Anasayfa / 2015 / Mart

Aylık Arşiv: Mart 2015

Kitap Yazmak ve Yazarlık Üzerine…

Mühendis olduğumu ve bilişim sektöründe çalıştığımı blogu yeni keşfeden biri değilseniz muhtemelen biliyorsunuzdur. Çocukluğumun büyük bölümü “bilgisayar kurtluğuyla” geçti ve çocukluktan beri hayalim bu işi yapmaktı. Kariyerimin bu yönde ilerliyor olmasından keyif almadığımı söyleyemem; her ne kadar çok çalışıyor olsam da, hayatıma ayıracak boş vakti ve enerjiyi henüz çok fazla bulamıyor olsam da para kazanıyor olmak güzel bir his. Düşüncelerimi yazıyor olmak, yaratıcılığımı kullanabiliyor olmak ise bambaşka bir duygu. İşte bu bölüm hayatımın bir başka yönü, bana asıl mutluluk veren taraf. Bilişim dünyasındaki kariyerim devam ederken, bir yandan burada ilişkiler ve hayatla ilgili cesur sayılabilecek yorumlar yapıyorum. Belki bir de kitap yazabilirim, bilmiyorum. Yazmaya yeteneğim var mı? Bunu da bilmiyorum. En azından iyi bir anlatıcı olduğumu söyleyebiliriz.

Devamını Oku »

Allah Belanı Versin Monopoly!

Bir hayat arkadaşına sahip olabilmek güzel bir lüks. İnsan kendisini “tamamlayacak” gibi duran birini tanımaya başladığında Monopoly’deki Get Out of Jail Free kartını çekmiş gibi heyecanlanıyor. “İşte!” diyor, “sonunda buldum onu!!!! Hayat, çok çektirdin bana ama işte şimdi ağzına sıçtım senin!!!1” Ah be şampiyon, ah be. Ah be diyorum… Bütün o heyecanlanmalar boşa aslında, farkında değilsin. Gel, ben sana oyunun sonunu baştan söyleyeyim: Ne o kart seni hapisten çıkarabilecek, ne oyun sana Dolapdere’den başka bir yerde arazi verecek. Gideceksin, geleceksin ve sürekli aynı duvara toslarken bulacaksın kendini. 

İlişkilerin özeti bu: Tarabya’da varını yoğunu kaybettikten sonra sonra mal gibi 1-1 atıp Yeniköy’deki otelin üzerine bok gibi konmak.

Devamını Oku »

Üşü Artı Fatih Eşittir İktidar!

Takma isim kullanarak yazmaya başladığımdan bu yana sıklıkla sanal alemde “olmak istediğim kişi” olduğum üzerine eleştiriler alıyorum. Birisi çıkıp aynı şeyi söylüyor; cevaplıyorsun, haftasına kalmadan bambaşka birinden aynı eleştiriyi duyuyorsun. Kabak tadı verdi artık. Bir yerlerde ne zaman yazı yazıp içinde kendimi öven birkaç satır geçirsem ya da kendimle ilgili biraz uçukça bir şeyden bahsetsem (ki hepsi doğru!!!111) gelen yorumlar arasında mutlaka şunlara benzer bir şeyler duyar oldum:

– Eminm özl hytnda eziğn tekisndr burda byle anltmk kolay 😉

– Sallıosn kmse 18 aylkken okumayı öğrenemz 😉

– Gerçekte öyle olsaydın buralardamı gezerdin hıhı tabi 😉

“Hayır” diyorum, “Üşenen Adam sadece bir isim” diyorum, “o kişi yine benim” diyorum, “şu an kimliğimi açıklamayı bazı özel sebeplerden ötürü istemiyorum, yoksa ben var ya ben, ben aynen bunun gibi bi insanım tamam mı!” diyorum… Neler neler, ne cümleler. Yine de susmuyorlar, susmuyorlar, susmuyorlar. Aylar boyunca, Üşenen Adam’ın aslında Fatih olmadığı, hayali bir karakter olduğu eleştirisini insanlardan o kadar çok duydum ki, uzun zamandır kesin bir dille reddettiğim, “hiç olur mu öyle şey!” dediğim, dinlemeden yarıda kestiğim, gözlerimi kısıp bir elimle trafik polisi edasıyla dur ikazı yaptığım bu iddia için bugünlerde şu soruyu sormaktan kendimi alamaz oldum: “Acaba?”

Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.