Anasayfa / Seyahat, Gezi ve Interrail / Üşü ile Interrail: Budapeşte’de Yaka Silkmek!

Üşü ile Interrail: Budapeşte’de Yaka Silkmek!

Budapeşte’ye ılık bir Pazartesi sabahında geldik. Uğradığımız hemen hemen her şehirde yaptığımız gibi önce işlek caddelerin yerini öğrenip kalacağımız yeri ona göre belirlemek istediğimiz için kalacağımız yerin rezervasyonunu henüz yapmamıştık. Ben her ziyaret ettiğim şehirden hatıra olarak bir şehir haritası aldığımdan trenden iner inmez Tourist Information Center’ın yerini aramaya başladım. Burası tren istasyonunun içinde, köşe bir noktada. Tam biz haritamızı almış incelerken iki tane Türk “Beyler, selamünaleyküm. Diskoları mı arıyorsunuz?” diye hemen atıldı. Türküz hacı, ayrıntılar ve simgesellik üzerine yağlı boya resim sergisi arayacak değiliz ya? Sağolsunlar, gösterdiler nerelere gitmemiz gerektiğini. Teşekkür edip yanlarından ayrıldık.

Yemek yedikten sonra Tuna nehrine doğru yürümeye başladık. Tren istasyonundan köprüye kadarki yürüyüş mesafesi yaklaşık yarım saat. Biz şehri keşfedebilmek için bu yolu yürümeyi tercih ettik, siz metroyu ya da diğer toplu taşıma araçlarını kullanabilirsiniz. Yolu yarılamışken, elimde haritayı gören adamın biri yanımıza yanaştı ve yardım isteyip istemediğimizi sordu. Teşekkür ettik ve gerek olmadığını söyledik. Herif bu sırada büyükçe bir salamlı sandviçi midesine indirmekle meşguldü. Ağzı dolu bir şekilde, “Hey, ben size bir şey satmaya çalışmıyorum. Sadece yardım etmek istiyorum!” falan gibi bir şeyler gevelemeye başlayınca, “İyi,” dedim, “Hadi, anlat bari.” Ve bu pis herif ağzından salam parçaları saça saça bize nerelere gitmemiz gerektiğini anlattı. Adam elimdeki haritayı ters çevirip, “Olwoys hold it loyk dis, moy frond!” diye tükürükler saçarken içimden “Hay haritana sıçayım! Ulan ağzını kapat be, her yerimi salamlı tükürüğe boğdun!” diye sövüyordum adama. Bu işkence dakikalarca devam etti.

Adamdan kurtulduktan sonra yolumuza devam ettik ve yolun sonundaki Vaci ismindeki caddeye vardık. Burası bizdeki İstiklal Caddesi’ne benzeyen işlek bir cadde. Yol boyunca etraftaki bütün hostellere baktık fakat hiçbirinde yer yoktu. Biz de ileriye doğru devam edip Jozsef Attila Caddesi’nin arkasına geçtik ve burada Zrinyi diye bir sokağın üzerinde bulunan Zrinyi Hostel’e gittik. Odamızı burada tuttuktan sonra şehri gezmeye devam ettik.

Şehir bir çoğunuzun bildiği gibi iki bölgenin birleşiminden oluşuyor: Buda ve Peşte. İki bölgenin arasından Tuna nehri geçiyor. Şehrin en güzel kısmı -eğer karıştırmıyorsam- Peşte bence. Buda daha ziyade kale gibi tarihi yerleri ve doğal güzellikleri içeriyor. Buda Kalesi’ni de muhakkak görün. Biz gitmedik ama şehirde Gül Baba Türbesi diye bir yer var, siz oraya mutlaka gidin. Şehirde tahmin ettiğinizden daha çok ünlü bu Gül Baba ismi. Muhtemelen şehirde en çok Peşte’deki 5. Bölge’de ve civarında takılacaksınız. Benim şehirde en beğendiğim yer Sas caddesi ve civarı oldu. Burada St. Stephen Bazilikası var, yolun başında güzel bir park var. Gençler geceleri bu parkta takılıyor; dolayısıyla bizim “Studentski”miz de burası oldu. Şehirde kaldığımız iki geceye de orada içerek başladık ve ikisinde de güzel zaman geçirdik.

Köprüleri mutlaka görün ama korkuluklara dokunmayın. Örümcekler kol geziyor!

Budapeşte’deki köprüleri mutlaka görün.

Şehirden aklımda kalan en önemli şey, hiçbir bakkalda sigara satılmıyor oluşuydu. Sigaraları yalnızca tütün marketlerinden alabiliyorsunuz ve bunlar da oldukça az sayıda. Tütün marketini bulmak ayrı bir dert zaten; hadi buldun diyelim, sigara alırken bir de sıra bekliyorsunuz. Yok kasaya okutuyor, yok fiş kesiyor derken sigarayı alıp dükkandan çıkmak neredeyse 5 dakikanızı alıyor. Ben sigara kullanmıyorum ama yol arkadaşım kullanıyordu ve bayağı bir sıkıntı çekti bu konuda. Birkaç günlük gezilerinizde gitmeden sigaranızı stoklamanızı tavsiye ederim.

Şehri keşfetmeye devam ederken barlarla dolu işhanına benzer bir yere geldik. İçkimizi içtik, birkaç kızla tanıştık. Sonra karnımızı doyurmak için bir dönerciye girdik. İçeride oturup dönerimizi yerken konuşmamızı duyan bir adam “Gençler, madem Türksünüz, söyleseydiniz ya daha iyi döner verirdik!” gibi bir şey dedi. Sonra da, “Gerçi zaten dönerimiz iyidir de,” gibi bir şey zırvaladı. Sarhoş olduğumuz için sallamadık. Biraz konuştu, bir şeyler anlattı. O gün Pazartesi olduğu için açık bir disko önermesini istedik. Adam bize bir yeri tarif etti, “15 sene olmuş gitmemişim” falan diyerek. Teşekkür edip çıktık oradan. Dediği yeri bulamadık ama Instant diye güzel bir gece kulübü bulduk. Burası çok büyük bir disko. Farklı farklı noktalarında barlar var, farklı dans pistleri ve odaları var ve içerisi hınca hınç dolu. Hâlâ kafamızda oturmuş değil buranın mimarisi. Labirent gibi; bir yere giriyorsun ve yürümeye devam ediyorsun, bir bakıyorsun ki bir dans pistine gelmişsin. Oradan çıkıp alt kata inip ilerlemeye devam edince daha önce görmediğin bir bara rastlıyorsun. Böyle garip bir yerdi. Gece çok güzel başladı, Rus bir kızla tanıştım ve gerçekten efsane güzellikteydi ama her şey iyi gidiyorken gecenin devamında mekandan atıldım! Hem de saçmasapan bir sebepten. (İçkimi içerken beş saniyeliğine merdiven basamağına oturdum diye dışarı attı beni i*neler.)

Ertesi gün tekrar bizim dönerciye gittik, önceki günkü adam yine oradaydı: Kirli sakalları, kırlaşmış saçları, üstündeki yırtık deri ceketi ve kirli kareli gömleği ile tanıdık bir yüzdü karşımızdaki. Dedik, “Abi burası senin mekanın, değil mi?” “Yok yav” dedi, “Benim aşağıda birahane vardı, kapattım orayı. Takılıyoruz burada işte.” dedi. Meğer dönercinin sahibi zannettiğimiz bu adam tam bir boş adammış, orada sigara içip vakit geçiriyormuş. 80 sonrasında siyasi sebeplerden dolayı sığınmış Macaristan’a, “Sağ mı, sol mu?” dedim. Bekledi, bekledi, “Sağ” dedi. Nereli olduğumuzu sordu sonra. Arkadaş “Trabzon” diye cevap verdi. “Neresinden Trabzon’un?” diye tekrar sordu adam. Bizimki “Sürmene” diye cevaplayınca bizim dönerci başladı yaka silkmeye! Hani bildiğin sol elinin baş parmağı ve işaret parmağıyla ceketinin yakasını kavrayıp, “Allah belasını vermesin o Sürmene’nin! Bezdim ulan, bezdim!” der gibi yakayı ileri geri sallıyordu! Benim arkadaş zaten sarhoş, “Annem de öyle diyor, hepsi şeytan diyor! Bence de abi! Ben de sevmem zaten Sürmenelileri! Haklısın!” diye memleketi hakkında ileri geri konuşup adama hak verdiğini gösterse de adam doymuyordu yaka silkmelere! Saniyelerce ceketinin yakasını silkmeyi bırakmadı, nereden baksan 1 dakika sürmüştür. Ondan sonra Sürmeneli bir çocuktan bahsetmeye başladı: “Dedim i*neye, Şaş sokağında donsuz gezersen dedim, sana 10,000 lira verecem. İ*nenin oğlu donsuz gezdi sokakta moruk, yemin ediyorum gezdi. Geldi yanıma sonra, dedi nerde lan param. Al dedim (eliyle nah yapıyor), paran burda. S*kinin etini s*keyim dedi bana. Ver lan paramı dedi.”

Kahkahalar eşliğinde oradan ayrıldık. O günden beri arkadaş ortamında canımız sıkıldığında “Sürmene!” diye bir bomba atıyoruz ortaya, hep beraber aynı anda yaka silkiyoruz.

Budapeşte’ye dönersek, şehirde görülecek çok şey var. Kızları oldukça güzel. İnsanlar biraz fakir ama şehir kesinlikle huzurlu. Yaşanabilir bir şehir olduğunu düşünüyorum, özellikle de Türkler için. Tren istasyonunun karşısındaki bir sokakta Türk berberi bile bulduk! Yalnız Buda ve Peşte arasında aslan heykelli bir köprü var, o köprüyü mutlaka görün ama köprünün korkuluklarından uzak durun. Ben hayatımda bu kadar çok örümceği bir arada görmedim; köprünün başından sonuna kadar her tarafı örümceklerle doluydu. Sırtımızı köprüye yaslayıp foto çekinemedik, o derece berbattı durum.

Şehir güzel ama…

Budapeşte hakkında söyleyecek bir şeyiniz varsa, yorumlarınızı;

  • http://ask.fm/UsenenAdam adresinden üye olmaksızın ve anonim olarak bana gönderebilir,
  • Aşağıdan yorum olarak yazabilir,
  • Yukarıdan iletişim bölümüne girerek mesaj şeklinde bana ulaştırabilir,
  • “Komik miydi bu?” diye düşünerek içinizde tutup kendi kendinizi yiyebilir,
  • Ask.fm’e gelerek “ÜŞÜ, MEMLEKETİNİ NEDEN YAZMADIN?!” diye gönderip, benden gelecek cevabı bekleyebilirsiniz. (Gelme garantili.)

…Sürmene!

BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: