Anasayfa / Seyahat, Gezi ve Interrail / Üşü ile Interrail: Prag’da Bir Futbol Maçı!

Üşü ile Interrail: Prag’da Bir Futbol Maçı!

29 Ağustos günü Bratislava’dan Prag’a geldik. Buraya bu tarihte gitmemizin en önemli sebeplerinden biri şuydu: 30 Ağustos günü Prag’da oynanacak olan Chelsea – Bayern Münih UEFA Süper Kupa maçı! Şehri gezerken bir yandan şehirdeki futbol atmosferini yaşamak ve o tarihi ana tanıklık etmek istiyorduk. Bu yüzden yolculuk planımızı yaparken Prag’ı 30 Ağustos’a almak için oldukça büyük bir uğraş verdik, yolu epey dolandırdık. Ama neticesinde bunu başarmış olduk.

Peki elimize ne geçti? Hemen hemen hiçbir şey! Birincisi, zaten maça biletimiz yoktu. Biletlere aylar öncesinden bakmıştım, çok pahalı olduğu için gereksiz görüp almamıştık. İkincisi de, bu maceradan şunu öğrendik: İngilizler bir yerde toplandıysa ve özellikle bunu futbol takımları için yapıyorlarsa o yerden koşar adımlarla kaçmak gerek! İngilizin sarhoşundan uzak dur. Önceki gün gezip tarihi dokusunu çok beğendiğimiz Prag, ertesi gün binlerce sarhoş İngilizin sağda solda bağırması ve sokaklara bira içerek dolanması ile bütün o büyülü atmosferini kaybetti. “Buranın en iyi gece kulübü nedir?” diye sorduğumuzda bize tarif ettikleri Karlovy Lázně isimli 5 katlı gece kulübünün önüne gittiğimizde 50’den fazla sarhoş İngiliz erkeğin diskonun önünde beklediğini gördük. Tam biz “Demek ki disko bunları içeri almamış” diye mutlu olmuşken hep birlikte içeriye doğru yönelmeye başladılar ve 50 erkek zorlanmadan mekana girebildiler. Mekanı bastılar desem daha doğru olur heralde! Biz de, “Bunlar bir de kupayı alırsa Cumartesi günümüz de hiç olacak!” diye düşünüp Chelsea’nin teknik direktörü Jose Mourinho’ya telepatik yöntemlerle şöyle seslendik: “Büyük üstat, kusura bakma, bugün Bayernliyiz. Bizi affet!”

Helal olsun size be!

Helal olsun size be!

O akşam maçı izlemedik bile, içip eğlenmekle meşguldük. Maçı kimin aldığını birkaç saat sonra sokakların halinden anladık: Gece yarısından sonra ve özellikle ertesi gün sokaklar huzur dolu ve tertemizdi. Bağıran sarhoşlar ve yüzbinlerce erkek yoktu yollarda. Ben aslında İngilizleri çok severim ama fanatik ve sarhoşken hiç çekilmiyorlar. Deutschland über alles diye de boşuna böbürlenmiyor bu sarışın millet… Adamlar haklı.

Peki biz Prag’da neler yaptık? Öncelikle şehri gezdik, çünkü şehrin tarihi dokusu inanılmaz. Köprüleri, binaları ve kendine has olan ruhuyla Prag eşsiz bir şehir. Öte yandan gece hayatını ise pek beğenmedik. Hemen hemen bütün mekanlara girdik ama gece hayatı diğer Doğu Avrupa şehirlerine kıyasla oldukça tırttı açıkçası. Ayrıca, biliyorum merak ediyorsunuz ama biz Absinth denen içkiyi de pek beğenmedik. Gerçi çeşit çeşit Absinth var, bir içki dükkanına girince o kadar çok farklı şişe görüyorsunuz ki neyi içeceğinizi bilemiyorsunuz. Yine de ben bunun yerine Slivovice, Hruškovice ve Jablkovice isimli yerel içkilerinden tatmanızı öneriyorum, zira ben bağımlısı oldum. Hatta bu içkilerden İstanbul’da bulabileceğim bir yer bulursanız mutlaka bana da haber verin. Bir tavsiye daha: Staroměstské Náměstí dedikleri Old Town meydanında bir tane astronomik saat var. Ona bakmayın. İnsanlar fotoğraf makinelerini alıp hiçbir özelliği olmayan bu saati “Aaaa, nasıl yapmışlaaaar” diyen gözlerle amele gibi izleyip sürekli fotoğrafını çekerek yolu tıkıyorlar. Hiçbir özelliği olmayan bir tane saat yahu, bak, geç.

Prag’da dikkatimi çeken şeylerden biri de belki de dilenmeye hiç ihtiyacı olmayan insanların bile köprülere, sokaklara gidip birkaç saatliğine dilenmesiydi. Bu burada bir çeşit gelenek gibi olmuş. Değişik bir dilenme şekilleri var, şapkalarını ters çevirip önlerine koyduktan sonra yere değişik bir vaziyette çömeliyorlar. Böylece yüzleri gözükmüyor. Birkaç saat bu pozisyonda kıpırdamadan duruyorlar, sonra ne kadar para toplayabildilerse onu alıp gidiyorlar. Geniş zamanımız olsaydı biz de deneyecektik bunu. 🙂

Görmeniz gereken şeyler listesinde en yukarıda olan şeylerden biri de köprüler elbette. Özellikle de şehrin simgelerinden biri olan Charles Köprüsü. Bunun yanında şehirdeki Karlova sokağını da mutlaka gezmenizi öneriyorum. Buranın sonunda Karluv diye bir köprü var, oradan karşıya geçip biraz yukarıya çıktığınızda Malostranské náměstí denen meydanı göreceksiniz. Burada mutlaka Trdelnik isimli tatlıdan yiyin ve yanında da limonata isteyin. Şehrin limonatası kendine has ve bu tatlı da muhteşem bir şey. Yalnız çok şekerli, söylemeden geçmeyeyim.

Prag'a gidip de Bodrum Döner'e uğramamak olmaz. :)

Prag’a gidip de Bodrum Döner’e uğramamak olmaz. 🙂

Şehirden aklımda kalan bir diğer şey de şu: Náměstí Republiky denen Cumhuriyet Meydanı’nda Palladium isimli bir alışveriş merkezi var. Daha önce Varşova’da da gördüğüm şekilde bir yürüyen merdiven sistemi kullanmışlar burada; yemek katına ayrı bir yürüyen merdivenle direkt olarak çıkabiliyorsun. Yani bizim AVM’lerdeki gibi kat kat yukarıya tırmanman gerekmiyor. İniş için direkt bir yürüyen merdiven yok giriş katına, sadece yukarı çıkılabiliyor. Karnı çok aç olanlar ve bütün AVM’yi dolanmak istemeyenler için böyle güzel bir opsiyon düşünülmüş. İnişi ise yine her kata tek tek inerek yapıyorsun. Bence gayet akıllıca.

Trdelnik yemeden dönmeyin!

Trdelnik yemeden dönmeyin!

Prag’da sevmediğim şeylerden biri de bar ve pub sayısının oldukça az olması. Şehirde içki içilen işletmeler genelde restoran şeklinde düşünülmüş, yemeğinizi yedikten sonra bira ya da şarap içerek oturmaya devam ediyorsunuz. Şehirdeki turistlerin yaş ortalaması da oldukça yüksekti, sanırım sebebi bu. Elbette barlar da var ama buna oranla restoranlar çok daha fazla, hele ki şehir merkezinde. Bu nedenle ağır bir şehir gibi göründü bana Prag. Diğer şehirlerdeki o coşkulu atmosfer yok, kıpır kıpır bir yer değil. Daha oturaklı bir havası var. O yüzden pek bize göre bir yer gibi gelmedi bize. Biz burada 3 gece kaldıktan sonra Budapeşte’ye gittik, oradan da Bükreş’e gidip Sofya üzerinden İstanbul’a dönerek yolculuğumuzu tamamladık. Varşova, Belgrad ve Split gece hayatını en çok sevdiğimiz şehirler olurken Prag bizi bu yönüyle şaşırtamadı. Ama tarihi dokusu ve mimarisi ile bizi yine de etkilemeyi başardı. Prag’ın, tıpkı Zagreb gibi, bir sonbahar şehri olduğunu düşünüyorum ben. Sonbaharda bir kez daha görmekte fayda var o yüzden.

Prag hakkında sizin de söyleyecekleriniz varsa;

  • http://ask.fm/UsenenAdam adresinden üye olmaksızın ve anonim olarak bana soru gönderebilir,
  • Aşağıdan yorum yazabilir,
  • Yukarıdan iletişim bölümüne girerek düşüncelerinizi mesaj şeklinde bana ulaştırabilir,
  • “Prag’ta gece hayatı kötü mü?!” diye düşünerek içinizde tutup kendi kendinizi yiyebilir,
  • Ask.fm’e gelerek “ÜŞÜ?! Kızlardan bahsetmemişsin?!!?!?!?!?!” diye gönderip benden gelecek cevabı bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili.)
BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: