Anasayfa / Ateş Püsküren Uzun Yazılar / “Karşılıksız” Sevgi Üzerine…

“Karşılıksız” Sevgi Üzerine…

Babam eskiden izlediği pek çok siyaset programının yanı sıra Mehmet Altan ve Eser Karakaş’ın televizyon programını da izlerdi. (Biliyorsunuz, kendisi Sünni.) Lisedeyken onunla beraber ben de oturup o programlarda neler konuşulduğuna kulak kabartırdım. Ekonominin her şeye rağmen ne kadar iyi gittiğinden bahseden, askerin siyasetten tam anlamıyla çıkartılmasını talep eden bu amcalar hükümetin “liberal” kanadını temsil ederlerdi; insan hakları, demokrasi ve insani yaşam indekslerinden bahsederler, Ak Parti hakkında kafasında soru işaretleri taşıyan izleyicilere “Erdoğan artık ‘Milli Görüş gömleği’ giymiyor, inanmazsanız bize bakın, Avrupa Birliği’ne girmekten falan bahsediyoruz, baksanıza!” mesajı verirlerdi. Artık bu adamlar piyasada pek yoklar. Devir değişti, parti içine kapandı, “özüne” döndü ve bu amcalar geç kalmış eleştirilerin dozunu arttırdıkça televizyonda onlara ayrılan yer giderek daha fazla azaldı. Ama onlar varken, özellikle 2011 öncesinde, babam onları severek takip eder, “Türkiye’de düzgün adamlar da var!” diye gurur duyarak programlarını izlerdi. Tıpkı zamanında Fethullah Gülen hakkında, Hakan Şükür, Abdüllatif Şener, Ertuğrul Günay ve daha pek çok isim hakkında söylediği gibi, onlar için de söylediği güzel sözler vardı. Şimdi hepsiyle beraber onları da sattı. Sorsan neler neler söyler şimdi haklarında… Onun gemisindeysen koşulsuz bir sevgi görüyordun, destekleniyordun. Gemiden indiğin anda ise artık yok hükmündeydin. “Benim duymak istediklerimi söylediğin sürece iyi bir adamsın” demek gibi bir şeydi bu, kısacası.

Babamın çocukluktan itibaren gözlemlediğim bu tavrı bana insanları anlamak konusunda önemli ipuçları verdi diyebilirim. Sonra evden çıktım ve diğer insanları da gözlemlemeye başladım. Her şahit olduğum örnek, kafamdaki bu düşünceyi biraz daha pekiştirdi ve belirginleştirdi. Bugün, belki de yaptığım bu çıkarımlardan ötürü, insanların insanları neden sevdiğine ve desteklediğine çok daha rasyonel bir gözle bakabiliyorum. Bu yazı biraz bunlar üzerine olacak. Yani, sevgi üzerine…

Kemalist bir kızı ele alalım. Bu kızımız İzmir’de yaşıyor, “yobaz” insanlardan nefret ediyor, sahilde birasını içip müzik dinlemek istiyor. Piercing falan takmış. Facebook’ta Müjdat Gezen’i beğenmiş. Bu kız Müjdat Gezen’i zamanında süper darbuka çaldığı için filan mı seviyor sizce? Cennet Mahallesi’ndeki rolünden dolayı mı? Twitter paylaşımlarından dolayı mı? Hayır, çok basit. Müjdat Gezen, süper entelektüel bir adammış gibi televizyona çıkıp Atatürklü Atatürklü cümleler kurup bu kızın savunduğu şeyleri savunduğu için kızımız onu seviyor. Yani? Yani, yarın Müjdat Gezen çıkıp “En büyük Allah, MHP’ye yallah, CHP’ye kışkış, Başbakan’a alkış!!1” diye bağırsa, bu hanım kızımız onu sevmeyi anında bırakacak. Bu kadar yani olay. Aynı şey, atıyorum, Karl Marx için de geçerli. “Ben fakirim ve zengin düşmanıyım” ya da “Ben din düşmanıyım ve halkları din gibi birbirine kenetleyecek başka bir harç arıyorum” diyen adamlara “emek” diye çıkıp çözüm öneren bu herif, ölmeden önce gevşek gevşek gülerek “Siktir yaa, çok pis yanılmışım. Emek bi sik değilmiş. Hehehehe” deseydi, Cihangir’de çay içen bıyıklı devrimci dayı “Siktir git burdan Marx… Siktir git sakalını sikerim senin!!” diye tepki vermez miydi sizce? Örnekler çoğaltılabilir. Necip Fazıl Kısakürek “Din, iman, Osmanlı, Allah, Türk-İslam birliği” şiirleri yazmayı bıraksaydı o kesimler yüzüne bakar mıydı sizce? Güncele gelelim; Sagopa Kajmer popüler müzik piyasasında temsil edilemeyen, eski Erbakancı babasının baskısıyla türbana girmiş kızlara müzik yapmayı kesse, Levent Kırca hükümetle barışsa ya da Cem Yılmaz “hehehe yaa ezik alt sınıfın anlayamadığı esprileri anlayabiliyorum çünkü Cem ve ben süper zekiyiz” tribine sokacak espriler yerine sandalyeden düşmeli Yetenek Sizsiniz tipi komediye geçiş yapsa bu kadar seveni olur mu zannediyorsunuz? Fazıl Say peki? O hayranlar, o takipçiler yine peşinde olmayı sürdürür müydü sizce? Hayır, hepsi bunları anında satardı.

Veleddalin amin.

Veleddalin amin. ^ ^

İnsanların sevgisi böyledir işte. İğrenç bir çıkar ilişkisidir sevgi aslında. Sevgilin böyle değil mi zannediyorsun? “Arkadaşlarımlayken beni aradığın sürece, beni alıp gezdirdiğin ve beni düşündüğün sürece seni bir süre severim” tribinde değil mi sanıyorsun? Ahah. Daha öğreneceğin çok şey var. Şu an başbakanın yaptığı da bu. Hiç adama sayıp sövmeyin, adam yapması gerekeni yapıyor. Türk halkında “reis” seven, bıçkın kabadayı triplerinden hoşlanan, düşünmeden hareket eden gür sesli ve özgüvenli adamlara karşı bir zafiyet var. Aynı zamanda “Osmanlı ruhu”, milliyetçilik triplerine karşı da bir zaaf var. “Türkler Kuran’ın ve İslam’ın koruyucusudur, Allah tarafından görevlendirilmiştir” kafası Anadolu’da oldukça yoğun bir kafadır. Adamın tek yaptığı da işte bu damara oynamak. Sen ne diyorsun peki? “Başbakan kızlı erkekli kalıyorlar demesin, üslubunu düzeltsin, kırıcı olmasın.” E öyle olmasa “Batılı”, “çağdaş”, “laik” kesimden nefret eden Anadolu insanının sevgisini nasıl kazanacak bu vatandaş? İkilemi gördünüz mü? O adamlar hep oradaydı. Sen bu problemi 100 yıldır fark edemediysen o da sen ve senin gibilerin dangalaklığı… Uğraşın hadi şimdi.

“Of Fatih! Ne demek neden yaaa?!”

Birbirinin ikinci sevgilisi olan, bütün lise ve üniversite hayatı boyunca birlikte olan iki arkadaşım vardı. Daha doğrusu birisi arkadaşımdı, diğeri de onun sevgilisiydi. Bunlar sevgi pıtırcığı gibi sürekli beraberdi. “Alo aşkım naptın?”, “Aşkım geliyor musun?” bla bla bla… Bizimki günde 50 defa arardı bunu. Aynı üniversitedeydiler ve çoğu zaman da aynı evde kalıyorlardı. Liseyi birlikte okumuşlardı, sonra bizimki üniversiteyi kazanmış, bir sene sonra sevgilisi de onunla beraber aynı üniversiteye gelmişti. Ay ne romantik, değil mi? ^^ Neler neler yaptık; 10. yıllarını kutladık, bilmem kaçıncı ayları için pasta kestik, karaokeye gittik filan. Bütün bu vıcıklıklar devam ederken ben bunlara bakıp bakıp, “Koçum, okul biter, bu ilişki de biter” diyordum içimden. Okul bitti, gerçekten ilişki de bitti. Söylediğine göre kız aldatmış. Eleman apar topar askere falan gitti, döndü, saçma sapan bir sakal bıraktı. Whatsapp fotoğrafına bakıyorum, psikopat psikopat bakışlar, tripler. Kafayı yemiş. Kolay mı, 15 senelik sevgilin tarafından aldatılıyorsun. A benim çaylağım, zamanında 500 bin defa anlattık da dinledin mi? Dinlemedin. Şimdi sinirli pozlarınla mutluluklar.

Farkında olması gereken şey neydi? Şunu kendisine sormalıydı: Bu kız beni neden seviyor? Bunun cevabı, o koşullar ortadan kalktığında o sevginin de yok olacağı gerçeğini karşısına çıkaracaktı arkadaşımın. Bu soruyu sormak korkutur insanı, üzer. Bundan genellikle kaçarız, çoğu zaman aklımıza bile gelmez. Benimse aklımdan hiç çıkmaz. Bu kişi beni neden seviyor? Benim için sevgi basit bir matematik denklemiyle açıklanabilir çünkü. Neden seviyordu kısaca anlatayım: Okuldaki ortamlara beraber girebiliyorlardı, çocuğun arabası ve evi vardı, ailesi zengindi ve okul bittikten sonra evlilik cepteydi, istediği zaman evinden alıp sağa sola bırakıyordu, sinemaya, kafeye götürüyordu vesaire. Gayet iyi bir anlaşma kısacası. Anlaşma, beraber memleketlerine döndüklerinde, kız kendi arabasını ve işini elde edip daha iyi bir adam bulduğunda sona erdi. Artık okulda yüzüne baktıkları ortak arkadaşları da ortadan kalkmıştı; herkes özgürdü. Ve çocukluktan beri birbirini seven bu iki kişiden biri diğerini aldattı, ilişki bitti.

Doğa, dünya çok acımasızdır. Bu siktiğimin yerinde karşılıksız hiçbir şey olmadığını kabul etmelisiniz. Hep bu örneği veriyorum: Bir babanın, annenin çocuğuna olan sevgisi bile karşılıklıdır. “Neslimi devam ettiriyorsun”, “Yaşlanınca bana bakacaksın”, “Kısır olmadığımın dünyaya ilanısın” gibi yüzlerce mesaj saklıdır bu saf görünen sevginin altında. Komşular, tanıdıklar misafirliğe geldiğinde zekice bir şey söylersin ve ailenin gözlerindeki sevgi parıltısını görürsün. “Ayy, yavrum benim, ne güzel de konuştu” diyen gözlerinle bakar sana annen… Neden? Çünkü o lafı eden yumurcak onun eseri de ondan. O cümleleri kurmazsan ağzına terliği vuran, yemek hazırlamayan, sürekli hakkında söylenen ve diğer çocuklarla seni kıyaslayan da yine aynı kişi olur. Bana romantik laflarla gelmeyin; bu, hayatın bir gerçeği.

“Sçmlma .s Bnce hç grçktn sevlmemşsn.”

Bunları yazmak zorunda hissediyorum kendimi. Tepkilerinizden çekinmiyorum. Ben gerçekçi bir insanım ve romantizme, boş laflara, politik söylemlere gelemem. Göte göt derim. Bugüne kadar abartılan, büyütülen, romantikleştirilen, anlamsız olduğu halde anlamlıymış gibi pazarlanan ne varsa çiğnemek ve hepsinin üzerine tükürmek istiyorum…

Beni de bu yüzden sevmiyor musunuz zaten?

Damlaya damlaya göl olur. ;)

Damlaya damlaya göl olur. 😉

Bu yazıda bahsettiğim şeylerle ilgili söyleyecek bir şeyleriniz varsa,

  • Ask.fm’den anonim olarak gelip soru sorabilir,
  • Aşağıdaki yorum bölümünden düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir,
  • Yukarıdaki iletişim bölümünden bana ulaşabilir,
  • “Üşü seni kimse karşılıksız sevmedi mi kıyamam?” diye tepki verebilir,
  • Ask.fm sayfama gelip, “Siktir lann benim annem melektir tamammı?” diye soru sorarak cevap vermemi bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili.)

Not: Paranın satın alamayacağı şey yoktur. Herkesin de fiyatı vardır. Ayıks.

BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • tarkan

    Yıllardır çevremdekilere bunları anlatırım. Anlatırım da hiç bir zaman karşımda gerçekçi birini bulamadım ki anlayabilsin. Üstat yazının altına sayısız kere imzamı atarım. Klavyene sağlık.

  • snbr

    Kesinlikle katılıyorum,özellikle anne-baba sevgisinin karşılıklı olduğu kısmına..bir de ekleme yapmak isterim;her anne baba başarılı ve/veya zengin çocuğunu daha çok sever..iki kere iki dört..

  • serhat

    Tartışılır. Doğruluk oranın %85

  • Pingback: A Tipi ve B Tipi Kadınlar Konusunda Detaylı Bilimsel Analizler ve Türk Kadınının Jeopolitik Yeri - Üşenen Adam()

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: