Anasayfa / 2014 / Ocak

Aylık Arşiv: Ocak 2014

Çok Sevmek Üzerine…

Ben çok azılı bir mantık insanıyım. Bunu hayatımdaki insanlar çok iyi bilir, hatta ask.fm sayfamı ya da blogumu ziyaret edenler bile farkına varmış olabilir bu durumun. Öyle kendimi aşka kaptırmam mesela ben. Birini severim ama ona körü körüne bağlanmam çok zordur. Kimseye gözlerimi kapatıp da teslim olurcasına güvenmediğim gibi kimsenin de bana o kadar bağlanmasına izin vermem. Dozunda severim seversem, tadında, kararında severim birini. Kimseyi isteyerek üzmem, kimseyi olmayacak beklentilere sokup da oyalamam. Ne istediğimi iyi biliyorum hayatta, belki de bundandır. Belki de geçmişte yaşadığım bir travma yüzünden bağlanmaktan korkuyorumdur, bilemem. Ama deliler gibi sevip de hayal kırıklığına uğramıyorum en azından. Canım yanmıyor artık, kalbim kırılmıyor. Sevdiğim bir kız yüzünden mutsuz da olmuyorum. Herkesin şaşırdığı, bazen de -özellikle büyük hayal kırıklıklarından sonra- özendiği fakat çok az kişinin yapabildiği bir şey bu.

Birini platonik olarak manyakçasına sevmek, o kişiyi olduğundan çok daha muhteşem biriymiş gibi görmek ve onun kusurlarına karşı neredeyse tamamen kör olmak insanlara hep daha çekici geliyor. Neden hâlâ tam olarak bilmiyorum ama böyle bir hastalık var maalesef. Üstelik kültürden kültüre de çok fazla değişmiyor bu durum. Birini sevmekten çok, birini körü körüne sevmeyi, o sevginin kendisini seviyoruz belki. Bence doğduğumuz andan itibaren kanımızda dolaşan bir zehir değil bu, sadece öyle alıştırıldık, hepsi bu. Şarkılardan, müziklerden ve filmlerden öyle abartı bir aşk anlayışı pompalanıyor ki bize, sonunda olmayanı var zannetmeye başlıyoruz. Püskevit muamelesi yapıyoruz aşka.“Bizde niye yok?!” diyoruz. El ele gezen bir çift gördük mü hemen o çifti ultra mega mutlu zannediyoruz ve biz de aynısından istiyoruz. O adamın o kızla yandan askılı çanta takmasın diye bile elli kere kavga ettiğini falan görmüyoruz mesela. Biraz da algıda seçicilik meselesi bu. İnsan gördüğü kötü şeyleri görmezden gelmek istiyor ve sadece iyi şeylere odaklanıyor; dolayısıyla elimizde de çoğu zaman tozpembe şeyler kalıyor ister istemez.

Devamını Oku »

Astroloji Safsatasına İnanmamak İçin Tek Neden…

Hemen hemen her gazetenin içinde görmeye alıştığımız köşelerdir astroloji köşeleri. O gazetede yazı yazma şansını ve daha önemlisi astroloji uzmanlığı titrini nasıl elde ettiğini bilmediğimiz bir tip, her sabah gazetedeki köşesinde günümüzün nasıl geçeceğiyle ilgili yorumlar yapar ve bize çeşitli tavsiyelerde bulunur. Aşağı yukarı şu minvalde yazılardır bunlar:

Aşk hayatında bu sıralarda radikal kararlar almaktan kaçınmalısın. Unutmamalısın ki fırtınalı günlerin ardından güneş çıkacaktır. İş hayatındaki tatminsizliklerin seni üzmesin. Değerini bilenler her fırsatta yanında olacaklardır. Gideceğin yolu bilerek seçiyorsan kaybetmeyeceğini de biliyorsundur.

Bu metinleri gazetemizin bir köşesinde görmeye gözlerimiz öylesine alışmıştır ki, neredeyse hiçbirimiz bunların varlığını yadırgamayız. Hatta kimilerimiz bu köşeleri merakla okur ve takip eder. Benim buna bir diyeceğim yok. İsteyen bu köşelerdeki tavsiyelere kulak verebilir, hatta altınlarını bozdurup Zimbabwe dolarına falan bile yatırabilir. Bu, kişinin kendi manyaklığıdır. Benim yazım bu kişileri inançlarından dolayı eleştirmek üzerine olmayacak; bu saçmalıklar üzerinden halkı dolandıran düzenbazların ipliğini pazara çıkarmak üzerine olacak.

Devamını Oku »

Üşenen Adam Olma Rehberi

21 yaşıma kadar arkadaşlarımın, akrabalarımın yurt dışına gitmelerini uzaktan izledim ben. Belki de tek hayalim dünyayı gezmek olduğu halde, ailemin durumu da buna el verdiği halde gidemedim hiçbir yere; yıllarca öyle mahzun mahzun havaalanlarında milleti uğurladık, gelenleri karşıladık. Almanya’da yaşayan iki kuzenim de evlendi, davetiye gönderelim de düğünümüze gelin dediler, biz kalkıp düğünlerine bile gitmedik. Babamın 90’lı yıllarda iş için İtalya’ya gittiğini hatırlıyorum hayal meyal. Galiba bir defa da Almanya’ya gitmiş gençken, orada yaşayan halamları ziyaret etmeye… Sonra? Sonrası yok. Elinde imkan varken yok hem de. Adam makine mühendisi; iyi para da kazanıyor üstelik, ama yaşadığımız hayata bakıyorsun, tam bir işçi hayatı. Adam okumuş mu, okumamış mı belli bile olmuyor; oturma odasının ortasına yer sofrası kurup zeytin peynir yiyerek takılıyoruz. Türkiye’ye, hatta oturduğumuz semtin içine kısılı monoton bir hayat… Bu mudur yani? İnsanlar bu hayatı yaşamak için mi okullara girmek için, mezun olmak için yırtınıyor?

Hani derler ya, “Ulan bizimkiler okumuş olacaktı, önümde rol modelim olacaktı, ben nerelere gelirdim, Koç’u satın alırdım alimallah!” diye… Oğlum bizde hepsinden vardı işte ya. Yemin ediyorum vardı. Eczacısı, doktoru, mühendisi, hukukçusu… Sıra sıra dizerim sana bak, hepsinden var ailede. Ailemin neredeyse hepsi Türkiye’nin en iyi üniversitelerinden mezun benim. Bir tek annem ev hanımı, onun dışında ailedeki herkes bilmemne teknik, filan üniversite çıkışlı. Üniversitelerin tek başına hiçbir boka yaramadığını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim sana. Bunun en yakın şahidiyim ben çünkü, sayfa sayfa anlatayım sana yani. Hani büyütüyorsun ya oralara girmeyi, hani beyninin devrelerini yakana kadar deneme çözüyorsun ya… İşte bizim evde onun en kralından çözmüşünden var. Neye yarar ki? Vizyonun olmadıktan sonra neye yarar? Üniversite dediğin şey bir altın semer yahu. Sen onun imkanlarını dibine kadar sömürmediğin sürece, sonunda çerçeveletip duvara çakacağın bir kağıt parçası veriyor okul sana ancak. Artık o kağıdı rulo yapıp… tüftüf oynarsın, başka ne yapacaksın ki? “Aman iyi bir üniversiteye gireyim…” E, gir, gir de, sen girdiğin gibi çıkacaksan o binadan ne anlamı var ki oraya girmenin?

Devamını Oku »

Kadınlar Artık Özgür!

Karışık olan ülke gündeminde gözden kaçan bir karar verildi geçenlerde; Anayasa Mahkemesi, hiç beklemediğim çağdaşlıkta, alkışlanacak bir karar verdi ve evlenen kadınların kocasının soyadını alması zorunluluğunu ortadan kaldırdı. Beni bilen biliyor, ben zaten evliliğin toplum ve birey için gerekli olduğuna inanmayan bir insanım. Bu yüzden bu karara iki defa sevindim. Birincisi, evliliği sapıkça savunan bu ataerkil toplumun ağzına vurulmuş güzel bir tokat olduğu için, ikincisi de kadının evlilikte erkekle eşit seviyeye gelebilmesinin sonunda sağlandığı için. 

Bu karardan sonra artık istedikleri takdirde kadınlar evlendikten sonra kendi soyadlarını koruyabilecekler. Olayın başlama sebebi şuymuş: İstanbul Barosu’na bağlı bir avukat olan Sevim Akat Eşki, evlendikten sonra çifte soyad kullanmanın yaşattığı zorluklardan ötürü evlilik öncesi soyadı Akat’ı tek başına kullanmasına izin verilmesi talebiyle dava açmış. Dava Fatih 2. Aile Mahkemesi’nce reddedilmiş. Bunun üzerine Sevim Akat Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuş. Başvuruyu kabul eden AYM, kocanın soyadını kullanma zorunluluğunun Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğuna hükmetmiş. Kısacası artık evli kadınlar tek tek dava açarak evlilikte kendi soyadlarını kullanma hakkına sahipler.

Devamını Oku »

Yeniden Merhaba Dünya!

Selam millet! Nasılsınız? Umarım herkes iyidir. Bir süredir yazı yazmıyordum, bunun sebebi de bu yeni blog ile uğraşmamdı. Bu yazı şimdi bu süreci anlatacak, hem de detaylarıyla anlatacak. Yazı biraz teknik olduğu için kimilerinize ağır gelebilir. Onlar göz ucuyla bakıp alt bölümlere inebilirler. Blogu olan ve bu konulara ilgisi olan insanlar ise yazıyı okuyabilirler.

Evet… Hazırsanız, yeniden başlıyoruz!

Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.