Anasayfa / Üşenen Adam'a Dair / 20 Ay Sonra…

20 Ay Sonra…

Blogumu ilk günlerinden beri takip edenler var. 2012 yılında bir hevesle yazdığım ve sonrasında burada kaderine terk ettiğim ilk yazıyı saymazsak, ilk blog yazımı 20 Haziran 2013 tarihinde yazdığımı söyleyebiliriz. “Hesaplayan adam” olmak istemiyorum ama bu geçtiğimiz hafta sonu blogun 20. ayını devirdiği anlamına geliyor… Dile kolay, 20 koca ay! Bana daha dün gibi geliyor ama burada 1.5 yıldan fazla zaman geçirmişiz. Cümleyi birinci çoğul şahıs ekiyle kurdum, çünkü duygularımı, çıkarımlarımı, düşüncelerimi ve yaşantımı sizlere anlatarak geçirdiğim bu 20 ayın hepsine benimle birlikte sizler de tanıklık ettiniz. Bunun için, blogumu okuyan, Ekşi yazılarımı ve ask.fm hesabımı takip eden, yazılarımı arkadaşlarıyla paylaşan ve -düşüncelerimiz tam olarak uyuşmasa bile- benim ne yapmak istediğimi anlayabilmiş olan herkese bunun için şükran borçluyum. Her Üşü takipçisine hayatıma eşlik ettiği için teşekkür ediyorum… İyi ki varsınız.

Hazır bunları kurcalamışken blog ile ilgili birkaç istatistiği daha paylaşayım. Sitemde yayınlanmış olarak görünen 69 blog gönderisi var. Bunların içinden blog yazısı niteliği taşımayanları çıkarırsak bu yaklaşık 60 yazı yazdığım anlamına gelir. Yani ortalama 10 günde bir blog için yazı yazıyorum. (İşe girmeden önce bu ortalamanın daha düşük olduğunun farkındayım, merak etmeyin.)

Bu 20 ay içinde neler olduğunu kısaca özetlemek gerekirse,

  • Gezi Parkı süreci yaşandı. Neler olduğunu hepiniz az çok biliyorsunuz. Sesimiz duyulsun istedik; parkta yattık, kalktık. Gaz yedik, hatta bacağımıza gaz kapsülü yedik, kimilerimiz polis amcalardan dayak ve hatta kurşun yedi. Bizi rahat bıraktıklarında parka döndük, gitar çaldık, şarkılar söyledik. Parkın içine kurduğumuz sinemada sabahın beşinde lanet olası Charlie Chaplin filmleri izleyip gün ağardıktan sonra “Lenin çorbası” adı verdiğim beleş çorbaları içtik. “Arkadaşlar, arkadaşlar, lütfen herkes bir saniye burayı dinleyebilir mi? Aranızda çöp toplamak için gönüllü olan var mı?” sorularına, “bana ne yeeaa, o toplasın” bakışları atarak komünizmi daha başlamadan çökerttik. (VERİYİM PARASINI TOPLAYIN.)
  • Mezun oldum. Mezuniyet törenine katılmadığım için bölüm başkanı odasında mezuniyet yemini ettirdi. A4 kağıdı kaldırıp, “milletime yakışır bir mühendis olacağıma…” tarzında, 23 Nisan kokulu bir yazıyı hocaya sesli bir şekilde okudum. (?) Sonra kağıtlarım imzalandı ve mezun edildim.
  • Yakın bir arkadaşımla birlikte Doğu Avrupa ülkelerini kapsayan bir aylık bir Interrail turu yaptım. 10 ülke, 11 şehir gezdim. Prag’ın harikulade mimarisini, Budapeşte’nin köprülerini ve Split’in güzel havasını içime çektim. Belgrad’ın, Sofya’nın, Varşova’nın kızlarını gördüm. Her şehrin çeşit çeşit içkisini tattım, yemeğini yedim; her şehirden onlarca insanla tanıştım. Bir aylığına gerçekten özgür hissettim kendimi. Uzun bir mezun olma çabasından sonra bu deneyim bana çok iyi gelmişti.
  • İstanbul’a döndüm. Döndükten sonra büyük bir depresyona girdim. Gezmeye, özgür yaşamaya alışmıştım. Böylesine kapana kısılmış olmak çok zor geldi. Duruma alışmaksa bundan çok daha zor oldu.
  • Ailemden gelen “iş bakalım” çağrılarına kulağımı tıkayıp, kitap yazma idealime sarıldım. Kafe köşelerinde laptop’ımla oturup kahve içerek Harry Potter öncesi Rowling tadında birkaç ay takıldım. Sonunda hem yaratıcılığım tükendi, hem şehir beni tüketti… Babama “eşe dosta bir sor bakalım” demeye başladım.
  • 17 Aralık süreci yaşandı. Bu şoke edici olay ülkede büyük bir siyasi krizin yanında, ekonomik bir durgunluğa da yol açtı. Ayakkabı kutuları, babacım, montaj, şantaj derken işe alımlar da ta-ma-men sı-fır-lan-dı. Bütün kurumlarda işe alımlar 30 Mart 2014 yerel seçimleri sonrasına ertelendi, herkes “hele bir önümüzü görelim” moduna girdi. Tam da ben işsizken!
  • Yaklaşık 6 ay kadar usenenadam.wordpress.com adresinde barındırdığım blogumu şimdiki adresine taşıdım. Tasarımı değiştirdim, yazılara arama motoru optimizasyonu yaptım. Bu işlemler sonunda sitenin adresi www.usenenadam.net oldu.
  • İş ilanlarına başvurmaya başlayana kadar kendimi “işsiz” hissetmiyordum, daha çok “özgür” hissediyordum. İlanlara tıklamaya başladıkça karanlık beni daha fazla içine aldı. Her geçen gün işsizlik beni daha da tüketti. Bölümümle alakalı-alakasız, Antep’ten, Elazığ’a, Tekirdağ’dan Türkmenistan’a kadar aklınıza gelebilecek her türlü yerden iş ilanlarına başvurmaya başladım.
  • Umutsuzluğun dibine vurmuşken, 2-3 aylık bir çilenin sonunda, başvurularımdan biri olumlu sonuçlandı. Görüşmeler sonrasında da işi kaptım! Önümüzdeki ay işimde bir yılımı dolduruyorum. (Bir gün işten ayrılırsam bu konudaki hislerimi yazarım, hatırlatırsınız.)
  • Çalıştım.
  • Atina’ya gittim.
  • Çalışmaya devam ettim.
  • Malta’ya -tekrar- gittim9 günlük bir tatilin ardından Malta’dan -tekrar- depresyona girerek döndüm. Uçakta ağladım diyorum size!
  • Çalışmaya devam ettim.
  • Bir şeyler oldu. Aşka inanmadığımı, mantığımı terk etmediğimi biliyorsunuz, ama anladınız işte. Eskiden kalan, yarım kalmış bir hesaptı o. Güzel seviştik, güzel sevemedik. Bir süre denedik ama yürümedi. O anı yaşamayı seviyordu, ben anı önemsemekle beraber geleceği, planlarımı, hesaplarımı terk etmeden yapamıyordum. Sevgili gibiydik, bunu kabul edemedik ve birbirimizi kırdık. Neticesinde arkadaşlığımızı da kaybettik. Bu ilişkinin sonunda nasıl bir kadın istediğimi daha iyi anlamış oldum.
  • Çalışmaya, elbette, devam ettim.
  • Sonra hayatıma başka birisi girdi. Üstelik hayatımda ilk defa, bu blogdan, “Üşenen Adam” kimliğimle bir sevgili sahibi oldum. Evet, kimliğimi bu kadar gizli tutarken birisine güvenmeyi başarabildim. Merak ettiğinizi biliyorum. Bu konuda yazacaklarım var, uzun da bir yazı olacak. Muhtemelen bir sonraki yazım olur.
  • Ve bugüne geldik… Şu an evimde, yarın tekrar işe gideceğimi bilerek, bu yazıyı yazıyorum. Yarın mı? Çalışmaya devam edeceğim.

Yazı umutsuz bitmiş gibi olabilir, aslında hissettiklerim böyle değil. Hayatıma dair çok güzel planlarım var ve çok yakın zamanda bunları gerçekleştirmeye başlamak istiyorum. Örneğin,

  • Bir yerlerde -neresi olduğu çok önemli değil- basılı bir mecrada köşe yazıları yazmak istiyorum. Ücret almam çok önemli değil, oradan gelecek üç kuruş paraya ihtiyacım yok, yalnızca yazı yazma disiplinine sahip olmak için, düzenli yazabilmek için buna ihtiyaç duyuyorum. Sanırım takipçilerimin beni editörlere, yazarlara, tanıdığı olan insanlara önermesi gerekiyor. Bir sonuç elde edilebilir mi bilmiyorum ama mail kutuma ciddi bir mail düşseydi mutlaka değerlendirirdim.
  • Bir kitap yazmayı hâlâ istiyorum. Bu, muhtemelen ağırlıklı olarak kadın erkek ilişkileri ve hayat tecrübelerim üzerine kurulu bir kitap olacak. Kitabın ismini içeriğini oluşturmadan önce belirledim ve çok eğlenceli bir isim bulduğumu düşünüyorum. Komik bir isim oldu. Umuyorum ki içeriği de öyle olur. 
  • Türkiye’nin geleceğini de çok iyi görmüyorum, ayrıca maaşımı Euro’ya çevirdiğimde kuşa dönmesinden de nefret etmeye başladım. Yurt dışında yüksek lisans yapmayı ciddi anlamda düşünüyorum. Sanal kimliğimi ifşa ettikten sonra rahat rahat yazabilmek için de Türkiye’den kurtulmuş olmam gerekiyor sanırım.
  • Bunlar dışında, sizlere şu an açmak istemediğim bir küçük planım daha var.

20 ayı birlikte bu şekilde devirdik işte. Bu 20 ay beni biraz daha yaşlandırmakla beraber, daha olgun, daha tecrübeli, daha kültürlü, daha egoist, daha zengin, daha huzursuz, daha özgüvenli, daha karışık ve daha mutlu yaptı. Siz de beni bu 20 aylık hayat yolculuğum boyunca adım adım takip ettiniz. Bu bambaşka bir mutluluk.

Bakalım bir sonraki 20 ay bana neler getirecek.

Bu yazıda bahsettiğim şeylerle ilgili söyleyecek bir şeyleriniz varsa;

  • Ask.fm’den anonim olarak gelip soru sorabilir,
  • Aşağıdaki yorum bölümünden düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir,
  • Yukarıdaki iletişim bölümünden bana ulaşabilir,
  • “Ben ilk günden beri burdayım!” diye tepki verebilir,
  • Ask.fm sayfama gelip, “25 yaş sendromu mu yaşıyorsun?” diye soru sorarak cevap vermemi bekleyebilirsiniz. (Yazı olarak gelme garantili.)
BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: