Anasayfa / Apolitik Özal Gençliği

Apolitik Özal Gençliği

Hiçbir Zümreye Ait Olamayan Adam

Pazar günü St. Antuan Kilisesi’ne uğradım. Oraya en son lisede gitmiştim, yani neredeyse on yıl geçmiş üzerinden. Hatırlıyorum, yine bir Pazar günüydü, okul arkadaşlarımla beraber gitmiştik. Gerçekten unutulmaz bir deneyimdi benim için. Yapının haşmetini, simetrisini, atmosferini falan bir tarafa bırakın, sınıf arkadaşlardan birinin sıraya oturup kapüşonunu kapatarak film sahnesi tadında dua edişini gördüğümde yaşadığım “başkası adına utanma” hissini nasıl unutabilirim ki? En basitinden bunu söyleyin bi bana! Kilisenin mimarisini filan salla şimdi, bana şuna cevap ver: İki elini yumruk yapıp burnunun ucuna götürmüş herif, eğmiş başını, bir şeyler mırıldanıyor. Sen de “yok artık, bi saniye, nasıl ya?” diyen gözlerle az önce köşede döner yediğin arkadaşı seyrediyorsun. Ulan daha demin dönerciye “abi eti nerden alıyosunuz?” diye soru sormaya çalışıyodun, ne ara 12 havari kesildin amk? Ne diye dua ediyor olabilirdi ki ayrıca? “Tanrım, şimdi o kahrolası haçtan in ve bize lanet olası bir yol göster ha?” Rol kesmeye bak ya, özentiliğe bak… Jesus Christ! 🙁

İşin şakası bir tarafa, yıllar önce Müslüman olarak -biraz da çekinerek- girdiğim o kiliseye bu sefer bir ateist olarak girdim. Aşağı yukarı her şey aynıydı; sıralar, turistler, “işte bunların hepsi İncil” diye dalgaya vurduğum din kitapları… Sanırım bir tek ben değişmişim. Bu düşüncelerle etrafta dolaşırken daha önceki gelişimden hatırlayamadığım bir şeyi fark ettim: İki tane ağaç görseli asmışlar kilisenin panosuna, ağacın dallarına da bazı kelimeler yazmışlar. Yaklaşıp okumak istedim üzerindeki notları. İlk ağacın kökünde “mütevazilik” yazılıydı, ondan çıkan dallarda da hep “iyi” şeyler yazıyordu: “çalışkanlık”, “adalet”, “huzur”, “sabır”, “istikrar” filan… Diğer ağacın kökünde de “kibir” vardı ve dallardaki kelimeler de aşağı yukarı şu minvalde gidiyordu: “hırsızlık”, “para hırsı”, “böbürlenmek”, “inatçılık”, “sarhoşluk”, “uygunsuz eğlence”…

“Bak”, dedim kız arkadaşıma, “bunların hepsi bende var.”

Güldü. Gerçekten de kontrol ettik, kötülük ağacında bulunan aşağı yukarı bütün kötülüklere sahiptim. “Şehvet?” Hiç sıkıntı yok. “Kendini beğenmişlik?” Sorman hata. “Dünyevi Zevklerden Hoşlanma?” Ver gelsin. “Fiziksel zevkler?” Adres belli. “Rab’den nefret etme?” Ben ona öyle bir görev vermedim!!11 Ama arkasından kontrol ettik, iyilik ağacından da birçok özelliği taşıyordum içimde. Hepsi yoktu tabii ki, mesela bekaret ne ulan allahlı?! İman, saflık filan. Geçiniz bu ayrıntıları pls, ok tşk.

O “iyilik ağacı” beni geçmişime götürdü ister istemez. O “kötü” özelliklerden hiçbirini taşımadığım, iyilik ağacını da eşşek ölüsü gibi omuzladığım saf yıllarıma… Eskiden böyle değildim ben, hiç değildim.

Devamını Oku »

Ailelerimiz Tarafından Anlaşılamamak Üzerine…

Okulu bitirdikten sonra babamın beni yanına çağırıp söylediği cümleyi unutamıyorum: “2 şey kaldı oğlum: İyi bir iş, iyi bir eş.”  “Ah be baba, ben nerdeyim, sen nerdesin” de diyemiyorsun ki adam böyle şeyler söylediğinde, he diyorsun, geçiyorsun. Adam öyle görmüş, öyle alışmış, doğru olarak onu bellemiş neticede. Ne benim evlilikle, bağlılıkla ilgili düşüncelerimden haberdar, ne hayatımda birinin olup olmadığından, ne de ideallerimden. 2014’te yaşamıyorlar ki. Hayır, anlatsan, “baba zaten hayatımda biri var” desen, bu sefer “getir bir görelim” diyecek, kızı müstakbel gelin tribine sokup el öptüre öptüre gezdirecekler evin içinde leş gibi. Bluzla muluzla tanıştığım, Starbucks’larda buluştuğum, beraber kırmızı şarap yudumlayıp Doğu Avrupa sineması hakkında atıp tutuştuğum caanım kızı iki dakikada Türkmen beyi eşine çevirecekler en yöreselinden. Yörük yörük dolandıracaklar kızı evde. “LANET OLSUN SUSUUUN!!” diye bağıracaksın içinden ama bir şey de söyleyemeyeceksin kırmamak için. Öylece hürpletilecek Türk kahveleri, yenilecek kuruyemişler. Her gün yeni bir facepalm projesi gibi.

Yok baba, kalsın.

Devamını Oku »

Dışa Kapalı Türkiye, Dış Kapının Dış Mandalı Kapıkule

Mantıklı nedenlerle karşı çıkılsa anlarım; ama Avrupa Birliği’ne körü körüne karşı olan, Batılılara anlamsız bir nefret duyan insanları anlamakta gerçekten güçlük çekiyorum. “Avrupalılar şemsiyeyi pencerelerden sokaklara döktükleri boklar yüzünden icat etmişler!” falan diyerek Batı toplumlarını küçümsemeye çalışan, yıllarca Batı’nın gerisinde kalmanın ezikliğinden bu şekilde kurtulduğunu zanneden ilginç insanlar var bu ülkede. Oysa durup biraz düşünebilseydik, bugün elimizdeki pek çok kazanımı -oturduğumuz apartmanlardaki doğal gaz borularının durup dururken havaya uçmamasını dahi- AB ile yürütülen müzakereler sayesinde sahip olabildiğimiz bir tutam AB standardına borçlu olduğumuzu görebilirdik. Fakat bunu göremeyen insanlar yüzünden 1963 yılından bu yana Avrupa Birliği kapısında keriz gibi bekletiliyoruz.  Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde geldiği son durumdan haberdar mısınız bilmiyorum. İsterseniz ben 2005 yılından bu yana gelinen noktayı size kısaca özetleyeyim: 2013 yılı itibariyle, üyelik müzakerelerinde açılması gereken 33 fasıldan henüz yalnızca 13’ü açılabildi. Bizden iki yıl önce üyelik başvurusu yapan Hırvatistan ise geçtiğimiz aylarda AB’nin 28. üyesi olmayı başardı! Elbette bu başarısızlığın bahanesi de hazır: “Bizi aralarına almıyorlar; çünkü Avrupa Birliği Müslümanlara karşı!” Oysa neresinden bakarsan bak, ortada büyük bir çuvallama söz konusu; fakat bu şikayet toplumda gür bir şekilde seslendirilmeyince bunu söylemenin de pek bir kıymeti harbiyesi kalmıyor tabii ki. Sokaktaki insanlara “AB politikamız berbat, yıllardır AB’ye giremiyoruz… Ne düşünüyorsun?” diye sorulduğunda, “Avrupa’da da gıriz var, orda da iş yokku!” deyip geçiyor adamlar. Sokaktaki insanların pek çoğunun AB’ye katılmanın ülkeye katacaklarından haberi yok. Yalnızca bugünü düşündüğümüz için, kimsenin gözü kendi çıkarından başka hiçbir şeyi görmediği için burada böyle tıkandık kaldık işte.

20091220010439yajbrljjxofjhji

Fasıl mı dedin?! Ahaay canım benim bee! Dert ettiğin şeye bak!

Devamını Oku »

Egemen Bağış’ın zekasıyla neler yapılabilir?

1) Yemek yiyebilir, su içebilirsiniz.
2) Yatağınızı bulup, yorganı açıp uyumanız mümkündür.
3) Peker Açıkalın’ın oynadığı filmleri %100 anlayabilirsiniz.
4) Yardım almadan üzerinizi değiştirebilirsiniz.
5) Avrupalılara “Put it into your appropriate place” gibi muhteşem cümlelerle kapak yapabilirsiniz.
6) 2012 Avrupa Birliği İlerleme Raporu’na karşı “Rapor öyle olmaz, böyle olur!!!11” diyerek kendi ilerleme raporumuzu yazabilir, sonra “Bu da Avrupa Birliği’ne kapak olsun” modunda gururla kameraların karşısına geçebilirsiniz.
7) Bakanlık sitesine yazdığınız bütün yazılarda soru işaretlerinden önce boşluk bırakabilir, diplomatik bir üslûpla yazılması gereken bir belgede, “Turkey is not a banana republic!!!111”, “Eğer dertleri buysa hiç kusura bakmasınlar. Tayyip Erdoğan’ın liderliği altında eziliyor olmak bu ezikliği yaşayanların sorunudur!!!!!” gibi anlamlı cümleler kaleme alabilirsiniz.
8) Hepsinden daha güzeli, bu ülkede bakanlık yapabilirsiniz.

5.1.2014 tarihli edit: Sonunda! 🙂

#DirenGeziParkı ve Sonrasına Dair

İtiraf ediyorum: Gezi Parkı’na yapılacak AVM’nin projesini olaylar başlamadan çok önceden görmüştüm ve “laissez faire” kafasında biri olduğum için sallamamıştım. Benim bu direnişe müdahil olmam -bir çok insan gibi- zurnanın zırt dediği yerde, yani polisin gösterdiği orantısız şiddeti, attığı gazı, vurduğu copu, yaptığı yamuklukları gördükten sonra oldu. (yani 31 Mayıs’ta; o günden kalan şöyle bir Ekşi Sözlük entry’m var.) Elbette yediğimiz onca gazdan sonra “Tayyip abi, gel Topçu Kışlası yap, içinde Saray muhallebisi yiyelim.” diyecek değilim. Orası için savaşıldı, orası bizim için her zamankinden daha değerli bir yer artık. Zaten şu saatten sonra yapabilecekleri en mantıklı hareket oraya sadece daha büyük bir park yapmak olur sanırım.

Gezi Parkı Hatırası

Gezi Parkı Hatırası

Peki Gezi Parkı olayı ve devam eden süreçten ne anlayabiliriz? Bunu Ekşi Sözlük’te şu entry’de yazmıştım. Gelecek için tahminlerimi de 2 Haziran günü şu entry’de yazmışım. Aynı şeyleri tekrarlamak istemiyorum. Tek bir özet yapmam gerekirse şöyle diyebilirim: kazanan Türkiye oldu.

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.