Anasayfa / Seyahat, Gezi ve Interrail / Bu Yazıyı Her Üniversite Öğrencisine Okutun!

Bu Yazıyı Her Üniversite Öğrencisine Okutun!

Uzun süre yurt dışında yaşamış ve farklı kültürlere ait insanlar tanımış olmamın düşünsel olarak bulunduğum noktaya gelmemdeki katkısını yadsıyamam. Dilini, kültürünü ve adetlerini hiç bilmediğim bir ülkeye gidip orada aylarca kendi başımın çaresine bakabilmek, tanıştığım tüm o yabancı insanlara kendimi kabul ettirebilmiş olmak, yurt dışında kendime yeni bir hayat düzeni kurabilmek… Bütün bunlar geçmişte başarıyla geçtiğim zorlu sınavlardı. Bugün bu tecrübelerin bana kattıklarını fark etmemem mümkün değil. Bunların farkında olduğum için her fırsatta insanlara yurt dışına çıkmayı tavsiye edip duruyorum. Yazılarımı uzun süredir takip edenler hatırlayacaklardır; daha önce seyahat etmenin insana kattığı şeylerle ilgili bir yazı yazmıştım ve bu yazıda Interrail, AGH gibi seçeneklerle kısa süreli de olsa oldukça düşük maliyetlerle yurt dışına çıkabileceğinizden bahsetmiştim. Şu an yazdığım yazıyı da o yazının devamı gibi düşünün; fakat bu sefer kısa süreli seçeneklerden değil, gayet uzun süreli bir tecrübe fırsatından ve bunun nasıl makul bütçelerle halledilebileceğinden bahsedeceğim. Lafı uzatmanın anlamı yok, olayı tek kelimeyle özetlesem yeter: Erasmus!

VgyqmCDF

Uuu beybi!

Bu satırları okuyanların çok büyük kısmı Erasmus programının ne olduğunu biliyordur, bilmeyenler için de kısaca açıklayayım. Bu bir öğrenci değişim programı ve elbette bunu yapabilmeniz için de üniversite öğrencisi olmanız gerekiyor. Üniversite öğrencileri için Erasmus tek seçenek değil elbette, Laureate ve benzeri pek çok farklı değişim programı mevcut fakat en popüler ve en geçerli olan program Erasmus olduğu için bu yazı Erasmus ile ilgili olacak.

2013 sonu itibariyle Erasmus yapabilmek için gerekli olan şartlardan en önemlisi şu: Genel not ortalamanızın en az 2.20/4.00 olması gerekiyor. (Lisans öğrencileri için. Yüksek lisans öğrencileri için bu sınır 2.50.) Bu kriteri sağlamadığınız sürece bu programdan yararlanmanız mümkün değil. Eğer 2.20 veya üstü bir ortalamaya sahipseniz, okulunuzdaki Erasmus ofisine gidiyorsunuz ve bir sonraki başvurunun ne zaman olacağını öğreniyorsunuz. Daha sonra, başvuru zamanı geldiğinde sizi bir İngilizce sınavına alıyorlar (ya da İngilizce hazırlık okuduysanız geçme sınavında aldığınız notu kullanıyorlar). Bu sınavdan sonra da sınavdan aldığınız puanın %50’siyle akademik başarı puanınızın %50’si alınıp toplanıyor ve başvuran öğrencilerin isimleri bu toplam puana göre yukarıdan aşağı listeleniyor. Daha sonra okulun yurt dışına gönderdiği öğrenci kontenjanına göre bu listelerden asil ve yedek öğrenciler belirleniyor. Bu öğrenciler de Erasmus hibesi (çok tatlı bir paradır kendisi) almaya hak kazanıyorlar. Fakat burada asil listeye giremeseniz bile kendinize kontenjan açtırıp hibe almadan -yani kendi kendinizi finanse ederek- gidebilmeniz de mümkün diye duymuştum, okulunuza sormanızda yarar var.

Burada bir parantez açalım ve Erasmus kime, ne şekilde yarar bir görelim:

  1. Özgüven problemi yaşıyorsanız, insanlarla kaynaşmaktan ve onların arasına karışmaktan çekiniyorsanız,
  2. İngilizce bilginiz ancak derdinizi anlatacak seviyedeyse ya da konuşma pratiğiniz zayıfsa,
  3. Yurtdışına hiç çıkmadıysanız veya çok az süreli kaldıysanız,
  4. Maddi durumunuz iyi değilse ve bir pasaportunuz dahi yoksa; fakat yine de Avrupa’yı gezmeyi çok istiyorsanız,
  5. Türk erkeğinden/kızından bıktıysanız ve farklı kültürlerden insanlar tanımak istiyorsanız,
  6. Hepsinden önemlisi bol bol eğlenmek istiyorsanız,

Erasmus tam size göre demektir.

Holbein-erasmus

Olmasaydın olmazdık koca reis! 🙁

Diyelim ki bir şekilde asil listede yer almaya hak kazandınız. Ya şimdi? Bundan sonrası biraz karışık. Önce bölümünüzün hangi okullarla anlaşmalı olduğunu incelemelisiniz. Daha sonra bu okulların verdiği dersleri inceleyerek kendinize ders seçmelisiniz. Bu listeye okulun sitesinden ulaşamadıysanız mail ile isteyebilirsiniz; fakat burada hemen şunu eklemeliyim ki, çoğu okulun Erasmus koordinatörü maillerine cevap vermekte oldukça yavaş davranıyor. Bir de şunu aklınızda bulundurun: Çoğu okul yerel dilde verilen dersleri seçmenize izin vermiyor; fakat “Sen bana şu konuda bir ödev ver, derse gelmene gerek yok!” diyen hocaların da olduğunu biliyorum. Size tavsiyem, sonradan sıkıntı yaşamamak için mümkün olduğunca İngilizce olarak verilen dersleri tercih edin. Bir de ders alırken 30 ECTS‘i geçemeyeceğinizi (ki bu da 5 ders filan yapıyor) söylemem gerek; yani oraya gidip 50 tane ders seçemezsiniz. O yüzden mümkün olduğunca okulunuzu uzatmayacak ve bunun yanında Türkiye’de vermekte zorlandığınız ya da zorlanacağınız derslerden oluşan bir program yapmaya çalışın. Bu oluşturduğunuz listeye de Learning Agreement deniyor. Bu kağıda alacağınız dersleri yazıp bölüm başkanınıza falan imzalatıyorsunuz; koordinatörünüz zaten sizi bu konuda yönlendirecektir. Bütün bu süreçlerden sonra gideceğiniz okuldan kabul edildiğinize dair bir kağıt geliyor. Bu belge posta yoluyla geldiği için bunun yolunu beklemek de oldukça dertli bir süreç. Pasaportum çıkacak mı, vizeyi yetiştirebilecek miyim, uçuş tarihime yetişecek mi diye çırpınırken elinizden hiçbir şey gelmiyor, mal mal postacının yolunu gözlüyorsunuz. Ömür törpüsü yani bir nevi.

Kabul belgeniz geldikten sonra bunu da vize almak için topladığınız belgelerin arasına katıp vize başvurusunda bulunuyorsunuz. Bundan önce bir pasaportunuz olması gerekiyor elbette; fakat bir pasaportunuz yoksa okuldan alacağınız bir belge ile bir yıllık ücretsiz bir pasaport sahibi olabilmeniz mümkün. Her ülkenin vize için istediği belgeler farklı olduğu için bunları gideceğiniz ülkenin konsolosluğunun sitesinden öğrenmeniz gerek. Siz Schengen vizesine değil, National (Ulusal, D tipi) vizeye başvuracaksınız; çünkü uzun süreli bir kalım talebinde bulunuyorsunuz. Sakın dert etmeyin, bu tip bir vizeyle de bütün Schengen ülkelerini gezebilmeniz mümkün. Vize başvurusunda bulunurken “çoklu giriş” kısmını işaretlerseniz Schengen bölgesinden çıktıktan sonra yeniden girişte problem de yaşamazsınız. Yani sadece gittiğiniz ülkeyi gezmiyorsunuz; vizenizi aldıktan sonra vizeniz bitene kadar Avrupa’yı rahat rahat dolaşabilirsiniz.

Dolaşmak demişken, burada size muhteşem bir firmadan bahsetmem lazım: Ryanair. Bu firma öyle yüce, öyle muhteşem bir firma ki, adeta anlatılmaz yaşanır. Bu eli öpülesi muhteşem arkadaşlar yeri geliyor sizi 1 Euro’ya yurtdışına çıkarıyor, özellikle erken bilet alımlarında öyle komik ücretlere bilet bulabiliyorsunuz ki gözlerinize inanamayabilirsiniz. Bu uçuş şirketlerine low-cost airlines diyorlar. (Wizzair, Easyjet gibi başka alternatifleriniz de var yani.) Bu şirketler harcamaları mümkün olduğunca kısarak oldukça uygun fiyatlara insanları uçurmaya çalışıyor. (Mesela Ryanair’de bilet satışları sadece internetten yapılıyor ya da kargo kısmına çanta vermek için fark ödüyorsunuz. Bu gibi farklılıkları araştırarak öğrenebilirsiniz.) Erasmusçunun bir numaralı dostu bu uçuş firmalarıdır işte; çünkü bunlar sayesinde gezmediğiniz ülke, görmediğiniz şehir kalmayacak. Her bulduğunuz fırsatta bir yerlere uçacaksınız ve 9 euro, 15 euro gibi fiyatlara oradan oraya gezerken “Bu Ryanair neden Türkiye’de yok?!” diye kendinizi yiyeceksiniz. Yenmeyecek gibi de değil zaten, hepimiz yedik. Üzülmeyi bırakın ve gezmenin tadını çıkarın.

Erasmus’a gitmeden önce okulunuzla konuşuyorsunuz ve nerede kalacağınızla ilgili bilgi alıyorsunuz. Çoğu okulun yurt hizmeti var, fakat yurt yoksa kalacağınız yeri kendiniz bulmak zorundasınız. Bazen okul bu konuda yardımcı oluyor. Kimi okullar ilk geldiğiniz hafta sizinle ilgilenmesi için size bir öğrenci de veriyor. Bu öğrencilere mentor diyorlar. Mentorunuz, ilk geldiğinizde sizi karşılayan, size nereden alışveriş yapacağınızı ve hangi otobüse bineceğinizi falan söyleyen kişi oluyor. Bu kişiler de genelde yabancı bir insanla tanışıp İngilizce konuşabilmek için can atan insanlar oluyorlar ve bunlar çoğu zaman güzel (ya da yakışıklı) oluyor! Baştan uyarıyorum, sakın aşık olmayın. 🙂 Eğer gideceğiniz üniversitede gelen öğrencilere bir mentor hizmeti verilmiyorsa ve aynı zamanda yurt da yoksa da üzülmeyin; çünkü Facebook var. Gideceğiniz okul kesinleştiği anda Facebook’a girip “Bilmemne University Incoming Erasmus Students 2013/2014” tarzı bir arama yaparak o okulun aktif olan bütün Erasmus gruplarına girmelisiniz. Buralarda soru sorun, insanlara “Heey, ben de geliyorum!” tarzı yazılar yazarak kendinizi belli edin. Bu şekilde gitmeden pek çok insanla tanışabilirsiniz. Ayrıca kalacak yer sıkıntınızı da buralardan çözebilirsiniz. Orada olduğunuz süre içinde de size çoğu duyuruyu buralardan yapacaklar. Örneğin, yıl boyunca bu sayfalarda “80 €’ya Porto’ya gidiyoruz! 3 gece kalış, free t-shirts and much more!” tarzında gönderiler göreceksiniz ve bunların birçoğu oldukça avantajlı şeyler olacak. O yüzden o gruplara mutlaka girin.

Okul başlamadan önceki gün genelde hoş geldiniz partisi ayağına bir barda toplanılır, içkiler içilir. Gerekirse 100,000 euro uçak bileti parası ödeyin, ama mutlaka bu güne yetişin. En güzel arkadaşlıklar, tanışmalar bu toplantıda yapılıyor çünkü! Çok ciddi söylüyorum, bunu iyi takip edin, sakın atlamayın. Genelde bazı okullar okul başlamadan bir hafta önce dil kursu tarzı bir şey de yapıyor. Bunlara da mutlaka katılın. Hem bolca Erasmusçu ile tanışırsınız, hem de bu dersler kaldığınız ülkede marketten bir şey alırken iki kelime dil bilmenizi sağlar.

Gitme yolundaki arkadaşlara diğer tavsiyelerim şöyle:

  1. Mutlaka sonbahar döneminde gitmeye çalışın. Sonbaharda gidenler bir dönem daha uzatabiliyor, ama baharda gidenlerin bir dönem daha gitme şansı olmuyor. (Eğer benden sonra yönetmelik değişmediyse tabii.)
  2. Vize alabilir miyim korkusu yaşamayın, rahat olun. Korkmayın, alıyorsunuz.
  3. “Erasmus çok önemli değil ya, okul bitince gezersin” diyenlere sakın kanmayın. İnanın bana Erasmus neredeyse üniversitenin kendisinden bile daha önemli bir şey. Onun için mutlaka derslerinize çalışın. Gerekirse bir sene, iki sene asosyal takılın, deli gibi ders çalışıp notlarınızı yükseltmeye bakın. İnanın ki bunu yaptığınıza değecek.
  4. Gittiğiniz ülkenin ekonomik durumuna çok dikkat edin. İlle de büyük bir şehre gideyim diye düşünmeyin; çünkü büyük şehirler, başkentler adamın canına okur. Hele de kuzey ülkeleri! Bu inat aldığınız zevki çok etkileyebilir. Öyle hibelerin yüksek olduğuna falan da bakmayın. Doğu Avrupa’da en kral içkinin kadehine 3 euro verir geçersiniz. İstediğiniz kadar içki ısmarlayabilirsiniz mekanlarda, umrunuzda bile olmaz. Ama mesela Euro kullanan bir başkentte 14 euroya içki alıp, 20 Euro mekana giriş parası ödemek adama koyar. Önemli olan eğlenmek olduğu için mümkün olduğunca ucuz bir şehir seçmeye çalışın. Fakat gittiğiniz şehirde birden fazla üniversite olmasına da dikkat edin, yoksa sürekli aynı tipleri görmekten sıkılabilirsiniz.
  5. Gitmeden önce gideceğiniz ülkenin diline biraz bakın, “Şurası nerede?”, “Şunun fiyatı ne?” gibi kalıp cümleleri ezberlemeye çalışın. Ayrıca şehir hakkında da biraz araştırma yapmanız yerinde olur.
  6. Eğer giderken arkanızda bıraktığınız bir sevgiliniz varsa, ona sakın “Seni asla aldatmayacağım” gibi sözler vermeyin. Ne olacağı hiç belli olmaz. Orada olan da orada kalacak zaten, bunu o da biliyor, siz de. Hayata da bir kere geliyorsunuz. Bu konuyu ona açmayabilirsiniz fakat açmanız daha yerinde olur; siz gittiğinizde başınızın etini yiyecek, gece sizi dışarı çıkarmayacak ve orada canınızı sıkacak bir sevgiliniz varsa gerekirse ilişkiye gitmeden önce ara verin. Gerçekten orada eğlenmeye çalışırken bir yandan sevgiliyle olan ilişkiyi yürütmek oldukça zor oluyor. Burada sevgilisi anlayışlı olanlar pek zorlanmadan bu süreci atlatıyor ama aptal bir sevgiliniz varsa inanın gittikten sonra bok gibi günler sizi bekliyor olacak. Onun için önleminizi mutlaka gitmeden önce alın.
  7. Giderken yanınızda Türk kahvesi, Türk lokumu, nazar boncuğu, rakı gibi bir şeyler götürebilirsiniz. Gittiğiniz yerde muhtemelen bir Türk bakkalı vardır fakat siz yine de bu konuda önleminizi alın. Lazım olabilir bu tip şeyler. Ayrıca tuttuğunuz takımın formasını da götürmeniz yerinde olabilir. Erkekseniz halı saha maçlarına gidersiniz ya da takımınız büyük bir maç kazandığında/şampiyon olduğunda etrafta o formayla gezip dikkat çekebilirsiniz.
  8. Hattınızı yurt dışı aramalarına açtırın. Ama daha önemlisi, gider gitmez ilk işiniz orada bir telefon hattı çıkarmak olsun.
  9. Sigara içiyorsanız, gitmeden önce mutlaka sigarayı bırakmaya çalışın. Oralarda sigara çok pahalı. Boşu boşuna o kadar para vermeyin.

Gittikten sonrası için de tavsiyelerim şöyle:

  1. Sakın seks delisi olmayın. Unutmayın, ilk amaç her zaman eğlenmek. Bu kesinlikle en temel felsefeniz olsun. Atıyorum, diskoya mı gittiniz, amaç eğlenmek olsun. Erkekseniz karşı cinse sikilecek et gözüyle bakmayın, “Nasıl olsa Avrupalı, herkese veriyorlar” diye sakın düşünmeyin. Avrupalı kızlar (özellikle de Kuzey ülkelerinden gelenler) genelde hayatının aşkını bulup, evlenip, beraber Mortgage taksidine girmek hayaliyle yanıp tutuşan kızlar oluyor. Sarhoş olup sizinle düşüp kalkmaları her zaman mümkün; (Erasmus’ta olan Erasmus’ta kalır) ama yine de onları “ucuz” gördüğünüzü hissederlerse sizinle hemen iletişimi keserler. Herkesle önce eğlenmeyi ve arkadaş olmayı düşünün.
  2. Sakın, sakın, sakın, sakın, sakın, sakın, sakın…. Aşık olmayın. Mümkün olduğunca rahat olun. Biriyle kısa vadeli sevgili olabilirsiniz ama bu sırada önünüze yeni bir fırsat çıkarsa sakın geri tepmeyin. Kıskanç tavırlara girmeyin. Bir kız/adam sadece sizinle olmak istiyorsa sizinle olsun; yok, başkaları da olsun, sen de ol diyorsa da çıldırmayın. Eğlencenize bakın işte.
  3. Erasmustayken normalde cesaret edemediğiniz şeyleri yapmaya çalışın. Hiçbir şeye direkt olarak hayır demeyin, hiçbir şeye üşenmeyin. İnsanlar götünü kaldırmıyorsa organizasyonu siz yapın. Bu Türk yemekleri günü de olur, birlikte maça gitmek ya da pikniğe gitmek de olur. Ne olursa olsun, yapın, yapın, yapın.
  4. Kadınsanız mutlaka sevişin. Orada kimse size seviştiniz diye orospu gözüyle bakmıyor, bunun avantajını kullanın. Bakire olanlarınız sakın oradan bakire olarak dönmesin. Bakın, sakın diyorum. Bakire gidip bakire dönen yetim hakkı yer. Oraya gitmeyi her şeyden çok isteyen fakat puanlamada sizin gerinizde kaldığı için gidemeyen nice Türk gencinin yerine orada olduğunuzu unutmayın. Gidip kız kıza müze gezecekseniz bir zahmet evinizde oturun, bırakın da sizin yerinize o güzel adamlar/kadınlar oralara gidip eğlensinler. Siz lütfen gidin pijamalarınızı giyin ve Beren Saat’in o yıl oynadığı diziyi izleyin. Çok ciddiyim.
  5. Oralara gidip sakın insanlara dert anlatmayın. Erasmus, eğlence yeridir. Arabesk müzikten, dertlenmekten, negatif ruh hallerinden uzaklaşın. Hiçbir şeye canınızı sıkmayın.
  6. Mümkün olduğunca yabancı insanlarla arkadaşlık etmeye çalışın. Her zaman oradaki Türkleri tanıyın, gördüğünüzde selamlaşın ama iyi arkadaşlarınızı hep yabancılardan seçmeye çalışın. Onlardan öğreneceğiniz çok şey var.
  7. Türkiye’den kafa olarak kopabildiğiniz kadar kopun. Ekşi Sözlük’e, haberlere falan mümkün olduğunca bakmayın. Ailenizle sık sık konuşmayın. Bir yere ait hissetmemenin huzurunu derin derin teneffüs edin içinize.
  8. Türk Türkü gurbette siker. Orada olduğunuz süre içinde Türkiye’den, Türk kültüründen ve Türklerden mümkün olduğunca uzaklaşın.
  9. Bol bol gezin. Birisi sizi bir yere çağırıyorsa reddetmeyin. Araba kiralayın, Ryanair’i kullanın, okul gezilerine katılın… Ama ne şekilde olursa olsun, bol bol gezin.
  10. Dersleri fazla umursamayın. Elbette her zaman dersleri yüksek notla geçmeye gayret edin fakat olmuyorsa da kafayı takmayın. Nasıl olsa geri dönünce bir şekilde toparlarsınız. Zaten dönünce Türkiye’deki hayat o kadar sıkıcı geliyor ki dışarı çıkmak bile istemeyip kendinizi derslere veriyorsunuz. O arada toparlanır bütün dersler; Erasmustayken bir dersi geçeceğim diye çabalayıp o güzel zamanlarınızı çöp etmeyin. Varsın bir dönem uzasın okul. Erasmustan kıymetli değil, inanın ki değil.
  11. Gidebildiğiniz kadar erken gidip, dönebildiğiniz kadar geç dönün.
606x341_212094

Gazanız mübarek olsun!

Erasmus ya da yurt dışı deneyimleri hakkında söyleyecek bir şeyiniz varsa, yorumlarınızı;

  • http://ask.fm/UsenenAdam adresinden üye olmaksızın ve anonim olarak bana gönderebilir,
  • Aşağıdan yorum olarak yazabilir,
  • Yukarıdan iletişim bölümüne girerek mesaj şeklinde bana ulaştırabilir,
  • “Erasmus’a gitmeye ortalamam yetmiyor!” diye içinizde yaşatarak kendi kendinizi yiyebilir,
  • Ask.fm’e gelip, “Üşü, Erasmus’ta kaç kızla seviştin? :(” diye göndererek benden gelecek cevabı bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili. 😉 kıps)
BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • Faruk

    Başkan kafamdaki bir çok soruyu cevaplamışsın teşekkür ettim
    Zaten yapmayı düşünüyordum artık zorunluluk haline geldi 🙂

  • Taner Geldi

    Eski bir Erasmuslu olarak her harfine, noktasına, virgülüne, ünlemine katılıyorum. Ne yapın ne edin, ÖNCELİKLE Erasmusa gidin! Sonralıkla, üşenen adamın tavsiyelerinin tamamına uyun! (Kadınların sevişmesi hariç. Anamız bacımız var =)) )

    DÜŞÜNMEYİN, YAPIN!

    • Üşü

      Sevişme pakete dahil gençler!

  • ademoz05

    Harika bir yazı olmuş!
    Şu 6 madde 6da 5,5 bende

  • oz buyucusu

    ana fikir “sevişin” olmuş :/ :S daha faydalı yazılar okumuştum..

    • Ne olacaktı başka? :/ Ben de daha faydalı yazılar okumuştum. :/ Bir tanesini geçen Nature dergisinde okudum hatta.. :/

      :/

  • Will-o-will

    hatta bir dönem öğrenim yapın bir es verin sonra aynı yıl yazın staja gidin okuldaki herkese ana bacı kendinize sövdürün. 🙂 kulak çınlaması pakete dahil. 🙂

  • Pingback: Ailelerimiz Tarafından Anlaşılamamak Üzerine... - Üşenen Adam()

  • ekşici

    Üşenen Bey kardeşim, sence 3.13 ortalamayla Erasmus sınavından en az kaç almak makbuldür? Sınav Fransızca.

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: