Anasayfa / 2013 / Ekim

Aylık Arşiv: Ekim 2013

Üşü ile Interrail: Romanya’da bir ADAM.

Budapeşte’de iki akşam geçirdikten sonra trene binip Bükreş’e geçtik. Bükreş, göreceğimiz son şehirdi; buradan hareket ederek Sofya üzerinden trenle İstanbul’a geçmeyi planlıyorduk. Yaklaşık bir aydır yollardaydık; neredeyse her günü sarhoş geçirmiştik, birer defa hasta olmuştuk ve bedenen çok yorulduğumuzu hissediyorduk. Bükreş’te kalan enerjimizi son damlalarına kadar tüketip iyice eğlendikten sonra İstanbul’a öyle dönmeyi amaçlıyorduk.

Budapeşte’den gelen trenin durduğu istasyon (Gara de Nord) oldukça ilkel; ama yine de Wi-fi sıkıntısı yok ve karın doyurabilmek için McDonalds, KFC gibi restoranlar var. (Yalnız KFC’de ketçap diye sulandırılmış salça veriyorlar, bilginiz olsun.) İstasyondaki döviz bürosunda komisyon alınmıyor. Ben de bunu görünce para bozmak için büroya girdim; bir miktar euro vardı üzerimde, bozayım şunu dedim. Parayı uzatıp beklemeye başladım. Veznedeki kadın bir sözleşme ve bir kalem uzattı, imza atmamı istedi. İmza mı? Nedenmiş?! Para bozduğum için merkez bankasının şartlarını kabul ettiğime dair imza atacakmışım da bilmemne… Bu nasıl bir bürokrasidir yahu? Para bozuyorum arkadaş, hisse senedi almıyorum! Neyse, imzaladık, kadın aldı kendisi de imzaladı falan kağıdı… Neticesinde parayı aldık.

İstasyondan şehir meydanına direkt metro hattı var. Küçük bir aktarma ile hızlı bir şekilde meydana gidebiliyorsunuz. Metro eski olsa da metro sonuçta. Önceden otel rezervasyonumuzu yapmıştık. (Bu arada şehirde otel fiyatları oldukça uygun. Bu yüzden hostel yerine otelde kalmayı tercih ettik.) Universitate durağında indik, burada metronun içinde Tourist Information Center da var. Buradan ücretsiz haritamızı da aldıktan sonra yukarıya çıktık. Otele eşyalarımızı bıraktıktan sonra da bu noktaya geri döndük. Bu arada otelde Belgrad’ta kaldığımız yerdeki asansörle yarışacak kötülükte bir asansör vardı. Biz bu iki asansörü Ölüm Asansörü olarak andık. Neden mi? İçine adım atıyorsun, beş santim aşağı çöküyor! Gıcır gıcır gıcır sesler çıkararak yukarı çıkıyor. 3 kişi binsen kesin tahtalı köyü boylarsın. Zaten içindeki yazıda da “… Persoane” yazıyordu, normalde yazan sayıyı karalayıp üzerine 2 yazmışlar! “Kanka ilk sen bin, hayır ilk sen bin” diyerek 10 dakika başında durduğumuz oldu. Neyse. Devamını Oku »

Üşü ile Interrail: Budapeşte’de Yaka Silkmek!

Budapeşte’ye ılık bir Pazartesi sabahında geldik. Uğradığımız hemen hemen her şehirde yaptığımız gibi önce işlek caddelerin yerini öğrenip kalacağımız yeri ona göre belirlemek istediğimiz için kalacağımız yerin rezervasyonunu henüz yapmamıştık. Ben her ziyaret ettiğim şehirden hatıra olarak bir şehir haritası aldığımdan trenden iner inmez Tourist Information Center’ın yerini aramaya başladım. Burası tren istasyonunun içinde, köşe bir noktada. Tam biz haritamızı almış incelerken iki tane Türk “Beyler, selamünaleyküm. Diskoları mı arıyorsunuz?” diye hemen atıldı. Türküz hacı, ayrıntılar ve simgesellik üzerine yağlı boya resim sergisi arayacak değiliz ya? Sağolsunlar, gösterdiler nerelere gitmemiz gerektiğini. Teşekkür edip yanlarından ayrıldık.

Yemek yedikten sonra Tuna nehrine doğru yürümeye başladık. Tren istasyonundan köprüye kadarki yürüyüş mesafesi yaklaşık yarım saat. Biz şehri keşfedebilmek için bu yolu yürümeyi tercih ettik, siz metroyu ya da diğer toplu taşıma araçlarını kullanabilirsiniz. Yolu yarılamışken, elimde haritayı gören adamın biri yanımıza yanaştı ve yardım isteyip istemediğimizi sordu. Teşekkür ettik ve gerek olmadığını söyledik. Herif bu sırada büyükçe bir salamlı sandviçi midesine indirmekle meşguldü. Ağzı dolu bir şekilde, “Hey, ben size bir şey satmaya çalışmıyorum. Sadece yardım etmek istiyorum!” falan gibi bir şeyler gevelemeye başlayınca, “İyi,” dedim, “Hadi, anlat bari.” Ve bu pis herif ağzından salam parçaları saça saça bize nerelere gitmemiz gerektiğini anlattı. Adam elimdeki haritayı ters çevirip, “Olwoys hold it loyk dis, moy frond!” diye tükürükler saçarken içimden “Hay haritana sıçayım! Ulan ağzını kapat be, her yerimi salamlı tükürüğe boğdun!” diye sövüyordum adama. Bu işkence dakikalarca devam etti.

Adamdan kurtulduktan sonra yolumuza devam ettik ve yolun sonundaki Vaci ismindeki caddeye vardık. Burası bizdeki İstiklal Caddesi’ne benzeyen işlek bir cadde. Yol boyunca etraftaki bütün hostellere baktık fakat hiçbirinde yer yoktu. Biz de ileriye doğru devam edip Jozsef Attila Caddesi’nin arkasına geçtik ve burada Zrinyi diye bir sokağın üzerinde bulunan Zrinyi Hostel’e gittik. Odamızı burada tuttuktan sonra şehri gezmeye devam ettik. Devamını Oku »

Üşü ile Interrail: Prag’da Bir Futbol Maçı!

29 Ağustos günü Bratislava’dan Prag’a geldik. Buraya bu tarihte gitmemizin en önemli sebeplerinden biri şuydu: 30 Ağustos günü Prag’da oynanacak olan Chelsea – Bayern Münih UEFA Süper Kupa maçı! Şehri gezerken bir yandan şehirdeki futbol atmosferini yaşamak ve o tarihi ana tanıklık etmek istiyorduk. Bu yüzden yolculuk planımızı yaparken Prag’ı 30 Ağustos’a almak için oldukça büyük bir uğraş verdik, yolu epey dolandırdık. Ama neticesinde bunu başarmış olduk.

Peki elimize ne geçti? Hemen hemen hiçbir şey! Birincisi, zaten maça biletimiz yoktu. Biletlere aylar öncesinden bakmıştım, çok pahalı olduğu için gereksiz görüp almamıştık. İkincisi de, bu maceradan şunu öğrendik: İngilizler bir yerde toplandıysa ve özellikle bunu futbol takımları için yapıyorlarsa o yerden koşar adımlarla kaçmak gerek! İngilizin sarhoşundan uzak dur. Önceki gün gezip tarihi dokusunu çok beğendiğimiz Prag, ertesi gün binlerce sarhoş İngilizin sağda solda bağırması ve sokaklara bira içerek dolanması ile bütün o büyülü atmosferini kaybetti. “Buranın en iyi gece kulübü nedir?” diye sorduğumuzda bize tarif ettikleri Karlovy Lázně isimli 5 katlı gece kulübünün önüne gittiğimizde 50’den fazla sarhoş İngiliz erkeğin diskonun önünde beklediğini gördük. Tam biz “Demek ki disko bunları içeri almamış” diye mutlu olmuşken hep birlikte içeriye doğru yönelmeye başladılar ve 50 erkek zorlanmadan mekana girebildiler. Mekanı bastılar desem daha doğru olur heralde! Biz de, “Bunlar bir de kupayı alırsa Cumartesi günümüz de hiç olacak!” diye düşünüp Chelsea’nin teknik direktörü Jose Mourinho’ya telepatik yöntemlerle şöyle seslendik: “Büyük üstat, kusura bakma, bugün Bayernliyiz. Bizi affet!” Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.