Anasayfa / Erkek Milletine Notlar / Çok Sevmek Üzerine…

Çok Sevmek Üzerine…

Ben çok azılı bir mantık insanıyım. Bunu hayatımdaki insanlar çok iyi bilir, hatta ask.fm sayfamı ya da blogumu ziyaret edenler bile farkına varmış olabilir bu durumun. Öyle kendimi aşka kaptırmam mesela ben. Birini severim ama ona körü körüne bağlanmam çok zordur. Kimseye gözlerimi kapatıp da teslim olurcasına güvenmediğim gibi kimsenin de bana o kadar bağlanmasına izin vermem. Dozunda severim seversem, tadında, kararında severim birini. Kimseyi isteyerek üzmem, kimseyi olmayacak beklentilere sokup da oyalamam. Ne istediğimi iyi biliyorum hayatta, belki de bundandır. Belki de geçmişte yaşadığım bir travma yüzünden bağlanmaktan korkuyorumdur, bilemem. Ama deliler gibi sevip de hayal kırıklığına uğramıyorum en azından. Canım yanmıyor artık, kalbim kırılmıyor. Sevdiğim bir kız yüzünden mutsuz da olmuyorum. Herkesin şaşırdığı, bazen de -özellikle büyük hayal kırıklıklarından sonra- özendiği fakat çok az kişinin yapabildiği bir şey bu.

Birini platonik olarak manyakçasına sevmek, o kişiyi olduğundan çok daha muhteşem biriymiş gibi görmek ve onun kusurlarına karşı neredeyse tamamen kör olmak insanlara hep daha çekici geliyor. Neden hâlâ tam olarak bilmiyorum ama böyle bir hastalık var maalesef. Üstelik kültürden kültüre de çok fazla değişmiyor bu durum. Birini sevmekten çok, birini körü körüne sevmeyi, o sevginin kendisini seviyoruz belki. Bence doğduğumuz andan itibaren kanımızda dolaşan bir zehir değil bu, sadece öyle alıştırıldık, hepsi bu. Şarkılardan, müziklerden ve filmlerden öyle abartı bir aşk anlayışı pompalanıyor ki bize, sonunda olmayanı var zannetmeye başlıyoruz. Püskevit muamelesi yapıyoruz aşka.“Bizde niye yok?!” diyoruz. El ele gezen bir çift gördük mü hemen o çifti ultra mega mutlu zannediyoruz ve biz de aynısından istiyoruz. O adamın o kızla yandan askılı çanta takmasın diye bile elli kere kavga ettiğini falan görmüyoruz mesela. Biraz da algıda seçicilik meselesi bu. İnsan gördüğü kötü şeyleri görmezden gelmek istiyor ve sadece iyi şeylere odaklanıyor; dolayısıyla elimizde de çoğu zaman tozpembe şeyler kalıyor ister istemez.

Bana gelirsek… Eskiden böyle biri değildim ben. Çocukken bir kızı çok fazla sevmiştim. Onu o kadar körü körüne seviyordum ki ondan başka hiçbir şey düşünemez hale gelmiştim. İlkokulda tanımıştım onu; daha birbirimizi gördüğümüz ilk dakikadan itibaren birbirimizden ölesiye nefret etmiştik. Neredeyse tüm çocukluğumuz da birlikte ve kavga ederek geçti. O benim poğaçamı yere atıyordu beslenme arasında, ben onun saçını çekiyordum. Yaşımız büyüdükçe kavgalarımız azaldı, sonra ortak zevklerimiz bizi birbirimize bağladı ve sınıftaki diğer öğrencilerden kafa olarak koptuğumuzu fark edince birbirimizi yeniden keşfettik sanki. Herkesin Türkçe pop şarkılar dinlediği, türkü dinlediği bir ortamda biz Eminem, Teoman, Marilyn Manson, Red Hot Chili Peppers falan dinliyorduk. Benim mp3 çalan bir Discman’im vardı. O teneffüs aralarında benim sırama gelirdi, müzik dinlerdik beraber, Blue Jean okurduk.

 

O zaman fark ettim ona karşı olan hislerimi. Parmaklarımın uçları karıncalanırdı o yanıma gelince. Kalbim yerinden çıkacak gibi olurdu. Dışarıya karşı asla bozuntuya vermezdim ama içimde fırtınalar kopuyordu ona karşı. O da boş değildi bana karşı ve sonunda sevgili olduk. Birbirimizi öpene kadar kimseyi öpmemiştik henüz ve hiçbir şey de bilmiyorduk sevmeye dair. Gerçekten ikimiz de çocuktuk. Ama öyle bir zamandı ki, ne tam olarak çocuksun, ne de tam anlamıyla bir gençsin. Tam arada olunan bir yaştaydık ve çocuk olduğumuzu da kabul etmiyorduk artık. Birbirimiz için yaratılmışız, evleneceğiz ve çocuk yapacağız zannediyorduk. Hatta çocuğumuzun ismi için kavga bile ederdik. Ben Anadolu lisesinde okuyordum, o ise oturduğumuz yerdeki liseye gidiyordu. Her gün okuldan geldikten sonra apar topar üstümü değiştirip bir şeyler yedikten sonra onunla buluşurdum. Her gün, aynı saatte, aynı yerde beklerdi o beni ve annesi eve çağırana kadar benimle kalırdı. Harika bir çift değildik belki ama seviyorduk birbirimizi.

Lisenin hazırlık yılı bitti, birinci sınıfa geçtik. O zaman beni aldattığını öğrendim. Birkaç haftadır kendi okulunla benimle beraber bir ilişkisi daha varmış, beni soranlara da ayrıldık diyormuş. 14 yaşında bir çocuktum bunu yaşadığımda. İlk şoktan, aylar süren gözyaşları ve psikologlara “düşmelerden” sonra insanlara olan bütün güvenim kaybolmuştu artık. O espriler yapan eğlenceli Fatih gitmiş, yerine etrafta ruh gibi gezen, giyimine kuşamına hiç bakmayan ve karşı cinsle ilişkisini tamamen koparmış depresyonda bir ergen gelmişti. Telefonda saatlerce ona yalvardığımı hatırlıyorum bana dönmesi için. “Biz birbirimiz için yaratılmışız” diye ağlıyordum telefonda. “Olmaz” diyordu telefonun ucundaki ses. Telefonu kapattığında yapayalnız kalmıştım artık. Öyle bir boşluktu ki içimdeki, tarif edebilmek imkansız. Sanki bütün dünyada bir tek ben kalmıştım, o derece yalnız hissetmiştim kendimi. İçimdeki acı o kadar büyüktü ki, hiçbir arkadaşım içmiyorken sigara içmeye başladım. Hiçbir sigara markasını bilmiyordum, bakkala girdiğimde sadece dayımın yıllardır içtiği Chesterfield isimli sigara gözüme ilişmişti. “Abi bi tane Chesterfield” dedim, çekinerek. Adamın “Siktir lan, göt kadar çocuğa sigara mı içirttircez?! Kaybol!” deyip elinin tersini göstereceğini sanırken, “Light mı, normal mi?” diye sordu adam. Ulan light ne, normal ne? Kalorisi mi az?! İnanın bana onu bile bilmiyordum. Birkaç saniye düşünüp, adamın cevap beklediğini görünce “Nor-normal! Normal!” dedim apar topar. Adam sigarayı uzattı. “Bir tane de kibrit” dedim sonra. Onu da verdi, parasını ödeyip çıktım. Sonra sote bir yere geçip kaldırıma oturdum ve ilk sigaramı yaktım, öksürükler içinde çektim ilk fırtımı. Ciğerim yandıkça “İçeceksin! Amına koduğumun ciğeri seni! İçeceksin bunu! İç!” diye ciğerimi yumrukluyordum. Kendime eziyet ede ede birkaç dal sigarayı içtim orada. Sonra da uzuuun süreli bir tiryakilik maratonu başladı. (Nasıl bıraktığım ve bırakma tavsiyelerim şurada yazıyor.)

Berbat bir ruh haliydi o. Bir daha kimseyi sevebileceğimi zannetmiyordum. İnanın bana, bu ruh halini çok zor aştım ben. Aşk üzerine düşündüm kendime geldiğimde… Neden sevdiğimizi, neden birilerini sevmek istediğimizi sorguladım. Birine neden ihtiyaç duyarız, neden güvenmek isteriz diye sordum kendime. Bu konuda bilimden, psikolojiden yardım aldım; okudum, araştırdım ve bol bol düşündüm. Bir şeyi ayakların yere basarak sorgulayıp bazı sonuçlara ulaştığın zaman inanılmaz rahatlıyorsun. Ben o ruh halini suyun altında çırpınan ve boğulmak üzere olan bir adamın suyun üzerine çıktığında “HIIIIIIIIIĞĞĞĞĞ!” diye derin bir nefes alması ile anlatıyorum hep. Her şey gözünde daha net görünüyor o zaman. İşte o zaman karşı cinsten neler beklenebileceğini gördüm.

Gördüğüm şu: Karşı cinsten beklentilerinizi belirlemelisiniz önce. Şunu asla unutmayın: O bir erkekse, sizi öncelikle cinsellik açısından istiyordur. Lisedeki en tutucu gençler bile bunu belli bir yere kadar yaşıyor. Biz de liseye gittik oğlum, kimi kandırıyorsunuz? Yaşanmıyor diyen yalan söyler. Bir erkeğin bilinçaltı her zaman bir kadın bulmak ve tohumlarını dünyaya saçmak üzerine çalışır. Bir erkeğin en temel dürtüsü budur, bilmeden de olsa bir kadından beklediği şey de aslında budur. Erkeklere cinsellik istiyor diye küsme o yüzden. Çünkü o adam ve onun gibiler bunu deliler gibi istemese bugün sen olmazdın. Bir erkeğin bir kadını arzulamasının altında yatan içgüdü budur ve bu içgüdü insan neslinin devam etmesini sağlıyor. Bugün pandalar karşı cinse ilgi duymuyor ve insanlar pandalar çiftleşsin diye milyonlarca dolar para harcıyorlar. Kurulan dev tesislerde yaşayan bir avuç pandayı Viagra vererek, Panda pornosu ve hatta insan pornosu seyrettirerek seviştirmeye çalışıyor insanlar ve yılda bir iki tane Panda ancak ürüyor, üremiyor. İte kaka adamın neslini hayatta kalmaya uğraşıyor herifler. 1

Bu bahsettiğim olayın dünyadaki tek istisnası, cinselliğe zaten kolay ulaşabilen ve bir kadından öncelikli beklentisi bu olmayan kişilerdir. Bu insanlar için seks zaten kolay olduğu için onun sizden beklentisinin başka olduğundan ve artık gerçekten sevilmek istediğinden emin olabilirsiniz. En azından sıradan bir erkeğe göre size anlattıkları çok daha içtendir onun. Cinselliğe ulaşmak için sizi kandırıp sizi hayal kırıklığına uğratma oranı düşüktür. Diğer erkek hormonlarının etkisinde kalarak size yalan söyler ve sizden sıkıldığı ya da “daha iyisini” bulduğu zaman anında ona geçer. Geçemiyorsa, ikili, üçlü, dörtlü çalışır. Ben artık kimseye yalan söylemiyorum ve kimseyi hayal kırıklığına uğratmıyorum; ama hâlâ o sevgilimin travmaları üstümdeyken farklı iki kız için iki ayrı cep telefonu kullanıyordum. Artık bu saçmalıkları aştım ve kendimi çok daha olgun hissediyorum ama bir erkeğin beklentilerinin ve yapabileceklerinin neler olduğunu samimi bir şekilde anlatmak için verdim bu örneği.

Mesela ben sana kısaca erkekler ne ister anlatayım. Bir erkek önce -tıpkı karnını doyurmak ve su içmek istediği gibi- cinsellik ihtiyacını karşılamak ve hormonlarını dizginlemek ister. Bunların hepsini karşıladıktan sonra barınacak bir çatı ve kendine bakabilecek maddi durum arayışına girer. Bu adımdan sonra da ilgi görmek ve birilerine ilgi göstermek ister. Bunlar Maslow’un ihtiyaçlar teorisindeki adımlardır, yani tamamen bilimsel bir şeyden bahsediyorum. Bütün bunların üzerine sen, hormonlarının tamamen etkisi altında, üstelik daha sevmenin bile ne olduğunu bilmeyen tecrübesiz birinden bir Romeo olmasını bekliyorsun. Mümkün mü güzelim bu? Değil tabii ki. Şimdi ben anlatınca anlıyorsun mümkün olmadığını, farkına varıyorsun her şeyin ama kendi başına kaldığında muhtemelen yine aynı hatalara düşeceğini biliyorum ben. Bile bile ladesin ne zaman son bulacak, söyler misin bana?

Bunlarla yetişmiş bir nesle neyi ne kadar anlatabilirim ki? :(

Bunlarla yetişmiş bir nesle neyi ne kadar anlatabilirim ki? 🙁

Peki bu yazıyı okuyan bir erkek için ne yazabilirim? Dostum, inan ki bilmiyorum. 24 yaşındayım, 11-12 yıldır karşı cinsi anlamaya çalışıyorum ve hâlâ kadınları tam anlamıyla anlayabilmiş değilim. İşin kötüsü, onlar da kendilerini anlayabilmiş değiller. 🙂 Kadınlar gerçekten erkeklere göre çok daha karmaşık varlıklar, labirent gibiler. İçlerine girince kayboluyorsun, onları çözmeye çalıştıkça daha da dağılıyorsun. Sen yüzde 100 güvenme, kendini tamamen onun kollarına bırakma, yeter. Sevme demiyorum, yine sev, ama insan gibi sev. İnsanın yeri geliyor annesi, babası çekip gidiyor; bazı anneler cami önüne falan bırakıyor bebekken çocuğunu, elin kızı ne diye koşulsuz şartsız sevsin seni? Bu hayatta her şey çıkar üzerinedir. Onun da ilgiye ihtiyacı var, ilgi göstermeye ihtiyacı var ve o da bunu karşılamak istiyor. Sana olan sevgisinin sebebi bu. “Bana ilgi gösterdiğin sürece sana ilgi gösteririm” demek gibi bir şey bu. Şimdi “Peki,” diyeceksin, “Neden cinselliği yaşamak istemiyorlar?” Çünkü çoğu kadın toplumda cinsellikten öcü gibi bahsedildiği için aseksüelleşmiş durumda, dolayısıyla cinsellik artık onlar için bastırılmış bir şey, bir korku unsuru haline gelmiş durumda. Dolayısıyla çoğu kadın cinsellik ihtiyaçlarının farkında değil. “Evlenince yaşarım, önemli olan sevmek” deyip geçiyor, merak etmiyor, çekiniyor. Tabii bu da psikolojisinin bozulmasına neden oluyor. Evlendikten sonra da bakıyorsun, vajinismus olmuş. Uğraş dur sonra. Pöf!

Sözün özü de şu: İnsan her hatasından bir şeyler öğreniyor. Her düşmek, yeni bir ayağa kalkış yaratıyor aslında. Bu yüzden o kıza hiç kızgın değilim. Yıllar sonra bir araya geldik ve bunları uzun uzun konuştuk zaten. “Çocuktuk” dedi, kalbimi kırdığı için özür diledi. Ben ise onu çoktan aşmıştım ve özür bile beklemiyordum artık. 14 yaşındaki Fatih ile 24 yaşındaki Fatih arasında o kadar çok fark var ki… Şimdi sen seviyorsun ve acı çekiyorsun ya hani. O acı illa ki hayatın bir döneminde yaşanıyor işte, yaşanmaması mümkün değil. Ticarete giren adamın batmasından, birine kefil olan adamın kazık yemesinden çok farklı bir durum değil bu. İnsan ilişkilerinde acemisin o sırada, dünyayı yeterince tanımıyorsun ve tecrüben de çok az; dolayısıyla hata yapman da çok doğal. Köpekler gibi sevip pişman olmak çok doğal. Önemli olan, o acıyı hafifletsin diye yeni bir insana delicesine bağlanmamak. “Ah canım, bazı erkekler hep böyle işte. Kıyamam sana. Sakın ağlama tamam mı? :(” diyen bir Meriç’in ilgisine aşık olup bir kazık da ondan yememek ya da gidenin ardından başka bir kıza bağlanıp hemen onu hayatınızın anlamı haline getirmeye çalışmamak önemli olan.

Birine çok fazla anlam yüklemeyin. Olanı görün, olanı sevin. Olmuyorsa çok zorlamayın, oluyorsa da hep olacakmış gibi kapılmayın. Ancak bu şekilde mutlu olabilirsiniz. Güvenin bana. Bu kadar ilişkiden ve hayal kırıklıklarımdan çıkardığım sonuç, özetle budur.

Ya da bu ol! :(

Ya da bu ol! 🙁

Bu yazıda bahsettiğim şeylerle ilgili söyleyecek bir şeyleriniz varsa;

  • Ask.fm’den anonim olarak gelip soru sorabilir,
  • Aşağıdaki yorum bölümünden düşüncelerinizi bizimle paylaşabilir,
  • Yukarıdaki iletişim bölümünden bana ulaşabilir,
  • “Öff bi kız sevmşsn we salakmş hpsi o yzden hyatta dzgün kzlarda war .s” diye tepki verebilir,
  • Ask.fm sayfama gelip, “NE CİNSELLİĞİ ULAN?!!!” diye soru sorarak cevap vermemi bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili.)
BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

Dipnotlar:

  1. Bu konuda BBC’nin bir belgeselini izlemiştim, vakti olanlar Youtube’ta “BBC Panda” diye aratarak bulabilirler. Link vermek istemiyorum, birkaç ay sonra kırık çıkar falan. Aratın siz, çıkar o.
Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: