Anasayfa / Üşenen Adam'a Dair / Az Daha Torpille İşe Giriyordum!

Az Daha Torpille İşe Giriyordum!

Yazılarımı takip edenlerin bileceği üzere, 2013 yazında üniversiteden mezun oldum. Okulu bitirdikten sonra uzun zamandır hayalim olan Doğu Avrupa interrail yolculuğunu gerçekleştirdim, ardından da bir süre yazmak istediğim kitabımla ilgilendim. Kitap için 30 bin küsür kelime yazdıktan sonra “Şimdilik bu kadar yeter,” deyip, ailemin de telkinleriyle ufak ufak iş aramaya koyuldum. “Biraz para kazanır, sonra kitabıma geri dönerim,” diyordum iş aramaya başladığımda. Ne yazık ki bu işlere bir kere bulaşınca bir daha kurtaramıyor insan kendini.  Daha önce kendini bulunmaz hint kumaşı zannederken, “Abi 3-4 lirayla başlarım işte” triplerindeyken, işe giriş sürecinde kimsenin üstüne sümük bile atmadığını görünce insan çok bozuluyor. Ben o kadar yüksekten uçmuyordum gerçi ama en azından birkaç yerle görüşebileceğimi zannediyordum. Başvurduğum hiçbir yer bana olumsuz cevap bile vermeyince bu iş bulma durumu bir çeşit hırsa dönüştü bende. Sanırım 2013’ün Kasım ayı başlarında başladım ilanlara başvurmaya. Kasım, Aralık, Ocak… Bu 3 ay boyunca -bırakın aranmayı- özgeçmişim neredeyse görüntülenme bile almadı. Tek tük inceleyenler de geri dönüş yapmadı. 50’den fazla yere başvurdum bu süreçte. Hatta bir noktadan sonra İstanbul’dan vazgeçip, Ankara’daki, İzmir’deki ilanlara başvurmaya başladım; o da kesmeyince Antalya, Tekirdağ, Aydın, Trabzon, Elazığ, Türkmenistan…. diye ufuklarda kaybolup gittim. Arayan, soran? Yok. 

Baktık ki bu işin yolu bu değil, bu sefer midemiz bulanarak torpil aramaya başladık. Torpilden kastım şu tanıdıkla iş bulma durumu. Başta idealist davrandım elbette. “Yok! Olmaz öyle şey! Bu kirli düzene alet olamam ben!” tavrı takındım, hemen satmadım ruhumu. Sonra “Yavrum sen salak mısın? Hangi ülkede yaşıyorsun? Bu ülkenin düzeni bu!” dedi bu işi bilenler. Sonunda işsizlik başıma tak etti, “Lanet olsun, arayın o zaman!” demek zorunda kaldım bizimkilere… Hemen eş dost arandı, telefonlar edildi, sağa sola mailler çekildi. “Hayırlı cumalar. Özgeçmişim ektedir. İlgilendiğiniz için teşekkürler. Selam ve dua ile… ^_^” yalakalıkları bile yaptım hatta. Sonuç? Yine hüsran. Bahtsız bedeviyi çölde kutup ayısı öpermiş. Tam ben işe gireceğim sırada 17 Aralık olayları da patlak verince bizim sallallahu aleyhi ve sellem tayfasını sardı bir telaş! Nereyi arasak “Şu an durumlar çok karışık” cevabı aldık. Karışın tabii, canıma değsin. Bok yiyin.

Sonunda, bir aile dostumuzun Türkiye’nin büyük şirketlerinden bir tanesinin Anadolu’da bir yerin şube müdürü olduğu akla geldi. Apar topar telefon edildi adama. Edildi edilmesine de, konuya giren yok ki! Ben ekmeğimin peşindeyim, bunlar karşımda zeytinyağı muhabbeti yapıyor. Yok, metafor kullanmıyorum, bildiğin normal zeytinyağı! Ben “Hadiiii” dedikçe bunların muhabbeti daha da bir harlandı, “Gönder de yiyelim mübarek… Ah hah hah haa” diye konuştukça konuştular. Yaklaşık yarım saat sonra,”Hı hı… Evet. Bilgisayar mühendisi, evet. Netvörkçü. Bilgisayar ağları. İnşallah. Sokabilir miyiz?” diye konuya girildi. Ağzının içine bakıyorum babamın, “Ne diyor? Ne diyor? Ne diyor? Ne diyor?” diye fısıldıyorum. Oralı bile olmuyor bizimki, tekrarlıyor telefonda: “Hı hı… Net vörk.”

Telefonu kapattıktan sonra “Fatih,” dedi babam, “Şu kişiye gideceksin, CV’ni vereceksin.” O kişi de aynı şirketin bilmemne müdürüymüş. Dedim böyle damdan düşer gibi gidilir mi koskoca müdürün yanına. Ertesi gün erkenden kalkıp adamın sekreterini aradım, randevu istedim. Tak, bizim aile dostu aradı. “Fatih” dedi, “Öyle yapılır mı?! Sen neden sekreterini arıyorsun adamın? Pat diye çıkacaksın karşısına!” Ne bileyim yahu koskoca şirketin Ahmet Pazarlama usulü çalıştığını? Bana başka bir adamın ismini verdi sonra bizimki, “Buna daha çok nazımız geçer” diyerek. Ertesi gün oraya gittim. Bu sefer randevu falan da almadım. Oyunu kuralına göre oynayacaktım! Torpilse torpil! “Beni filanca bey gönderdi” deyip girecektim odasına bizim müdürün, verecektim özgeçmişimi. Çıktım, sekreterle konuştum. Adam toplantıdaymış. “Oturun,” dedi kadın. Oturup beklemeye başladım. 15 dakika kadar sonra bizimki geldi. Baktım, Behzat Ç’deki emniyet müdürü gibi bir tip. Oturttu beni karşısına, başladı sorulara: “Baban ne iş yapıyor? Nerede oturuyordunuz? Fatih’in neresinde oturuyordunuz? Bu kişiyi baban nereden tanıyor?” Sorular gittikçe bu noktaya doğru kaydı. Artık nerede açık verdiysem, “Askerlik yapmayanı almıyoruz” deyip başından savdı beni adam.

sdfsfs

– Bir oturuşta kaç kaşık maklube yersin evladım?

Umutsuzluğun dibine vurmuşken, bir sabah telefonumun sesiyle uyandım. Baktım, tanımadığım bir numaraydı arayan. “Yine mi Avea arıyor amına koyim?!” diye içimden söverek telefonu açtım. “Pardon, Fatih beyle mi görüşüyorum?” dedi telefonun ucundaki ses. “E-evet?” dedim, şaşırmış bir ses tonuyla. “Faaatihbeey beenblaaaablablainsaankaaynaklarındanarıyorumblaabalblaa pozisyonuna başvurunuzdan dolayı arıyoruz pozisyonla hâlâ ilgileniyor musunuz?” gibi uzun ve karışık bir cümle kurdu telefonun ucundaki kadın. Kafamda cümlenin yüklemini, öznesini ayırmaya çalışırken, “E-evet, olabilir” dedim apar topar. Dedim demesine ama geri dönüşün hangi pozisyonla ilgili olduğunu bile anlayamamıştım. Bir elimle bilgisayarı açıp ışık hızıyla Kariyer.net’e girdim, telefonu omzuma sıkıştırıp başvurduğum yerleri incelemeye başladım. Hmm… İstanbul’da bir şirket. Evet, pozisyon da güzelmiş. (Malum, sırf aranmak için o kadar saçma yerlere başvurmuştum ki) Randevu saatini mail ile göndereceğini söyleyip telefonu kapattı kadın. Apar topar yataktan kalktım. “Success kid” hareketi yaparak “YYYYEESSSSSSSS!!!” diye bağırdım evde. Sonunda bir yer aramıştı beni! Mutluluktan ne yapacağımı bilemedim, gittim 15 tane barfiks çektim!

success_kid

“İŞTE BU… ANLADIN MI?!! İŞTE BU!!!!!!!

Süreç belliydi: Önce İnsan Kaynakları (İK) bölümü ile görüşecektim. Eğer bu görüşme olumlu geçerse bölüm müdürü ile görüşme yapacaktım. Orada da problem çıkmazsa şartları konuşmak üzere tekrar İK ile görüşme yapacaktım. Daha önce staj yapmak için büyük bir bankada İK mülakatına girmiştim; aşağı yukarı ne tarz şeylerden hoşlandıklarını, görüşmelerde neler sorduklarını biliyordum. Gidip hemen mülakatlarda sorulan klasik soruların İngilizce ve Türkçe olarak dökümünü çıkardım internetten. “Bu sorulsaydı nasıl cevaplardım?” diye sordum kendime, cevaplar için hazırlandım. Sonra berbere gittim, uzun süredir kontrollü bir şekilde uzattığım ve canımdan çok sevdiğim sakallarım için emri verdim: “Vur kadehi ustam! :'(“

Görüşmede her şey istediğim gibi gitti diyebilirim. Kadını beş dakikada ağıma düşürdüm, soracağı soruları istediğim gibi yönlendirdim. Özgüvenim hiç düşmedi, mülakat boyunca rahat ama ciddi tavrımı korumayı başardım. İngilizce mülakatta da “Speak in English? I live in English!” tavrımı takınınca mülakatı geçmem çok zor olmadı. Sonra bölümden X bey ile görüşeceğim söylendi. O gün geldi, X beyin yanına gittim. Önceden LinkedIn, Facebook gibi ağlardan adamın ciğerini öğrenmiştim zaten. Gereken istihbarî bilgileri çoktan toplamıştım. Zevklerini, mutluluklarını, hayatının anlamını biliyordum adamın! Yine de içimde “Acaba kıl biri midir?” diye bir şüphe vardı. Odaya geçince “Ne içersiniz?” diye kibarca sordu adam. Su istedim; adam kapının önüne çıkıp birinden isteyecek zannederken kendisi gitti sebilin başına, gurk gurk gurk gurk diye doldurdu suyu, getirip koydu önüme. Dedim bu kibar adamı ben hipnoza sokarım çok rahat. Soktum da. Mülakat başladı ve iş dışında her şeyi konuştuk. Adam bir haftadır benim de daha önce uzun süre bulunduğum bir Avrupa şehrinde iş seyahatindeymiş meğer! Bak sen şu işe! Muhabbet bir harlandı ki sormayın! Yemekler, turistik bölgeler derken konu bambaşka bir noktaya gitti. Kalktık sonra, adam elimi sıktı ve “Ben çok keyif aldım sohbetten,” dedi beni asansöre uğurlarken. Evet, alırlar genelde onu. *Güneş gözlüğü tak!* That’s how I roll baby.

Peki ben bu yazıyı neden şimdi yazıyorum? Daha işi alamadım neticede. Yazıyorum, çünkü mutluyum. Bu görüştüğüm şirkette maaşlar biraz düşük seviyede örneğin. Peki ben buna rağmen neden mutluyum? Çünkü sevmediğim bir takım adamların “selamı ve duası ile” bu maaşın iki katını alacağıma, kendi tırnaklarımla kazıyarak burada hak ettiğim parayı alabilecek olmanın gururunu, mutluluğunu, huzurunu ve haklı heyecanını yaşıyorum da ondan! Hani Allah’a inansam, “Allah korudu” diyeceğim; şu yaşadığım ruh halini sen anla. Bu yalaka tiplere borçlu olmayı hiç istemezdim… Neyse ki nasip de olmadı. Bu açıdan böyle bir kapı açılmış olması beni çok mutlu etti doğrusu.

Torpille işe girmeye çalışan adama bir şey diyemem ama… Başvurularını yapıyorsun, haftalar geçiyor, kimse aramıyor, sormuyor; insan yerine bile koyulmuyorsunuz. Düzen sizi eş, dost, tanıdık ile iş aramaya zorluyor. Direnmek anlamsız kalmaya başlıyor bir yerden sonra. Yine de ben ilk işimi bu şekilde almak istemezdim. Hani sürekli “En dipte olsan bile oradan çıkmanın yolunu mutlaka buluyorsun, umudunu kaybetme!” diyorum ya; işte bu süreçte kendim bile inancımı kaybetmek üzereyken bunu yeniden fark ettim. Şu saatten sonra bu işe giremesem bile canım sıkılmaz artık. Artık çok daha rahat hissediyorum kendimi. Şeytanın bacağını kırdık ne de olsa.

Son iş görüşmem yarın öğleden sonra. Görüşeceğim adam da bilişim sektöründe cidden sağlam yeri olan bir adam. (Evet, onu da araştırdım!) Peki benim voodoo yeteneğimden kaçabilecek mi? Göreceğiz. 🙂

Bu yazıda bahsettiğim şeylerle ilgili söyleyecek bir şeyleriniz varsa;

  • Ask.fm’den anonim olarak gelip soru sorabilir,
  • Aşağıdaki yorum bölümünden düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir,
  • Yukarıdaki iletişim bölümünden bana ulaşabilir,
  • “Bi kere torpil yaptın sayılır tamammı bu devrimci ahlaka aykırı .s” diye tepki verebilir,
  • Ask.fm sayfama gelip, “İŞSİZ MİSİN?” diye soru sorarak cevap vermemi bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili.)
BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • Serkan

    ”türkiye gerçekleri 0” – ”1 üşü” demek gerekiyor o halde. henüz genç bir yaşta olmama karşı bir çok farklı iş dalında çalıştım ve artık gerçekleştirdiğim tüm görüşmelerinde anladım ki bu iş öyle linkedin, facebook vs. olmadan gerçekten zor bir hal alıyor.İşe alınacak karakter aslında Türkiye’de işi kotarabilmek değil, bu adam bu işi severek yapar noktasına gelebilirse, mülakata girilen kişiyi az biraz tebessüm ettirebilirse o zaman bir sonraki mülakatı her zaman garanti sayabilir olduk. Bu oldukça kötü bir durum aslında, işinde profesyonelleşmiş ya da o işin en iyisi olabilecek karakterler, belki de sadece bu nedenlerden ötürü alanı dışında çalışmaya itiliyorlar. Sosyal hayatı çok iyi olmayan bir yeni mezun belki o işin en iyisini başarabilecekken, dilindeki tutukluk ona gol yedirebiliyor. Sevindim ki siz gol atan taraftasınız ve galibiyet sevindircidir 🙂
    Şimdiden çalışma hayatında güneşli zamanların olsun

    Sağlıcakla,
    Serkan.

    • Çok teşekkür ederim Serkan. Sanırım ben golü biraz o şekilde attım, yani bu yazının sonlarında bahsettiğim son iş görüşmesi de olumlu sonuçlandı (partner ile görüşecekmişim şimdi de) ve konuşmanın başından sonuna kadar kendimi çok rahat hissettim, kendimi de çok iyi ifade ettiğimi düşünüyorum. Sanırım bu, lise ve üniversite hayatı boyunca okula ve derslere çok önem vermeyen, arka sıralarda takılan haylaz bir öğrenci olmamdan dolayı oldu. Şaka gibi. Yani kendini çok derslere verince sosyal tarafını geliştiremiyorsun bence. O bahsettiğin tutukluk olmayınca iş daha kolay aktı. Tabii işe girebilir miyim hâlâ bilmiyorum ama İK ve iki ayrı mülakatı geçtiğime göre burayı okuyan arkadaşlara tavsiyem, okulda dersleri ekin, arkadaşlarınızla takılın, farklı ortamlara girip çıkın, yeni insanlar tanıyın… Asıl önemli olan bunlar. Önemli olan CV değil, o CV’ye yazdığınız satırları karşınızdaki insana nasıl satabildiğiniz. Ve bunu insanları ve insan ilişkilerini çözmeden yapabilmek de pek mümkün değil. Benim birkaç haftalık iş hayatı tecrübemden çıkardığım nacizane dersler bunlar 🙂

      Aynı dilekler senin için de geçerli. Tekrar teşekkür ederim yorumun için, hoşçakal.

  • Pingback: iş Hayatı Üzerine: Beyaz Yakalı Olmak - Üşenen Adam()

  • Pingback: Üşü ile Dünya Turu: Yunanistan, Atina, Gazi | Üşenen Adam()

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: