Anasayfa / Üşenen Adam'a Dair / Kendini Gerçekleştirebilmek Üzerine…

Kendini Gerçekleştirebilmek Üzerine…

Şöyle anonim bir soru geldi biraz önce:

Mehmet Pişkin’in intihar notunu izleyince biraz korktuğunu söylemiştin, o yaşa geldiğinde o durumda olmaktan… Şu an yaşamanın amacı ne peki? Öldükten sonra oyunun bittiğini söyleyen biri oyunu neden oynar? Bu sorunun cevabını çok merak ediyorum. Soru biraz garip olacak ama sen neden yaşıyorsun?

Cevap vereyim, kendimi gerçekleştirmek için. Çok açık söyleyeyim, şu anda kendimi ne kadar tanıyorum bilmiyorum. Hayatım minik başarılar ve b ü y ü k başarısızlıklarla dolu. Ailemden yeterince destek alamadan, yalnız başıma çıktığım bir yolda yürüyorum ve dünyada devirdiğim neredeyse 25 yılın ardından henüz kendimi, sınırlarımı, hayallerimi, beni mutlu eden ve mutsuz eden şeyleri, sevdiğim kadın tipini, sevdiğim arkadaş tipini…. kısacası kendimle alakalı hiçbir şeyi doğru dürüst tanıyabildiğimi zannetmiyorum. Kendimi anladığımı sanıyordum aslında yakın bir zamana kadar ama her geçen gün başka bir şok yaşıyorum bu konularda. Bu yüzden bir süredir kendimden çok da emin davranmamak üzerine bir reaksiyon geliştirdim sanırım. Bugün 24 yaşındayım, siber güvenlik alanında kurumsal şirketlere danışmanlık hizmeti veriyorum ama 34 yaşındayken yine bu işle uğraşacak mıyım, emin değilim. İşimi sevmiyorum diyemem, sabahları işe pek çok insan gibi “lanet olsun” diyerek gitmediğim de ortada; ama yine de yaptığım işi o kadar çok seviyor muyum, ondan da emin değilim. Etrafımda uygulama geliştiren, programlama dili öğrenen, sertifikalara sulanan, teknik bilgilere abanan, gece 3’te müşterinin sitesinde güvenlik açığı bulup müşteriye bilgilendirme maili atan, Pazar günü kahvaltı saatinde “böyle güvenlik açığı olur mu yaa” diye şirket mailinden çalışanlara makale paylaşan insanlar görüyorum ve kendimi başından beri bir türlü bu dünyaya ait hissedemedim.

Yanlış anlamayın, dillerinden anlıyorum. “Shellshock açığı”, “Raspberry Pi”, “.NET”, “Scada sistemleri” ya da benzeri teknik bir konudan bahsedildiğinde “ne anlatıyor bunlar yeaa?” diye bakmıyorum insanların gözüne; 7-8 yaşından beri zaten içinde olduğum bir dünya bu neticede. (8 yaşında bilgisayar dergisi fanzini çıkarmış, 11 yaşındayken yaşım tutmadığı için Microsoft sertifikası alamamış adamım lan, olsun bir zahmet o kadar.) Hırssız bir insan da değilim; sadece bu hırsı çok yoğun bir biçimde işime yansıtmakta güçlük yaşıyorum belki de. İşim bana hep birkaç sene para biriktirip istifa edeceğim bir hayat süreci gibi geliyor. Cem Yılmaz’ın askere gitmesi gibi mesela. “Oradan bir sürü tecrübe, bir sürü gözlem çıkarırım ve sonra çıkıp bunları yazıya dökerim” diyerek gittiğim, elbette biraz da para biriktirmeyi hedeflediğim bir süreçten fazlası olamıyor işim gözümde. Belki de zamanında kendim de böyle hissettiğim için, bir şeyler yazmak, benden yaşça küçük olan ve hayatta kendini “kaybolmuş” hisseden arkadaşlara yol göstermek her zaman ilgimi çekti; bu duygunun üzerine gitmeyi her zaman istiyorum ama bu işle hayatımı idame ettirebilecek miyim, bunu bilmiyorum.

Yaşamak…

Bir türlü “tek noktaya kanalize olan” birisi olamadım. Lisede “sadece” derslerime yoğunlaşamadım. Sayısalı seçtim, çünkü mühendis olmak istiyordum ve fizik dersini seviyordum; ama edebiyatı da eşit derecede seviyordum. Müzikle uğraştım lisede, üniversitede. Sahnelere çıktım, underground albümler yaptık arkadaşlarımla. “Sadece” onunla da uğraşamadım ama. “Sadece” bilgisayarla da uğraşamadım neticede. Hep yelpazemi geniş tuttum, elime bir şeyi aldım, ona birkaç yılımı ayırdım ve tam ben onunla özdeşleşme noktasına geldiğimde başka bir şeye daha tutuldum. Maymun iştahlılık değildi bu, hiçbir işimi yarım bırakmayı da sevmem; sadece kendimi tanımak istiyordum. Hâlâ istiyorum. Neler yapabileceğimi bilmek istiyorum. “Kendini gerçekleştirebilmek” dedim ya, öyle… Etrafımda gördüğüm pek çok insan “sadece” işiyle, elindeki şeyle ilgileniyor gibi görüyor ve beni inanılmaz korkutuyor bu durum. Sanki “başarılı olmanın” yolu buymuş gibi gelmeye başladı son zamanlarda ve her şeyi bırakıp sadece Python öğrenmek ya da uygulama güvenliği konusunda uzmanlaşmakla hayatımı geçirmek fikri beni biraz ürkütüyor.

Başka hayallerim var benim… Hayattan hiçbir beklentisi olmayan, en büyük örneği kahvenin üst katında gece saatlerinde “büyük oyun” oynayabilen ve eve dönünce rakı içip karısını döven dayısı olan; cebinde kaçak Rockets sigarası, paslı bir çakı ve odasında ÜZERİNE GÜL YAPIŞTIRILMIŞ bir Polat Alemdar posteri olan klasik bir düz lise gencini sıfırdan alıp yetiştirebileceğim ve insanlığa yararlı hale getirip topluma kazandırabileceğim bir ortamı yakalamak istiyorum. Mesela bir kitap yazmak idealim var; adım adım giderek Evrim teorisini, felsefeyi, tarihi, hırsı, aşkı, başarma tutkusunu ve diğer her şeyi, kısacası hayatla ilgili sahip olduğum en temel birikimleri -örneğin- 99 adımda karşımdaki kişiye aktarmaya çalışacağım bir kitap. “Hassiktir lan, amma geniş adammış!” diye okumaya başlayacak bir genci birkaç sayfanın sonra yakalayıp, önce saygısını kazanıp kitabın sonunda da hayata “olmaya hazır” bir biçimde uğurlamak istiyorum bu kitapla. Her şeyin sonunda, anonim isimlerle ve kimseye haber vermeden postaya verdiğim ve geberdikten yıllar sonra birer birer yayınevlerine gönderilecek kitaplar yazıp kendimi geleceğe emanet etmek istiyorum. Sürpriiz, ben yazdım! Ya da biraz daha sığ olalım; “Üşü, yazdıklarına bayılıyorummmm!” diye benden imza isteyecek sarışınlara bayılmak neymiş göstermek istiyorum. ^ ^ Kısacası arkamdan “yaşadı” densin istiyorum, “Doya doya yaşadı.”

bukowski_dont_try

Mezar taşı dediğin böyle olur.

…Ya sonra?

Peki, diyelim ki bütün bunlar gerçekleşti. Annemlerin evinden çıktım önce, kendime ait bir yere yerleştim. İKEA’ya gidildi, mumlar alındı, çerçeveler yerleştirildi, feng shui dolu bir ortam oluşturuldu. Çekmecelerimde prezervatifler, mutfağımda pahalı şaraplar ve çalışma masamda kitaplarımı yazdığım retina ekranlı iMac’im var. İşimden istifa ettim, kendime ait bir dünya kurdum; yazılarımı yazmaya başladım. Olmaz ya, diyelim dikiş de tutturdum. İstediğim hayatı yaşıyorum artık. Bohem bir hayat, böyle Nişantaşı, Cihangir filan… Sonra? Tamam, bir film senaryosu yazdım. Tamam, bir de sit-com projesi yaptık. Dünyayı dolaşmaya çıktım, bütün ülkeleri gezdim, bitirdim. Magazinde gördüğünüz kişilerin çoğuyla yattım, artık canım iç çamaşırı bile görmek istemiyor. Kedim öldü, onu gömdüm, depresyona girdim, kalkıp Etiyopya’ya filan gittim, geldim, bambaşka bir projeyle döndüm gündeme sonra… Aşağı yukarı böyle bir hayat yaşadım diyelim… Ya sonra?

Sonrasının cevabını acaba Mehmet Pişkin mi verdi? Bunu bilmiyorum. Belki de bunların hiçbirisi olmayacak ve ben beyaz yakalı bir orospu çocuğu olarak yaşamaya devam edeceğim. Bunu da bilmiyorum. Tek bildiğim “şu anda” hayatımı sonlandırmak için çok erken olduğu. Ama bu intihar mektubuyla anladım ki, o zaman geldiğinde ne yapacağımı ben hiç düşünmemişim, hiç tasarlamamışım. Hep o noktalara varmak için hırs yapmışım; oraya çıktığımda ideallerim ne olacak, yanımda nasıl insanlar olacak…. bunlar üzerine hiç düşünmemişim…

Sanırım ben ve benim gibi düşünenler bir yerlerde yanlış yapıyoruz. Çıkış yolu ne mi? İnanın ben de bilmiyorum. Her şeyin cevabını da ben veremem ya.

Böylesi de var tabii. :(

Böylesi de var tabii. 🙁

Bu yazıda bahsettiğim şeylerle ilgili söyleyecek bir şeyleriniz varsa,

  • Ask.fm’den anonim olarak gelip soru sorabilir,
  • Aşağıdaki yorum bölümünden düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir,
  • Yukarıdaki iletişim bölümünden bana ulaşabilir,
  • “Kardeş hacca git bence sonra ehuheheheu” diye tepki verebilir,
  • Ask.fm sayfama gelip, “kuranda derki komşusu açken tok yatan bizden deyildir ohalde problem sizdemi ??? belkide ?????” diye soru sorarak cevap vermemi bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili.)

Not: Bir süredir yazmıyordum, bunun için beni affedin. Arada kaçırdıklarınız için hayatımın son dönemini özetleyen bir yazı daha göndermek istiyorum bu aralar. Aslında yazdım bir kısmını, şu anda yarım durumda, hatırlatıp gaza getirebilirseniz bitirip onu da yayınlayayım. Herkese selamlar.

Not 2: Arada bazı soruları buradan böyle, uzun cevaplasam aslında fena olmazmış. Yaratıcı sorularla gelebilirsiniz.

BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • Bidost

    Ölmekten korkuyorsun ve nasıl öleceğini merak ediyorsun değil mi? O gün gelene dek her haltı yemek istiyorsun. Her şeyi tüketmek istiyorsun, hiç bir yere, hiç kimseye “zincirlenmek” istemiyorsun bu kısacık ömründe. Bir gün öleceğimiz gerçeği gün gibi ortada. Ben ölümden sonrasını daha çok merak ediyorum. Ama mümkün olsaydı ölmezdim, sevdiklerimin de ölmesine izin vermezdim. En azından artık gitme vakti geldi diyene kadar. Sağlıklı uzun bir ömür dilerim önce kendime, sonra tüm sevdiklerime sonra da sana 😉

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: