Anasayfa / Etiket Arşivi: Aile

Etiket Arşivi: Aile

Türk Kızının “Ménage à Trois” İle İmtihanı

Türkiye’deki hayattan keyif alamıyorum. İstediğin yere git, istediğin yemeği ye, istediğin otelde kal, istediğin yerde tatil yap, istediğin partiye katıl, çevrende gördüğün en güzel kızla çık, çevrende göremeyeceğin kadar güzel kızlarla çık, seks yap, daha fazla seks yap, sabaha kadar seks yap, mezun ol, iyi bir iş bul, iyi maaş al, İstanbul’da yaşa, Madrid’te yaşa, 19 ülke gez, en iyi arkadaşlarından birini alıp Avrupa’yı baştan başa dolaş, işinde terfi al, zekanı kullanarak hırsızlık yap, insanları kullan; kumar oyna, kumarda kazan, kumarda daha fazla kazan, daha fazla seks yap, iç, daha fazla iç, tıksırana kadar iç… Yok, yok, yok. Hiçbirisi uzun süreli mutluluk yaratamıyor. En fazla birkaç gün idare ediyor bunlar, sonra yine alıyor şehrin ve hayatın kötü enerjisi seni içine.

Yanlış anlamayın, aslında oldukça pozitif biriyim. Neşeliyim, sürekli gülerim, etrafımdakileri devamlı eğlendirmeye çalışırım. Kolay kolay somurturken bulamazsınız beni. Ama mutsuzluklarım de derinimde gömülü durumda duruyor. Her geçen gün biraz daha karanlık birikiyor oraya. Damla damla yiyor içimi içime attıklarım.

Soranlar olabilir, “e biz senin yaptıklarının çeyreğini bile yapamadık daha, ne yapalım amk, ölelim mi?” diye. Ölün amk. Gelin hep beraber “hehe hadiiii” diye atlayalım köprüden.

Devamını Oku »

Ailelerimiz Tarafından Anlaşılamamak Üzerine…

Okulu bitirdikten sonra babamın beni yanına çağırıp söylediği cümleyi unutamıyorum: “2 şey kaldı oğlum: İyi bir iş, iyi bir eş.”  “Ah be baba, ben nerdeyim, sen nerdesin” de diyemiyorsun ki adam böyle şeyler söylediğinde, he diyorsun, geçiyorsun. Adam öyle görmüş, öyle alışmış, doğru olarak onu bellemiş neticede. Ne benim evlilikle, bağlılıkla ilgili düşüncelerimden haberdar, ne hayatımda birinin olup olmadığından, ne de ideallerimden. 2014’te yaşamıyorlar ki. Hayır, anlatsan, “baba zaten hayatımda biri var” desen, bu sefer “getir bir görelim” diyecek, kızı müstakbel gelin tribine sokup el öptüre öptüre gezdirecekler evin içinde leş gibi. Bluzla muluzla tanıştığım, Starbucks’larda buluştuğum, beraber kırmızı şarap yudumlayıp Doğu Avrupa sineması hakkında atıp tutuştuğum caanım kızı iki dakikada Türkmen beyi eşine çevirecekler en yöreselinden. Yörük yörük dolandıracaklar kızı evde. “LANET OLSUN SUSUUUN!!” diye bağıracaksın içinden ama bir şey de söyleyemeyeceksin kırmamak için. Öylece hürpletilecek Türk kahveleri, yenilecek kuruyemişler. Her gün yeni bir facepalm projesi gibi.

Yok baba, kalsın.

Devamını Oku »

Gece Yarısından Önce…

Ben özünde tek eşli olan bir adamım aslında. “Hadi be Üşü, saçmalıyorsun!” diyenleri duyar gibiyim. Hayır, çok ciddiyim! Bazı zamanlar tek istediğim şey, arkama yaslanarak -olmayan- sevgilime sarılmak ve onunla en sevdiğimiz diziyi izlemek oluyor. Sohbet etmek, gülüşmek ve sonra 463493. sevişmemiz için onu yatak odamıza götürmek. Çocukça bir laf ettiğimde bana “şapşal” demesini ve gülmesini izlemek. Gülerken gözlerinin içinin gülmesini görmek hatta. Ya da bir sabah güneşin ilk ışıklarının perdenin aralığından süzülüp yüzüne vuruşunu seyretmek. “Heey! Uykucu Üşenen! Kahvaltı hazır!” diye kapıdan bana seslenmesine uyanmak bir hafta sonu. Belki de daha “etkileyici” yöntemlerle uyandırılmak… Evet, bazen içimden geçen tek şey bunlar oluyor.

Before-Sunrise

Tam olarak bundan bahsediyorum…

Devamını Oku »

Kadınlar Artık Özgür!

Karışık olan ülke gündeminde gözden kaçan bir karar verildi geçenlerde; Anayasa Mahkemesi, hiç beklemediğim çağdaşlıkta, alkışlanacak bir karar verdi ve evlenen kadınların kocasının soyadını alması zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Beni bilen biliyor, ben zaten evliliğin toplum ve birey için gerekli olduğuna inanmayan bir insanım. Bu yüzden bu karara iki defa sevindim. Birincisi, evliliği sapıkça savunan bu ataerkil toplumun ağzına vurulmuş güzel bir tokat olduğu için, ikincisi de kadının evlilikte erkekle eşit seviyeye gelebilmesinin sonunda sağlandığı için. 

Bu karardan sonra artık istedikleri takdirde kadınlar evlendikten sonra kendi soyadlarını koruyabilecekler. Olayın başlama sebebi şuymuş: İstanbul Barosu’na bağlı bir avukat olan Sevim Akat Eşki, evlendikten sonra çifte soyad kullanmanın yaşattığı zorluklardan ötürü evlilik öncesi soyadı Akat’ı tek başına kullanmasına izin verilmesi talebiyle dava açmış. Dava Fatih 2. Aile Mahkemesi’nce reddedilmiş. Bunun üzerine Sevim Akat Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuş. Başvuruyu kabul eden AYM, kocanın soyadını kullanma zorunluluğunun Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiş. Kısacası artık evli kadınlar tek tek dava açarak evlilikte kendi soyadlarını kullanma hakkına sahipler.

Devamını Oku »

Özgür Bir Birey Olabilmenin Yolları

Uzun süredir kendimi bir toplumsal birliğe, bir ırka ya da bir gruba ait hissetmiyorum. Duygulanımlarım, düşüncelerim ve hareketlerim uzun zamandır yalnızca kendime ait; kendi fikirlerimi, okuyarak ve sorgulayarak kendim belirliyorum. Kimsenin güdümünde değilim, hiçbir zaman da olmadım. Bireyciliği savunmamın bunda etkisi oldukça büyük. Toplumların ileriye gitmesinin, o toplumun içindeki bireylere farklılaşma imkanı tanınmasıyla mümkün olacağını düşünürüm. Bu nedenle, birey üzerinde uygulanan her türlü denetime de karşıyım. Fakat içinde yaşadığımız toplumda özgür bireyler olarak yetişmenin ne kadar zor olduğu da hepimizin malumu.

Otorite, daha bizler ufak bir çocukken, ailenin içinde kendini gösteriyor. Çocukluk çağlarımızın başlarından itibaren ailelerimiz oldukça sert bir tutum göstererek bizi baskı altına almaya, korkutmaya, kendi doğrularına doğru yönlendirmeye ve yasaklarla “eğitmeye” çalışıyorlar. Çoğu zaman düşünce tarzımıza ve kendimizi ifade ediş şeklimize karışıyorlar, hareketlerimizi kısıtlıyorlar ve üstelik bütün bunları iyi bir amaç doğrultusunda yaptıklarını düşünüyorlar. Bu ağır baskıya ve yasaklara yalnızca aile içinde maruz kalmıyoruz elbette; sokağa çıktığımızda, bizi kendi hayatlarındaki sıkıcı tekdüzeliğin çizgisine çekmeye çalışan bir çevre ve otoriter bir devlet anlayışı karşılıyor bizi. Devlet, toplum ve aile, bize istediğimiz hayatı yaşamamamız için, kendimiz olmamamız için, adeta psikolojik -ve bazen de fiziksel- bir savaş uyguluyor. Özellikle de kadınlar toplum içinde bu baskılara yoğun şekilde maruz kalıyorlar. Bunun sonucunda da, “doğru olanın” bize dayatılan biçimde yaşamak olduğuna inanan ve bir sonraki nesli de bu yasaklar çerçevesinde yetiştirmenin hırsıyla yanıp tutuşan nesillere sahip oluyoruz ve bu döngü de böylece sürüp gidiyor – tıpkı ünlü “beş maymun” deneyinin bize işaret ettiği gibi.

Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.