Anasayfa / Ateş Püsküren Uzun Yazılar / Açıklıyorum: Ben Illuminaticiyim!

Açıklıyorum: Ben Illuminaticiyim!

İnsan ilginç bir varlıktır. Kendisini diğer canlı türlerinden üstün görmesinin altında yatan asıl sebebin düşünebilmek olduğunu söyler ve düşünebiliyor olmakla çok övünür; ama enteresandır, çoğu zaman hiç düşünmez. Bir şeylere kafa yormaktan mümkün olduğunca kaçar. Karşısına açıklama gerektiren karışık konular çıktığında ise kendisine bir idol belirleyip topu ona atmakla yetinir. Şeyh – mürit ilişkisi de bu kolaycılıktan doğar bir yerde. İnsanlar, anlamaya çalışıp kafa yormak istemedikleri konularda, onlar yerine düşünsün, araştırsın ve çeşitli konularda onları bilgilendirsin diye, bazı insanları kendilerine “elçi” olarak belirlerler. Bu “elçiler” de, çok meşgul olan, hatta başını kaşıyacak vakti olmayan bu zavallı insanlara (Ah canım ya, kıyamam onlara!) yardımcı olur, bunun karşılığında da bundan çok güzel menfaatler temin ederler. Bu düzende iki taraf da durumdan gayet memnun olduğuna göre duruma tepki göstermek benim ne haddime! Ama öteden beridir, insanlardaki teslimiyetçiliği ve cahilliği bir türlü kabullenemeyen bir kişi olarak, bunun altında yatan sebebi merak edip dururum.

Önceleri bunu doğada bulunan “minimum enerjiye eğilim” yasası ile açıklamaya çalışmıştım. Lisede aldığımız Kimya derslerinde, atomlardaki bağ oluşturup kararlı yapıya geçme isteğinin altında yatan sebebin bu eğilim olduğunu görmüştük. O yıllarda, insanların düşünerek beyinlerini “yormamak” istemelerinin nedenini de doğadaki bu eğilime bağlamıştım. Buna göre insanların birçoğu, düşünmeyerek, düşünmek gerektiren konularla ilgilenmeyerek, minimum enerji harcaması ile hayatlarını idame ettirmeye çalışıyorlardı. Böylece bu davranışlarında makul bir sebep bulabilmiş ve onları bir nebze de olsa anlayabilir hale gelmiştim. Fakat geçen sene Scientific American dergisinde okuduğum bir makalede 1, düşünmenin beyinde her zamanki enerji harcamasından daha büyük bir harcamaya sebebiyet vermediğini okuduğumda işin rengi değişti. Bu makaleyi okuduğumdan bu yana insanların neden gördükleri şeylere kafa yormaktan fersah fersah uzaklaştığını anlamaya çalışıyorum…

Hâlâ bir sonuca varmış değilim.

*

İngiliz devlet adamı Winston Churchill’e atfedilen -fakat orijinal versiyonu Fransız bir tarihçi ve devlet adamı olan François Guizot’ya ait olan 2– bir söz var: “Yirmisinde komünist olmayanın kalbi, kırkında hâlâ komünist olanın ise aklı yoktur.” Benim de oldukça ilgimi çeken bir söz bu. Lise çağlarında, kısıtlı bir dünya görüşü sahibi olmanın da etkisiyle, önünde bulduğun tüm o “anlamlı gözüken” şeyleri kendi doğruların kabul edip o duygularla bir an önce harekete geçmek istemeyi özünde iyi niyetli bir çaba olarak görürüm ben. Bu bağlamda, Das Kapital‘i okumadan komünist olan yirmili yaşlardaki bir genç ile, “Illüminati hepimizin beynini kontrol ediyomuş!” kafasında gezen liseli bir çocuğu düşünsel olarak yakın bir düzlemde değerlendiriyorum. İki düşünce yapısından birisi diğerinden yalnızca biraz daha ütopik; ama sonuçta ulaşılmak istenen nokta iki durumda da çok benzer: Farkında olma çabası. Bu nedenle, etrafını ve dünyayı anlamaya çalışan 13-14 yaşındaki meraklı bir çocuğun komplo teorilerine inanması bana o kadar da anormal gelmiyor. Ben de lise yaşlarımdayken bu konuları bol bol okuyup araştırmıştım. Bunlar, gerçeği aramak yolunda bir adım olarak değerlendirildiklerinde, bazı yaşlar için bir yere kadar makul karşılayabileceğim bir durum halini alıyor. Zaten buraya kadar bir problem yok.

Tuhaf olan ise, 22-23 yaşlarında, üniversiteyi bitirmiş arkadaşlarımın bunlara inanması, koskoca adamların video kliplerde “tek göz” falan arama telaşına düşmesi. Saçma sapan insanların kitaplarına 18 lira para harcamaları… Bana tuhaf gelen bu.

Çocukken babamla benim en sevdiğimiz filmdi Komplo Teorisi, nam-ı diğer Conspiracy Theory 3. Ortaokuldayken, o filmi izledikten sonra büyük bir paranoyaya kapılmış, beynimi kontrol etmesinler diye büyük markaların diş macunlarını kullanmayı ve kola içmeyi bile bırakmış ve deli gibi kitap okumaya başlamıştım. Aydoğan Vatandaş diye takma isimle yazan bir vatandaş vardı, onun kitaplarını okuyup dururdum. Zaten o dönem okumadığım kitap, internette girmediğim forum sitesi kalmadı. Masonlar, Sabetayistler, dönmeler, gizli örgütler, ayinler, büyük zenginler; Amerika’nın hain planları, gizli silahları… Neler neler, ne komplo teorileri! Fakat yıllar içinde, yaşım büyüdükçe, bunların çoğu bana saçma gelmeye başladı. Liseye geçtiğimde, televizyonda gördüğüm ve toplum için “zararsız” bulduğum pek çok insanın babasının ya da dedesinin mason olduğunu duyduğumda, insanların “güçlü” insanlarla dolu bir çevre sahibi olabilmek ya da manevi yönden kendilerini daha iyi hissedebilmek adına çeşitli ortamlara girip çıkabileceğini ve bunun insanın doğal bir yönelimi olduğunu düşünmeye başladım. Sonra masonların teşkilatlanma tarzlarının bugünkü bazı dini cemaatlerin yapılanmasından çok da farklı olmadığını, kısacası masonların da bizler gibi birer insan olduğunu fark ettiğimde, bu konularla ilgili paranoyaya kapılmanın yersiz olduğunu düşünüp kendim için konuyu kapattım. Ama takdir edersiniz ki bu süreç benim için oldukça sancılı oldu; zira “Birileri bütün dünyayı kontrol ediyor!” kafasındaysanız bunu aşmanız bazen oldukça zor olabiliyor.

Üstte kullandığım bitkisel diş macununu görüyorsunuz. Bugün hâlâ korkumdan Colgate kullanamıyorum lan! (Edit: Artık Dentiste’ Plus White kullanıyorum.)

Tabii ben bir konuyu kendim için kapatınca konu kapanmıyor ki… E insanların ağzı da torba değil. Ben “ayrıldıktan” sonra ortamda neler konuşuldu, neler tartışıldı bilmiyorum ama konunun hâlâ prim yaptığı ortada. Aşağı yukarı konuşulan şeyleri de tahmin edebiliyorum. Bununla da bir sorunum yok; isteyen herkes Rihanna klibindeki gözle, Mustafa Ceceli klibindeki kaşla tribe girebilir. Fakat biliyorum ki oralarda benim geçtiğim yollardan geçmek üzere olan pek çok liseli genç var ve bunlar da benim yaptığım hataları yapıp bir şeyleri “bildiklerini” falan zannetsin istemem. Bunların yaşça büyük olanları için yapılacak pek fazla bir şey yok; ama ufakları bari kurtaralım diyorum. Tabii ki kimseye bir şey empoze etmek derdinde değilim. Sadece ortaya birkaç soru atıp çekileceğim. Şöyle başlayalım:

1- Hayal bile edilemeyecek kadar çok parası olan insanların dünya siyasetinde rol sahibi olmak istememeleri düşünülemez. Zengin insanların da bir araya gelerek ortak çıkarları doğrultusunda siyasete veya para piyasalarına yön vermeye çalışmaları mantıksız değil. Ben de dünyanın sayılı zenginlerinden biri olsam, muhtemelen ömrümün tamamını yatıma binip dünyayı dolaşmakla geçirmezdim. Zaten konunun buraya kadarıyla ilgili problemim yok. Sormak istediğim soru şu: Bu adamların hepsinin tek bir emel uğrunda birleştiğine nasıl kanaat getirdiniz? Var olduğunu iddia ettiğiniz bu örgütün dünyada tek rol sahibi olduğuna nasıl vardınız? Bu adamların saçmasapan cübbeler giyip kan içerek kötü adam kahkahaları atarak yaşadığını falan mı zannediyorsunuz? Bu adamların tek dertlerinin daha fazla para kazanmak olmadığını nasıl iddia edebilirsiniz?

2- Dünyayı yönetmek isteğinde olan bu tip bir örgüt gerçekten de varsa, fakat aslında bu anlatılan hikayelerdeki kadar güçlü değillerse, bu paranoyak tavrınızla onları yüceltip sahip olduklarından daha büyük bir imaja doğru götürmüyor musunuz? Yani “onlardan” korkarak ve kendinizi korumaya çalışarak aslında “onlara” ve “onların” imajına hizmet etmiş olmuyor musunuz? 

3- Çizgi filmlerde bulutlara gizlenmiş olan “Sex” yazısıyla, sağda solda gözüken seks çağrışımlı fotoğraflarıyla ne gibi bir sübliminal mesaj verilmek istendiğini düşünüyorsunuz? Birileri ahlâkı bozmaya mı çalışıyor? O halde seks ahlaksızlık mıdır? Yoksa seks insanın temel içgüdülerinden bir tanesi mi ve reklamcılar (ve çizerler) bu damara oynayarak yalnızca daha fazla ilgi mi çekmeye çalışıyor? 4

3- Rap müzik dinlemeyi severim. Favori rapçilerimden birisi de New Yorklu Nas’tır. Nas, ünlü rapçi Jay-Z ile yıllarca çekişme yaşamış ve onunla benzer bir flow (şarkı sözlerinin akışı) stiline sahip bir abimizdir. Bu ikili yıllarca şarkılarında birbirleriyle didişip durdular ve esasında piyasaya ilk çıktıklarında rap müzik piyasasında benzer noktalardaydılar; fakat yıllar içinde -belki kendisinden daha az yetenekli olan- Jay-Z alıp başını gitti, kurduğu şirketle (Roc-a-Fella Records) müzik endüstrisinin devlerinden birisi oldu. Burada sizce bazı gizli örgütler Jay-Z’ye el mi verdi, yoksa Jay-Z buradaki “karanlık adam” imajını doğru kullanıp kendini olduğundan daha güçlü göstererek, arkasında büyük örgütler varmış gibi hissettirerek şanına şan, parasına para mı kattı? Bununla ilişkili olarak, Lady Gaga’nın klibindeki bir kareyi yakaladınız diye aydın insan olduğunuzu ve bir şeylerin farkına vardığınızı falan mı zannediyorsunuz? Yoksa sadece dünya çapında milyonlarca tıklanma ve dikkat getiren gizli bir marketing mucizesinin kurbanı mı oldunuz? Ben bir şarkı yapsam ve şarkıma bir klip çeksem, klibin en az bir sahnesinde tek göz pozu vermeyeceğimi mi zannediyorsunuz? (Canına bile okurum.)

4- Hepsinden daha önemlisi, ortada bu derece gizli ve mistik bir örgüt varsa ve hepimizin bilgilerine sahipse, bütün dünyayı da bunlar yönetiyorlarsa, bunların bilgilerine sikko bir blogger ya da kahvede batak oynadığın adam nasıl vakıf olabilir? 

*

Çocukken, evimizdeki kitaplıkta annemin gençliğinden kalma Tercüman gazetelerinin eklerden birini bulmuştum. İsmi de “Halley kuyruklu yıldızı: Halley, kıyametin habercisi mi?” gibi bir şeydi. 1986 yılında görünecek olan ve her 75- 76 yılda bir kendisini gösteren bir kuyruklu yıldızdan bahsediliyordu bu kitapçıkta. Onu okuduğumda dört, beş yaşlarındaydım ve bahsedilen olayın üzerinden de on seneden fazla zaman geçmişti – elbette kıyamet falan da kopmamıştı! Kitapçığın kapağına her baktığımda, o dönemlerde bu korkuyu yaşamış olan insanları gözümün önüne getirdiğimi ve bunları ne kadar ezik ve aptal bulduğumu hatırlıyorum. Kitapçığı okuduğumda o zaman bile bana bu düşünceler saçma gelmişti; sadece bir kuyruklu yıldız, ne kıyameti, ne senaryosu demiştim. Aradan yıllar geçti, fakat insanlardaki bu korku ve bunun manipülasyonu üzerinden elde edilmek istenen tiraj ve prim kaygısı hiç değişmedi. Yıllardır benzer senaryolarla kıyamet haberleri yapıp korku yaratarak gazete, dergi, film satıyorlar ve kimi insanlar yıllardır bu korku üzerinden prim yapıyor. (O kol kadar olan 2012, Marduk kitaplarını hatırlayın.) Bu şarlatanlığı geçtiğimiz yıl koparılan “21 Aralık 2012’de kıyamet kopacak!” yaygarasından da hatırlayabilirsiniz; insanlar “Kıyametten bir tek orası etkilenmeyecekmiş :(” diye arabalara doluşup mal mal Şirince’ye gitmişlerdi. İşte bu Illuminati safsatasıyla tam da bu damara oynuyorlar.

Cahil insanların gözünde bir konuyu tartışmaya değer yapmak, “teori” haline getirmek çok kolaydır: Bolca reklam yaparak bir şeyi insanlara sunarsın, internette pek çok site açarsın ve artık o şey insanların büyük çoğunluğunun gözünde gerçektir. Bunlar üzerinden insanlara korku pompalarsın ve insanlar kendilerini güvende hissetmek için daha fazla tüketmek, daha fazla para harcamak durumunda kalır. Bu kargaşadan istifade ederek yapacaklarını gizleyerek yapmakta da zorlanmazsın. Dinler bunu geçmişte çok güzel yaptı; bugün de beyinleri başka türlü uyuşturuyorlar. “Beynim uyuşsun, fazla düşünmeyeyim” diye aranırsan bu gayet normal. İşte bu Illuminati safsatası da bunun biraz uzun vadeli olanı, hepsi bu. Bu süreçte sana bol bol Dan Brown kitabı sattılar, üstüne bu kitapların bir de filmini izlettiler.

Peki asıl yapılması gereken ne? Bana göre, bilimsel, bulgulara dayalı ve yanlışlanabilir bilgi dışında hiçbir manipülatif bilgiye aldırış etmemek; ve elbette okumak, okumak, okumak. Elbette düşünmek de; fakat düşünmek size zul geliyorsa… İşte o kadarını bilemem.

“>Bu konular hakkında söyleyecek bir şeyiniz varsa,

  • http://ask.fm/UsenenAdam adresinden üye olmaksızın ve anonim olarak bana soru gönderebilir,
  • Aşağıdan yorum yazabilir,
  • Yukarıdan iletişim bölümüne girerek mesaj şeklinde düşüncelerinizi bana ulaştırabilir,
  • “Nasıl yani, bizi yönetmiyorlar mıymış?!” diye düşünerek içinizde tutup kendi kendinizi yiyebilir,
  • Ask.fm’e gelerek “Üşü, yoksa sen de onlardan mısın? :(” diye sorarak benden gelecek cevabı bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili.)

NOT: Başlık dikkat çekmek için yazıldı. Hiçbir örgütle, oluşumla, siyasi grupla bağım ve alakam yok. (Olması da kimseyi ilgilendirmez.)

BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

Dipnotlar:

  1. Does Thinking Really Hard Burn More Calories? http://www.scientificamerican.com/article.cfm?id=thinking-hard-calories 
  2. Guizot’nun sözü ile ilgili kaynak. The Yale book of quotations, Fred R. Shapiro & Joseph Epstein, Yale University Press, 2006; sayfa 327.
  3. Conspiracy Theory, film. IMDb linki: http://www.imdb.com/title/tt0118883
  4. Konuyla ilgili bilimsel araştırmaSex in advertising research: a review of content, effects, and functions of sexual information in consumer advertising. İngilizceniz yoksa “Sex in advertising research” diye yalnızca Türkçe sayfalarda aratarak benzer araştırmalara ulaşabilirsiniz.
  • Pingback: Ask.fm’den Seçme Sorular ve Cevapları | Üşenen Adam()

  • 🙂 ben şöyleyim ben böyleyim bırak bu numaraları, he zaten bu kadar kanıt delil varken ortada hala yok diyebiliyosan sende gafa yok demekki selametle ömrümün en boş 5 dk sını yedin.

    • Üşü

      Bunlara inanıyorsan kusura bakma ama az önceki 5 dk ömrünün en dolu dakikasıydı.

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: