düzeni kurabilmek… Bütün bunlar geçmişte başarıyla geçtiğim zorlu sınavlardı. Bugün bu tecrübelerin bana kattıklarını fark etmemem mümkün değil. Bunların farkında olduğum için her fırsatta insanlara yurt dışına çıkmayı tavsiye edip duruyorum. Yazılarımı uzun süredir takip edenler hatırlayacaklardır; daha önce seyahat etmenin insana kattığı şeylerle ilgili bir yazı yazmıştım ve bu yazıda Interrail, AGH gibi seçeneklerle kısa süreli de olsa oldukça düşük maliyetlerle yurt dışına çıkabileceğinizden bahsetmiştim. Şu an yazdığım yazıyı da o yazının devamı gibi düşünün; fakat bu sefer kısa süreli seçeneklerden değil, gayet uzun süreli bir tecrübe fırsatından ve bunun nasıl makul bütçelerle halledilebileceğinden bahsedeceğim. Lafı uzatmanın anlamı yok, olayı tek kelimeyle özetlesem yeter: Erasmus!

VgyqmCDF

Uuu beybi!

Devamını Oku »

Seyahat Etmenin Dayanılmaz Hafifliği

Yaşadığımız ülkenin bir tür açık hava hapishanesi olduğunu düşünüyorum: İçine girmek pek de zor değil, çıkmak ise imkânsıza yakın. Tamam, Türkiye güzel ülke. Tamam, içinde dört mevsim de yaşanıyor ve doğal güzellikleri harika ama yine de sadece Türkiye’yi görmüş bir insan bununla nasıl yetinebilir ki?

Bugün ülkemizde sokaklarda dolaşan insanların geneline baktığınızda, çoğu insanın vize, uçak bileti masrafı, tecrübesizlik, dil bilmeme gibi problemler nedeniyle hayatında hiç yurtdışına çıkmamış olduğunu görüyorsunuz. Bu bana göre bizim insanımızın en büyük eksikliği. Diğer kültürleri tanımadan, diğer insanları anlayamazsın. Diğer insanları anlamadan da muhafazakârlığını ve kabuğunu kıramaz; dünya ile de kucaklaşamazsın. Batıyla farkımız işte tam da bu noktada başlıyor aslında.

Yukarıdaki fotoğrafı Ferdi Tayfur'dan Yaktı Beni parçası eşliğinde izleyiniz lütfen.

Ferdi Tayfur’dan gelsin: “Yaktı Beni.”

Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.