Anasayfa / Apolitik Özal Gençliği / Ailelerimiz Tarafından Anlaşılamamak Üzerine…

Ailelerimiz Tarafından Anlaşılamamak Üzerine…

Okulu bitirdikten sonra babamın beni yanına çağırıp söylediği cümleyi unutamıyorum: “2 şey kaldı oğlum: İyi bir iş, iyi bir eş.”  “Ah be baba, ben nerdeyim, sen nerdesin” de diyemiyorsun ki adam böyle şeyler söylediğinde, he diyorsun, geçiyorsun. Adam öyle görmüş, öyle alışmış, doğru olarak onu bellemiş neticede. Ne benim evlilikle, bağlılıkla ilgili düşüncelerimden haberdar, ne hayatımda birinin olup olmadığından, ne de ideallerimden. 2014’te yaşamıyorlar ki. Hayır, anlatsan, “baba zaten hayatımda biri var” desen, bu sefer “getir bir görelim” diyecek, kızı müstakbel gelin tribine sokup el öptüre öptüre gezdirecekler evin içinde leş gibi. Bluzla muluzla tanıştığım, Starbucks’larda buluştuğum, beraber kırmızı şarap yudumlayıp Doğu Avrupa sineması hakkında atıp tutuştuğum caanım kızı iki dakikada Türkmen beyi eşine çevirecekler en yöreselinden. Yörük yörük dolandıracaklar kızı evde. “LANET OLSUN SUSUUUN!!” diye bağıracaksın içinden ama bir şey de söyleyemeyeceksin kırmamak için. Öylece hürpletilecek Türk kahveleri, yenilecek kuruyemişler. Her gün yeni bir facepalm projesi gibi.

Yok baba, kalsın.


2000’lileri filan bilmem; ama 80’lerin sonunda ve 90’ların başında doğan kendi neslimden tanıdığım hemen hemen herkes aynı problemden şikayetçi: Anlaşılamamak. Kendi ailem için konuşmam gerekirse, beni her zaman sevdiklerini ve benim için elinden gayreti göstermeye çalıştıklarını söyleyebilirim. Dinlediler, çabaladılar; çocuk yetiştiren insanlar olarak performanslarını yeterli bulmasam da en azından gayret ettiler benim için. Ama sorun şu: Asla anlayamadılar. Bizim neslin, yani Gezi Parkı neslinin, en büyük problemi bu işte. Bizim asıl isyanımız ne ağaçların kesilmesine, ne TOMA’lara, ne de kötü kalpli bağzı insanlaraydı bana göre. Önceki nesille şimdiki nesil arasındaki bu devasa uçuruma, bu kopukluğa, aramızdaki bu büyük boşluğaydı asıl isyanımız. Bütün problemlerin, bütün tepkilerimizin altında yatan sebep buydu bana göre.

Önceki nesil köyde, kasabada ve küçük şehirde büyüdü. Biz Post-Özalistik çağ çocukları ise Facebook’ları gördük, renkli televizyonlarla büyüdük, annelerimizin, babalarımızın bakıp da anlayamadığı bilgisayarda bir fare tıklatmasıyla dünyanın bilgisine ulaşabildik. Dünyayı yakalama şansına erişmiş olan ilk nesildik biz, modern ülkeler Pokemon salgınıyla kırılırken biz radyoda Laz Ziya’nın sesinden Arkası Yarın dinlemiyorduk. Biz farklı yetiştik, daha önce hiçbir neslin yetişmediği kadar farklı. Bir şarkıyı dinlemek için radyoda çıkmasını beklemedik hiç, açıp Youtube’tan dinledik, vakit kaybetmedik. Hızlandık; beynimiz hızlandı, sürekli bir acelecilik hali sardı zihnimizi. “Aslında bırakıp gideceksin her şeyi, alacaksın Tekirdağ tarafından iki dönüm arazi, marul yetiştireceksin” diye konuşmaya başladıklarında ne diyor bu uzaylılar diye baktık birbirimize.

Babamız, dedemizle aynı kafa yapısına sahipti. Dedemiz, kendi dedesiyle aynı şeyleri düşünüp aynı hayalleri kuruyordu. Biz ise farklıydık. Bizler, ilk defa, farklı olduk. Bu yüzden de bocalıyoruz. Sevişmek istiyoruz, ayıp diyorlar. Öpüşmek istiyoruz, günah diyorlar. Aynı evde yaşamak istiyoruz, kızlı erkekli diye yasak vurmaya kalkıyorlar. Arkadaşlık kuruyoruz, kızla erkekten arkadaş mı olur diyorlar. Kız arkadaşlarımız arkadaşında kalmak istiyor, engel koyuyorlar. Ulan eşşoğlu eşşek, kızın senin tapulu malın mı? Doğurdun diye eşyan mı belledin, sana ne ulan kara dağ çomarı?! Averaj altı IQ’nuz ve olmayan dünya görüşünüzle nasıl saygı duymamızı bekliyorsunuz size? Saygı verilmez, hak edilir. Siz dedelerimizin kötü birer kopyasısınız. Ortaya hiçbir şey koymamışsınız ki; hayatınız boyunca ne aşık olmuşsunuz, ne etrafınızdaki yanlışlıklara sesinizi yükseltebilmişsiniz. Hiçbir farkınız yok çevrenizdekilerden, sizden öncekilerden. Ne gibi bir vizyonunuz var da size saygı duyalım size allahın dağ eşşekleri?

And they lived happily ever after. :(

And they lived happily ever after. 🙁

Hayatınız boyunca bizi anlayamadınız. İşin komiği, birbirinizi de anlayamıyorsunuz. Dünya Demokrasi İndeksi’ndeki yerimize bakın, Moğolistan, Bolivya filan bile üstümüzde. Dinlemiyorsunuz. Kendiniz gibi olmayana anında küfrediyorsunuz. Gey gördünüz, sövün, alevi gördünüz, yakın, ateist gördünüz, öldürün. Kafa yapınız bu işte. Bırakın ülkenin yakasını, bırakın artık yakamızı. Azalarak bitiverin, rica ediyoruz.

Babama soruyorum, baba, bildiğin yabancı şarkı var mı diye. “Ooo leydi gabaaana” diyor. Leydi Gabana kim amk? Lady d’arbanville olmasın o? Adamlar yabancı müzik bile dinlememişler ki kendilerine yabancı olanı benimseyebilsinler.

Peki biz ne yapacağız?

En başta, kendinizi sakın bunlara ezdirmeyin.

Bunlardan daha üstün olduğunuzun farkına varın. Dünyayla ilgili tecrübelerini dinlememezlik etmeyin, fakat birebir önerdikleri gibi yaşamayı kesin bir dille reddedin.

İnandıklarımızı susmadan, cesaretle söyleyeceğin yüzlerine. Ben babalarımızın neslini dağ ayılarına benzetiyorum. Derler ya, ayı gördüğünüzde üstünüzdeki montu kaldırıp pelerin gibi yapın, olduğunuzdan daha büyük görünün ve çıkarabileceğiniz en güçlü, en gür sesi çıkarın. Ayı, insandan fiziksel olarak daha güçlüdür, daha hızlıdır. Ona üstünlük sağlamak için yapılabilecek tek şey ona karşı sesinizi yükseltmeniz ve olduğunuzdan daha büyük görünmenizdir. Burada da aynı şey geçerli. Bu ayılara karşı da aynısını yapın. 

Onları adam etmeyle uğraşmayın. İyi eğitim bedava olmaz. Bırakın ot yiyip saman s.çarak yaşasınlar. O adam marul yemek istiyor, üzerine balzamik vinaigrette sos ekleyeceğim diye çırpınmayın. Adamın ihtiyacı marul. Vitamini onda onun. Boşuna kendinizi yormayın. Siz kendinizle ilgilenin, onları duymazdan gelin, kendimi nasıl daha yukarı çekerim diye fırsatlarınızı gözden geçirin.

Para vermiyorlarsa, ek iş bulun.

Size dünyayı gezdirmiyorlarsa Erasmus yapın, Work and Travel yapın, para biriktirin, Interrail yapın.

Yabancı dil öğrenin.

Çok okuyun. Roman, şiir filan okuyun demiyorum. Roman okumayı gözünüzde büyütmeyin, roman okumak “roman”tikler tarafından abartılan bir mevzudur. Film izlemekten çok da farklı değildir, temelinde eğlencelik bir iştir. Elbette ara sıra okuyun, yaratıcılığınızı, hayal gücünüzü mutlaka etkileyecektir; ama benim tavsiyem, daha ziyade akademik ağırlıklı okuyun, bilimsel yayınları incelemeye çalışın.

Psikoloji, sosyoloji, felsefe, biyoloji, fizik… Bir konuya asla odaklanmayın, birden fazla konuyla ilgilenin. Mutlaka yelpazenizi geniş tutun.

Merak duygunuzu geliştirin. Bilmediğiniz bir şey duyduğunuzda kenara yazın, hemen internetten bakmak konusunda bir bilinç sahibi olun. O şeyi hemen öğrenmeye çalışın.

Hepsinden daha önemlisi, kendi çocuğunuzu bunlardan daha iyi yetiştirin.

Size gelince…

Gelelim size, sayın marul fan club üyeleri. Bu yazıdan ve bu düşünce yapısından sizi sevmediğimizi çıkarmayın. Biz sizi her şeye rağmen seviyoruz. Sizin ne üzülmenizi isteriz, ne yorulmanızı. Yaptığınız her şeyi, gösterdiğiniz bütün tepkileri bizi sevdiğimiz için verdiğimizi de biliyoruz. Sorun size saygı duyamıyor olmamızda. Eğer bu yazıyı ya da bizleri beğenmiyorsanız, pekala, eleştirin bizi. Ama saygımızı kazanmak istiyorsanız, bize istediğimiz gibi yaşamak konusunda destek olmak ve ne yaparsak yapalım bizim arkamızda olmak zorundasınız. Biz yalnız bir nesiliz. Arkamızda bize her şartta destek olacağını bildiğimiz birkaç insan görüyor olmak bize güven verirdi. Bizim ihtiyacımız bu – her konuda ahkâm kesen tutarsız ve aptal bir jenerasyon değil. Marul hiç değil. 

Cebinizdeki üç kuruş parayla bizi kontrol etmeye kalkmayın. Her şeyi bildiğinizi de zannetmeyin. Biz sizden daha iyi biliyoruz. 

Bu yazıda bahsettiğim şeylerle ilgili söyleyecek bir şeyleriniz varsa;

  • Ask.fm’den anonim olarak gelip soru sorabilir,
  • Aşağıdaki yorum bölümünden düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir,
  • Yukarıdaki iletişim bölümünden bana ulaşabilir,
  • “Baban hakkında böyle konuşma bence!” diye tepki verebilir,
  • Ask.fm sayfama gelip, “Bn svişmk istmyrm ki ? .s .s” diye soru sorarak cevap vermemi bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili.)
BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: