Anasayfa / Üşenen Adam'a Dair / Allah Belanı Versin Monopoly!

Allah Belanı Versin Monopoly!

Bir hayat arkadaşına sahip olabilmek güzel bir lüks. İnsan kendisini “tamamlayacak” gibi duran birini tanımaya başladığında Monopoly’deki Get Out of Jail Free kartını çekmiş gibi heyecanlanıyor. “İşte!” diyor, “sonunda buldum onu!!!! Hayat, çok çektirdin bana ama işte şimdi ağzına sıçtım senin!!!1” Ah be şampiyon, ah be. Ah be diyorum… Bütün o heyecanlanmalar boşa aslında, farkında değilsin. Gel, ben sana oyunun sonunu baştan söyleyeyim: Ne o kart seni hapisten çıkarabilecek, ne oyun sana Dolapdere’den başka bir yerde arazi verecek. Gideceksin, geleceksin ve sürekli aynı duvara toslarken bulacaksın kendini. 

İlişkilerin özeti bu: Tarabya’da varını yoğunu kaybettikten sonra sonra mal gibi 1-1 atıp Yeniköy’deki otelin üzerine bok gibi konmak.

Hangi kızla kanka muhabbetine girdiysem mutlaka bu konuyu açmışımdır ve daha bana hak vermeyenine rastlayabilmiş değilim: Benim kafa dengi bir kız arkadaş bulabilmem mümkün değil. Benim önem verdiğim şeylerin kadın milletinde bir karşılığı yok çünkü. Ben ne istiyorum: Claire Underwood gibi bir kadın. Ve düşün, dizide o bile kezbana bağladı, Francis reise problem çıkarmaya başladı (House of Cards – Sezon 3). Düşün, dizinin senaristi bile yarattığı ütopik karaktere bakıp bir yerden sonra “yok artık LeBron James” moduna girdi ve karakteri kezbanlaştırdı. Mümkün değil çünkü. Bizim gibi pragmatist erkeklerin arkasında durabilecek, onu destekleyebilecek karakterde bir kadının bu dünya üzerinde nefes alıyor olması mümkün değil. Aynı anda hem mantıklı olup hem de eğlenceli olabilen (Üşü gibi) bir kadın yok. Yok. Hormonların etkisinde sağa sola sürüklenmekten kendilerini alıkoyamıyor kadınlar. Bundan daha önce de bahsetmiştim. Bana hayatını duygusal kararlar vermenin çemberinden çıkarabilmiş bir kadın gösterin, dünyayı yerinden oynatayım. Bana bir tane mantığı duygularına baskın gelebilen, eli yüzü düzgün bir kadın gösterin ya! Bana dün x dediğine bugün y, y dediğine x, x dediğine “2x+y+z-z-y-2x ay bilmiyorum Fatih gelme üstüme” demeyen, bu derece dengesiz olmayan bir kadın gösterin. Mantıklı olan çözüm gözlerinin hemen önünde dururken vermeleri gereken en basit kararı veremiyorlar. Occam’ın usturası be bacım, budayıvereceksin, bitecek. Budayamıyor, beceremiyor. Resmen hatunda öyle bir kapasite yok. Adam kızı DÖVÜYOR mesela ya, ötesi yok, DÖVÜYOR ve aynı hatunu yine elemana aşkla bakarken görüyorsun. Hakaret ediyor, eziyor, hayatına karışıyor, kavga çıkartıyor, huzursuzluk aralarından hiç eksik olmuyor, ama bakıyorsun, ayrıl(a)mamış kız.

Uç örnekler vermeyeyim, tamam. Başka bir kız düşün; kızı güzel buluyorsun, hoşlanıyorsun. Instagram hesabına denk geliyorsun sonra. Kedili fotoğraf, tamam. Kahve, kitap, yağmurlu cam, kabul. İzmir’de denizli bir fotoğraf: #izmir #deniz #vapur #iskele #bulut #photo #picoftheday #photooftheday #instagood, annesiyle “annemm iyiki doğdun aşkımm” fotoğrafları, ablanın bebeğiyle fotoğraf, Instagram efektleri, efekt, efekt, efekt. Kankalardan “offf çok tontişşşş yaa ikinizide çokk öptümmm” cevapları… Bunların hiçbirisi sorun değil. Normal bunlar, bunlara alıştık artık. Fotoğrafları oflaya puflaya geçiyorsun ve sonunda bir tane video geliyor karşına. Tıklıyorsun, bir de bakıyorsun ki hatun kareokede “hadi hadi hadi hadi hadiiiiiiiiii” yapmalı video paylaşmış. Hahaha, hassiktir yaa, yok artık! Orda dur bi dakka. Abi, güzelsin diye bunu yapma ayrıcalığın yok bence ya. Dünya bu kadar anlamsız bir yer olmamalı. Tamam, sarhoş olup saçmalamak süper zevkli, bununla bir problemim yok da, gidip gurur duyar gibi ertesi gün o anın videosunu mu oraya koydun? “Of yaaa dün çok salaktık” diye kahkaha atılıp geçilecek bir saçmalama anını o minik butonlara tıklaya tıklaya next next next yapıp yükledin mi oraya yani? Cidden mi? Baya efekt filan da vererek? Üstelik şarkıyı söylerken gözlerinden o ufak beyninin içindeki düşünceyi de cam gibi izliyorum:

Seni unuttum tamam mı :(( Çapraz yatıyorum yatakta :((( Gittiysen gittin amaaa-aan! Koyvermişim beeeee! Hadi hadi hadiiiiiiii kızlaaarrrr! Keşke o da burda ols… of gerzek herif niye gittin amk ya of ya herşeyin içine sıçtın işte aptal aptal aptal aptal! 🙁

Gözlerin böyle bağırıyor bana. Bu “tahmin edilebilir” olma durumunun benim gözlerimde seni bitirişini hiç saymıyorum bak, işin o tarafına hiç girmiyorum. “Annem bana salak kızım derdi çocukken” E haklı amk. Ellerinden öpüyorum dertli anamın.

fff

– Elleri göremiyorum?!

Facepalm: Sadık Yarim Reloaded

Konuyu daha iyi anlayabilmeniz için bir anekdot paylaşayım sizlerle. Babası pilot olduğu için her sene birkaç farklı noktaya (yurt içi – yurt dışı fark etmeden) bedava uçak bileti alabilen ve aynı zamanda annesinin öğretmenliğinden ötürü yeşil pasaportu da olan ultra şanslı bir arkadaşım var. Düşün, biz elimizdeki kurtlu, bitli kırmızı pasaportçukla konsolosluk konsolosluk koşturup elimizdeki 1500 çeşit belgeyle etrafta mal mal dolanarak “abi allah çarpsın dönercide kaçak çalışıp oto teybi çalmaya gelmiyorum ya :(” diye vize görevlilerini ikna etmeye çalışırken, 9 yerine 10 günlük Schengen vizesi alabilsek yüzümüzde güller açarken herif beleş uçak bileti ve vizesiz seyahat imkanlarıyla bir rüyayı yaşıyor. Bir rüya için ağıt amk. İşte bu herife bir seferinde denk geldim, “hafta sonu yurt dışına çıkıyorum” dedi. E haklı, afedersin o çıkmayacak da ben mi çıkacağım? “Oo, yolculuk nereye” diye sordum. Cidde dedi ya herif. Şaka değil, Cidde dedi. Cidde mi dedim… Cidde mi?! Cidden mi?!

Az önce anlattığım kızla aynı mantık işte. Bunu yapan adamın batı ülkelerinde gördüğü 3 şehir yok daha. Lan uçup Brugge’a gitsene mesela, di mi? Brezilya turuna falan çıksana, egzotik bir yerler görsene biletsiz biletsiz. Gidip en pahalı uçak bileti nereyeyse o şehre uçsana ya en basitinden, yeşil pasaportun elinden gitmeden vizeyi zor veren bir yerleri görsene. Gir uçak biletlerine, en pahalı nereyeyse oradan başlayarak her yere uç. Abi Cidde ne ya. Çıldırıcam, o kadar yer içinde o mu amk. Bu kızda da aynı. Çekilebilecek o kadar video içinde o mu? O kadar güzelsin ve bana o güzelliğinle sunduğun şey elinle değnekçi hareketi yapa yapa hadi hadi hadi.mp3 müdür amk. Vizyon bu noktadaysa biz kapatalım dünyayı gidelim.

- Ne var olm, gayet güzel ki Cidde. HAYIR GİTTİN Mİ?

– Ne var olm gayet güzel ki Cidde. HAYIR GİTTİN Mİ? GİTTİN Mİ?! Ee?

Çok mu umutsuz görünüyorum oradan? Büyük soruyu bekletmeden sorayım: Neden aynı anda hem büyüleyici bir güzellik, hem de muhteşem bir zeka uyumu mümkün olamıyor? Tesadüfen, biraz ağırbaşlı, hafif düşünceli duran bir kız buldun diyelim. Deminki değnekçi kız kadar güzel değil belki ama en azından düşünen bir tip, daha kaliteli paylaşımları olur diyorsun kendine ve buluşmaya karar veriyorsun. Oturuyorsun karşısına, tanımaya çalışıyorsun ve görüyorsun ki muhabbet zerre akmıyor. Kız ÖLÜM GİBİ ciddi. Götünü yırtıyorsun muhabbet yürüsün diye. Konudan konuya atlıyorsun, kızın gözlerinde en ufak bir yaşam pırıltısı oluşmuyor ya. “Eve gitsem de Bülent Ortaçgil ve Princess Chelsea – The Cigarette Duet dinleyip Cezmi Ersöz kitaplı Tumblr paylaşımı yapsam” bakışlarıyla durgun durgun bakıyor yüzüne amk. Yılmıyorsun, direniyorsun; en kral esprini gülücükle karşılıyor insafsız. Gülücük lan. Ben 25 yılımı verdim o espriye aq. O gülmediğin espriye, evet! Gülmedin ona yaaaaa! Şaka mı bu abi? Sikerim belanı Diablo. Amk böyle işin yaaa, küstüm amk, gidiyorum ben eve.

Kısacası, hatun güzel olsun diyorsun, adına mantık denen süzgeç o minik beyne uğramıyor. Hafif düşünen bir şey buluyorsun, karşına geçip YETİM HAKKI YİYOR. (O espri 250 yetimin yüzünü güldürebilirdi) Hem eğlenceli, hem de düşünceli bir şey olsun diyorsun, bu sefer de karşına abi’li mabi’li konuşan saçı kızıl boyalı 96 kiloluk Sevtap çıkıyor.

Bi dur Allah aşkına Sevtap ya, abi akşam kopuyo muyuz diye sorma bana artık, zaten ortalık karışık.

Büyük lokma ye…

Ben sevilmek isteyen ama sadece sevgi ile yetinemeyen bir adamım, daha genel bir ifadeyle yetinemeyen bir adamım. En azından bu döneme kadar hep öyle oldum. Hayatta mutlu olmamı büyük ölçüde engelleyen fakat beni ileri götürdüğüne inandığım için oldukça da barışık olduğum bir husus bu. Ama birisini olduğu gibi kabul etmek konusunda büyük problemler yaşadığım da bir gerçek. Hayatta her şey için olduğu gibi sevgili sahibi olmak için de düşünce yapım mantık üzerine kurulu. Normalde karşıyım buna, evet. Yani yapısal olarak ilişki sahibi olmak çok çekici gelmiyor. Her gün aynı yemek yenir mi amk :(. Ama Türkiye’deysen, çalışansan ve işin gerçekten yorucu ve rutini olmayan bir işse durum değişiyor.

Erasmustaki son günlerimde internetten bir kızla tanışmıştım. İstanbul’daydı; okulu bitirmişti, çalışıyordu ve ailesiyle yaşıyordu. Benden hoşlandı. (bu gerçi haber değeri taşımayan bir bilgi, neden yazdıysam 🙁 ) Birkaç mesajlaşma, biraz mailleşme, bir tutam Skype başında öpücük verme seansı, baktım ki seks ihtimali romantik bir solcunun devrim umutları gibi ufuklarda ışıl ışıl parlıyor, başladım eve çıkması konusunda kıza telkinlerde bulunmaya. Allem ettim, kallem ettim, “özgürlük” dedim, “yaşın 26” dedim, oradan girdim, buradan çıktım ve en büyük hobisi annesinin dizinin dibinde çekirdek çitleyip bilgi yarışması seyretmek olan bu ev kuşunu Türkiye’ye dönmeden önce eve çıkarmayı başardım! Oh yeah, sonra da başladım evinde kalmaya. Hotel, motel, holiday inn amk. 🙁 

Hatunun hayatında işi dışında yaptığı iki şey vardı: 1) Benimle vakit geçirmek, 2) Torrent’ten dizi ve anime çekip izlemek. Evine yürüyüp merdivenleri çıkardım, kapının eşiğinden gülümseyerek benim merdivenleri çıkışımı izlediğini görürdüm. Her gün aynı şey: beyini bekleyen ev hanımı gibi kapıda beni izlerdi. (Hoşuma gitmediğini söylemiyorum.) İçeri geçtiğimde aç mısın diye sorardı, muhtemelen güzel bir yemek pişirmiş olurdu. Beni doyurduktan sonra da bilgisayarının başına geçerdi. Buraları güzel tarafları zaten. İşin sıkıcı kısmı da bundan sonra başlıyordu. Leş gibi diziler, animeler… Her akşam hop, zıp, vop diye sağa sola atlayan Son Hava Bükücü filan izlenirdi evde. Son hava bükücü ne aq. Ve seks yapılır, uyunurdu. Ertesi gün yine aynı şey. Sonraki gün tekrar aynı şey.

O kızla çıkarken kendime şöyle bir söz vermiştim: “Çalışma hayatına başladığımda böyle umutsuz bir rutini benimsemeyeceğim, işten geldikten sonra tek eğlencem evde dizi izlemek olmayacak!” Aradan yıllar geçti, bugün eşşek gibi çalışan bir insan olarak takip ettiğim dizilerin bir kısmını izninizle sıralayayım: The Mentalist, Suits, Hannibal, Forever, House of Cards, True Detective, Sherlock… Neyse, anladınız siz.

Kelini sikem.

Kelindeki okun amk.

Bu rutinin içinde, eve yorgun argın geldiğim bu büyük enerjisizliğin arasında zaten beyin terk bir ırk olan kadınlarla onları tavlamak için enerji harcamak bana çok saçma gelmeye başladı. (“Beyin terk” ifadesini cinsiyetçi bir söz olarak olarak almayın, beklentilerimin yüksekliğinden kaynaklı bir hayal kırıklığı olarak okuyun, eminim ki bizim cinsin içinde de gerzeklik oranı en azından kadınlarla eşittir.) Enerji harca, uğraş, tavlamaya çalış, ikna et, yemeğe çıkar, beklentiye gir ve sonunda dümdüz bir şey çıksın. 24 saat kuziş muhabbeti dinle. Büyük hayal kırıklığı. Uğraşılmıyor. İş güç olmasa avlanmak kendini “oyunda” hissettiriyor, ama yoğunluk varken kafam kadın milletini kaldırmaz oldu açıkçası. Ve sonunda, “en iyisi,” dedim, “ben bir sevgili yapayım, takılayım.”

Sevgili konusunda son gelişmeler

İtiraf edeyim, hatun beni Üşenen Adam kimliğimle tanımış birisi. Baya, bildiğin yazılarıma internette denk gelip bana Kik’ten yürüyen kızlardan biri (nick: Usenenadam ;)). Ben buradan tanıştığım biriyle görüşmeye karşıydım. Geyik yapıyoruz tamam ama “kız götürmek için yazıyor” demesinler diye düşünüyordum, iş oralara gelsin istemiyordum. Hâlâ da karşıyım, ama o kadar çok emek harcadı ki en sonunda “demek ki güzel seviyor, hem benim de sevgiye ihtiyacım var, kendimi göstereyim bari şuna” dedim. Galiba sevgi benim yumuşak karnım. Ve buluştum. Buluşmadan önce, ilişkiye başlama yolundayken ona ilk söylediğim şey buydu: “Haziran’a kadar devam edeceğiz, sonrasına bakacağız.” Futbolcu sözleşmesi gibi. 2+1 yıllık, 3+1 kontratlar falan yapıyorlar ya hani, iki taraf da evet derse +1 opsiyonla aynı kontrat uzatılıyor falan. Bizim ilişkide de anlaşmayı o şekilde yaptık. Yaptım daha doğrusu. “Haziran’a kadar takılıp sonra devam edip etmeyeceğimize bakacağız” dedim, canım benim, kabul etmek zorunda kaldı.

Buna “Oha Üşü, ne hayvansın, ilişkiye hiç öyle başlanır mı!” diyorsan sen beni hiç anlamamışsın demektir.

- Çok cahilsin, keşke ölsen.

– Çok cahilsin, keşke ölsen.

Bulduğum kız nasıl bir kız peki?

Bazı artıları:

  • Söylediğim gibi, güzel seviyor. Her sabah bana mutlaka günaydın mesajı atıyor, akşamları iyi geceler mesajı atıyor. Sevdiğini hissettiriyor, ilgi gösteriyor. Orada seni seven ve senin için emek gösteren birinin olduğunu biliyorsun, bu büyük bir rahatlık.
  • Çok tatlı, güzel bir kız. Çok kedi. 🙁
  • Şu ana kadar hiç anlamsız konuları büyüttüğünü görmedim. Klasik bir kız gibi trip atmıyor, sıkıntı çıkarmıyor. Akarı, kokarı yok. Bunda büyük ölçüde onun da yorucu bir işte çalışıyor olmasının payı illa ki vardır. Üniversiteli kız çalışan erkeği yeterince anlayamaz diye düşünüyorum, malum, boş vakti çok. Ama aynı anda ikimiz de rahat olsaydık bile saçma sapan şeyleri büyütecek biri olmadığını biliyorum. Bu benim için önemli bir konu.
  • Her hafta sonu otel ayarlıyor. (+150 aşk points)

Eksileri:

  • Kendisinin de kabul ettiği bir gerçek bu: Fazla düşünceli değil. Yaşıyor, geçiyor. Biraz sığ. Ben 3 hafta önce Beyoğlu’nda kestane yerken yediğimiz 7. kestanede ikinci ısırığı kimin aldığını bile hesaplayan kafayı kırmış bir tip olarak kendisiyle bu konuda frekans uyumsuzluğu yaşıyorum. Derinlik olarak eksiklikleri var.
  • Fazla heyecanlı değil. Yeni bir mekan keşfediyoruz, ben şöyleyim: “Olllllllleyy beeeee!! Yemekler süperdi aşkım di mi ya, off mezeler filan Antakya mutfağı süper ve ilgi alaka da süperdi resmen! Olley süper yaa çok sevindim burayı bulduğumuza!!! Di mi canım sık sık geliriz artık!?” O: “Evet.” (-_-)
  • Fantezi diye bir şey yok. Dümdüz amk. Bir iki kere seviştikten sonra içgüdüsel olarak biraz farklı bir şeyler yapmak istiyorum, değişik bir şeyler denemek istiyorum. “Abi de bana!!!1” diyorum demiyor, bakkal amca de diyorum demiyor, kantinci Suat abi de diyorum, demiyor. Tecavüz fantezisi yapayım diyorum, böbreğini de alıp evden öyle çıkacakmışım korkusunu takınarak “imdat yardım edin!!” modlarına gireceğine “of süper aşkım hiç bozma” filan diyor. Lan? Tecavüz ediyoruz? “Aşkım ha tecavüz mü dedin duymamışım pardon”. Allah belanı vermesin yaaa… Hepsini geçiyorum, “tamam, senin fantezin ne, onu yapalım” diyorum. Yok ki! Baya yok. Hiç düşünmemiş üstünde, beynin o lobu boş amk. Düşünüyoruz, düşünüyoruz, bulamıyoruz. Aşkım şu? Yok. Bu? Tırt. Şunu şöyle yapsak? Saçma. Eeee amk. Benim gibi hayatında sevgililik diye bir kurum kuruluş yer almamış, böyle uzun süreli şeylere alışkın olmayan bir bünye bu sefer her seksi deja vu gibi görmeye başlıyor. Sevmediğimden falan değil, değişiklik olmayınca “lan ben bu gelip gitmeyi daha önce yaşamamış mıydım?” modu geliyor ister istemez.
  • En büyük problem: Üşü’den ziyade Fatih’e aşık. Fatih kim amk, ölsün pezevenk.

Neyse, işte aşağı yukarı böyle bir kız. Seviyor, ilgi gösteriyor ve ben de güzel vakit geçiriyorum, yürüyor bir şekilde. Geziyoruz, tozuyoruz, sosyalleşiyoruz. Tam bir B1 işte. Ben de idare etmeyi öğrendim B1’imle. Dünyanın en büyük aşkı değil ama birlikteyken başka kızlarla olduğu gibi “of ya keşke arkadaşlarla Pes atıyo olsaydım şu an” modu da olmuyor. Söylediğine göre gece uyurken birden dönüp sarılıyormuşum farkında olmadan, her birlikte uyuduğumuzda yapıyormuşum bunu. Dediğim gibi, sevgi benim yumuşak karnım. İlgi görmek de öyle. Bir şekilde devam etmek, sevmek zorundayım. Olmuyor başka türlü, yalnız başıma hayatla baş edemiyorum daha fazla.

Dayımın ben çok abartı şeyler istediğimde bana söylediği bir söz vardır: “Fatih, sen de hem sarışın, hem uzun boylu, hem de bu gece olsun istiyorsun.” Galiba dayım haklı bu sefer. Ben de isterdim daha fazla uyuşacağım biriyle olmak ama istediğim her şeyin bir kadında bir arada olması çok ütopik bir durum, hem neden o sırada dövünerek hayatı ıskalayayım ki? 

Neyse, koyvermişim beeeee!.. Hadi hadi hadiiiiiiii kızlaaarrrr! Keşke o da burda ols… of gerzek kız niye gittin amk ya! Of ya, herşeyin içine sıçtın işte!

Aptal, aptal, aptal, aptal!

Ananıskm...

Ananıskm… 🙁

Bu yazıda bahsettiğim şeylerle ilgili söyleyecek bir şeyleriniz varsa;

  • Ask.fm’den anonim olarak gelip soru sorabilir,
  • Aşağıdaki yorum bölümünden düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir,
  • Yukarıdaki iletişim bölümünden bana ulaşabilir,
  • “İnsan sevgilisine böyle şeyler der mi!” diye tepki verebilir,
  • Ask.fm sayfama gelip, “Of ya tcavüzde ne! İğrnç .s ?” diye soru sorarak cevap vermemi bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili.)
BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • facetoface

    üşü anime izleyen o tatlı kızı nereden buldun ya hangi sosyal ağ o

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: