Anasayfa / Seyahat, Gezi ve Interrail / Interrail Sonrası Hisler ve Uzun Süredir Neden Yazmadığım Üzerine…

Interrail Sonrası Hisler ve Uzun Süredir Neden Yazmadığım Üzerine…

Sofya’da, daha Interrail’deki ilk sabahımızda kahvaltı yaparken, yola beraber çıktığım arkadaşıma şöyle demiştim: “Oğlum, bitiyor. Al işte, ilk gün bitti. Çok yakında eve döneceğiz.” Aynı cümleyi Belgrad’da ve Split’te de söyledim. Split’i kafamızda bir mola yeri gibi düşündüğümüz için ondan sonra zaten kafamızın içinde hep bir hüzün oldu, bir kenarda saklandı ve her mutlu anımızda, “Bütün bu güzel günler bitecek lan…” diye canımızı alttan alta acıtmaya devam etti. Geldiğim gün olacakları da çok iyi biliyordum: Oturduğumuz yerde yeni açılan bir kafeyi arkadaşlarımla kontrol edecek, sonra sırasıyla hep gidip yemek yediğimiz iki yere uğrayacak ve ardından berberime gidecektim. Bütün bunları yaptım. Maceralarımızı anlattık, gülüştük ve sonra birbirimize bakarak şöyle dedik: “Eee, şimdi ne olacak?”

Bunu dediğimiz andan itibaren, ki bu Salı akşamına denk geliyor, korkunç bir depresyona girdik ikimiz de. Bunun yüzünden blog yazamadım bir türlü. Halbuki hakkında yazı yazacak daha bir sürü şehir vardı. Bir de üzerine Pazar akşamı kız kardeşimin nişanının olduğunu söylediler, iyice mahvoldum. Biliyorsunuz, beni bu evlilik tiyatroları gerim gerim geriyor. Olmak istemediğim yerlerde bulunmaktan da nefret ederim. Bütün bunların bir araya gelmesi beni mahvetti işte. Ama kendimi toparlamak zorundayım. Yazmak bana en iyi ilaç zira. O yüzden şimdi hissettiklerimi size aktarmak istiyorum. Bu yazıyı yazdıktan sonra birkaç şehir incelemesi daha göndereceğim sanırım. Blogu çok boşladım ve bunu bir yerde kesmem gerekiyor.

Peki neden Türkiye beni depresyona soktu? En önemli sebebi şu: Kimm Kanunu. Bunu anlatmak için bu yaz başında başımıza gelen bir olayı anlatmak zorundayım.

Kimm, bir arkadaşıyla beraber Türkiye’ye gelmiş, bir okul gezisi ile Diyarbakır’ı, Bismil’i gezmiş ve iki haftalık bu gezi sonunda Istanbul’a gelip bizi ziyaret eden Maltalı bir arkadaşımızın ismi. Biz bu iki kızı havaalanından aldık ve birlikte Yeşilköy’de bir kafeye oturduk. Anlatmaya başladılar. İlk söyledikleri şey, “Türk erkekleri ne kadar çirkin! Siz Türk değil misiniz, nasıl oldunuz siz böyle?” idi. Arkadaşımla birbirimize bakıp gülümsedik ve “Hadi içkini iç yaa, boş konuşma!” diye aramızda Türkçe konuşup şakalaştık. Sonra, “Aslında o bölgede genelde Kürtler yaşıyor” dediğimizde, “Biliyorum, ama durum Taksim’de de aynıydı” dedi Kimm. Başta önemsemediğimiz bu cümlenin ne kadar haklı olduğunu anlamak için interrailden dönüp, Sirkeci’den tramvaya binerek Laleli’den geçip Aksaray’a gelmemiz yeterli oldu. Hemen o an, o tramvay camından dışarıyı izlerken durumu anlamıştık: Türk erkeği çok çirkin, Türk erkeği çok bakımsız. Türk erkeği giyinmeyi zerre bilmiyor. “Kimm Teorisi haklı galiba” dedim arkadaşıma. Sonra, “Ne teorisi oğlum? Kimm Kanunu!” diye düzelttim kendimi. Bu durumun ismini de böyle koymuş olduk.

Peki Türk erkeğinin bakımsız ve çirkin oluşu bizi niye alakadar etsin? Çok basit: Sokaklarda kadın yok da ondan! Bunu anlamak için yolda gezerken lütfen kadın erkek oranına bir bakın. Türk kadınının sosyal hayatta ne kadar az yer kapladığına hayret edeceksiniz. İstediğiniz semtte gezebilirsiniz. Sokakta yanınızdan geçen adamların büyük çoğunluğu tipsiz ve ter kokan bakımsız tiplerse, kadınların da yarısından çoğu türbanlı ve “bakmanın” anlamsız olduğu insanlarsa bu şehir adamın enerjisini cup diye emer abi. Hele ki Belgrad gibi, Sofya gibi, Varşova gibi sokak biçimindeki podyumları gördükten sonra çok rahat emer. Nitekim emdi de.

Geleceğimle ilgili ne olacağını da bilmiyorum. Kafamın içindeki bir diğer soru işareti de bu. Buraları ve ask.fm‘imi takip ediyorsanız muhtemelen biliyorsunuzdur, yaz başında üniversiteden mezun oldum. Hemen iş bulup çalışmaya mı başlamalıyım, yurtdışında iş bulabilmek için mesela Almanya’da dil kursuna falan mı gitmeliyim, yoksa daha yaratıcı işler yapabilmek için kendime biraz vakit mi tanımalıyım, bilmiyorum. Türkiye’yi daha iyi bir yer yapabilmek istiyorum. Bunun için burada kalıp savaşmalıyım, yazmalıyım, burada bulunmalıyım. Ama öte yandan bu berbat yerde yaşamak da istemiyorum. Kısacası kafam inanılmaz karışık. Bu karışıklıkta sanırım bu blog ve sizin yorumlarınız, yazdıklarınız benim için her zamankinden çok daha önemli olacak.

Dünyada interraili bitti diye üzülen tek millet biz Türklerizdir herhalde. Mesela Polonya’dan çıkan adam, gezmek istediği şehirleri gezdikten ve deliler gibi eğlendikten sonra yine eğlenebileceği bir ortama; damsız olduğu için girememek gibi bir problem yaşamadığı diskolara, barlara, publara ve şehrindeki güzel kızlara dönüyor. Macaristan’dan çıkan interrailci de aynı şeyi yapıyor, İspanya’dan çıkan da, Slovenya’dan çıkan da. Peki ya biz? Biz, Taksim’de atılan biber gazlarına, polis tarafından çiğnenen ve öldürülen gençlerin haberleriyle dolu bir gündeme ve birayı siyah poşetle taşımak zorunda olduğumuz bu geri kafalı utanç ülkesine dönüyoruz. Hiçbirimiz mutlu değiliz burada. Mesela Afganistan’daki adam mutludur, çünkü bilmiyor Batı’daki hayatı ve elindekiyle mutlu olabiliyor. Ya biz? Biz görüyoruz oğlum, hemen burnumuzun dibinde muhteşem huzurlu bir hayat yaşıyor insanlar ve biz burada Tayyibiye‘de çile çektiğimizin farkındayız. Kızlar gece dışarı çıkamadığı için diskolarda bir kıza 50 erkek düşmesin diye konulmuş bir damsız girilmez yasağı yüzünden tek başımıza gidip kafa dağıtamıyoruz. Kafamıza göre parklarda içemiyoruz, eğlenemiyoruz. Gençliğimizi yaşayamıyoruz oğlum burada. Bugün Avrupa’nın hiçbir ülkesinde böyle geri bir ülke yok. Cep telefonlarımız, metrolarımız ve arabalarımız var; bunları parasını verip Batı’dan satın almışız ama bütün bunların hepsi birer makyaj. Binalarımız çağdaş görünüyor ama bunların hepsi makyaj. Bu makyajları sildiğimiz zaman aslında 1400’lü yıllarda yaşıyoruz, kafa o. Alkol almak ve eğlenmek SUÇ. Sevgilinle kol kola gezemezsin, sokakta öpüşemezsin, SUÇ. Stüdyo daireler yasaklanır, SUÇ.

Bitirdiniz beni.

Bitirdiniz beni ya.

Şu aralar hissettiklerim böyle. Size aktarmak istedim. Sizin de canınızı sıkmış olmaktan nefret ediyorum, ama yazmadan açılamazdım. Umarım beni anlarsınız. Yakın zamanda yine o eğlenceli Üşü olacağımı biliyorum, eninde sonunda alışacağım ama bir süre bana bu şekilde tahammül etmek zorundasınız, üzgünüm.

Okuduğunuz için teşekkürler.

Bu konu hakkında sizin de söyleyecekleriniz varsa ya da “Tek problem alkol mü yani?” türü söylemlerde bulunup dayak yemek istiyorsanız, yorumlarınızı;

    • http://ask.fm/UsenenAdam adresinden üye olmaksızın ve anonim olarak bana gönderebilir,
    • Aşağıdan yorum olarak yazabilir,
    • Veya yukarıdan iletişim bölümüne girerek mesaj şeklinde bana ulaştırabilirsiniz.

Evet, hepsi bu kadar.

BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • Sevgili Üşü,

    Son zamanlarda bloğun, tüm gün okuyup kudurduğum politik makaleler,köşe yazarları, felaket tellallarının arasında kahve molası gibi geliyordu.Bu aralar yazmıyordun , sanırsam sex-drug-alcohol modunda, iki gün gün görsün çocuk dedim. Ama sen iki günlük tatilini zehir ediyormuşsun buraya döneceğini düşünüp durarak, gerçi anlayabiliyorum…

    Bunun dışında madem sormuşsun,sıkmadan kısaca düşüncelerimi seninle paylaşmak isterim.
    Mezun oluyormuşsun. ‘Bence’ hemen düşünüp taşınmadan sakın işe başlama. Hem küresel çapta, hem ulusal bazda işsizlik ve sömürü düzeni malumumuz. Eğer her gün 8-9 saat çalışacağın bir ofis işi bulursan zihnindeki hayalleri, bedenindeki enerjiyi alıp sömürecek ,iş bulmak aslında seni işe yaramaz hale getirecektir.Erkenden uykun gelecek,sabah yumuk gözlerle işe gideceksin, izansız iş arkadaşların olacak, gereksiz ofis entrikaları ,barzo patronlar vs. Alternatifi var mı? Bence var. Ben akıllı insanların bir yolunu bulup her zaman alternatiflerini yaratacaklarına inanırım.

    Şunu unutma ihtiyacın olan motivasyon, yaşadığın ülkeye duyduğun nefrette saklıdır. Bu nefret senin en kıymetli hazinendir. Bu nefret,bu aidiyet problemi olmasa eğer buralardan nah kurtulursun. En azından bunun böyle olduğunu kendi tecrübemden biliyorum. Kendinin peşinden git üşü,akılsız kalabalıkları dinleme. Kuvvetli bir niyetin olunca, işe yarar bir plan arkasından geliyor.

    Diyorsan ki ben ülkeme faydalı olmak istiyorum, ben de diyorum ki deli olma. Mesela 80 darbesinde ölen zeki ve donanımlı insanlar BENCE hep boşuna öldüler.Neden boşuna öldüler? Çünkü 33 sene sonra aynıları hala yaşanıyor. Öldüler de gelecek nesiller daha iyi bir gelecekte mi yaşıyor? Avrupa gibi progresiv bir toplumda yaşamıyoruz sonunçta biri ölünce arkadan geleni daha iyi bir gelecek beklesin. Bu coğrafyanın insanı 1500 senedir kul zihniyetiyle yaşıyor, bireyselleşen, rasyonelleşen, sekülerleşen bir toplum olmayı bekleyelim dersek o ho hoo 300 sene ömrümüz yok sonuçta.Şahsen ben birey olarak ort. 65 yıllık ömrümü mongloidler için hibe etmek yerine; kendi hayallerime yatırım yapmak bireysel yolculuğumda ilerlemek istiyorum.Şayet bireylerin toplumu değiştirme gücü olsaydı;bunu benden fersah fersah daha akıllı ve donanımlı entellektüeller yapabilirdi. Naçizane görüşülerim bunlar ama belirtmeliyim ki bu uğurda kendini adayanlara da ziyadesiyle saygı duyarım.

    İşte böyle Üşü.Kısa kesiyorum dedim ama, daha çok tevsiye mektubu gibi oldu benimkisi. Hadi salıcakla.

    Sevgiler
    Tuby

    • Üşü

      Gerçekten çok teşekkür ederim. Uzun zamandır dinleyebileceğim kıvamda tavsiyeler duyamamıştım. Geniş bir zamanda mail atabilirsen güzel olur. Sevgiler ve tekrar teşekkürler.

  • Bende bu yaz interrail olmasa da ona benzer konforsuz ve bi o kdr eğlenceli şekilde (otobüsle) Barcelona ya kdr gittim. Toplamda 9 ülke 12 şehir gezdim. İnş bu yazda interraila hazırlanıyorum bi aksilik çıkmaz umarım 🙂 Özel hayatımdaki sıkıntılarımın da etkisiyle döndüğümde yaşayacağım bunalımı daha ağır yaşadım. Oraları gördükten sonra bin kere daha nefret ettim bu ülkede kadın olmaktan.

    Adamlar rahat ya huzurlu. Korna sesi duymadım, herkes herkese yol veriyor,kimse kimsenin naptığıyla ilgilenmiyor, yollar tertemiz, evlerin balkonu hep çiçek, herkes bisiklet kullanıyor adamların bisiklet yolu var lan ( cahilliğimizden kardeşime o yolda bir hatta iki bisiklet bile çarptıasxbxjhbc ) herkesin evcil hayvanı var ve sokaklarda hayvan boku yok ( bizde evcil hayvanı sokağa pisleyince ‘aferimmm oğlumaa’ diyen sosyetikler var Ankara Çankaya da birebir bu gözlerin gördüğü kulakların duyduğu) Bu söylediklerim ne kadar basit şeyler aslında derinliğe girmeye bile gerek kalmıyor aradaki yüzyıl farkını görmek için. Vardır onlarında sıkıntıları,yaşadığı zorluklar ama biz çok ama çok gerideyiz be 🙁 🙁 Karar verdim bu ülkede yaşamak istemiyorum ben ama napcam MEB de öğretmenim hayvan gibi puan aldım kpssden atanabilmek için, yüksek lisans yapıyorum( hala bitiremiyorum ama bitcek yani inş 🙂 ) emek emek emek doğru dürüst dilim yok nasıl olacak bilmiyorum ama kararlıyım defolup gitcem bu ülkeden. Neymiş ırkçılarmış bu ülke de yok mu ırkçılık? Neymiş islamofobiklermiş, bu ülkede biraz daha kaldığım takdirde benimde olmam an meselesi 🙁 ( Varsa fırsatın hiç durma. Mehobo nun dediği gibi kimler kimler yitip gitti de noldu ?

    ‘Sen yanmazsan ben yanmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa’ durumu bu topraklar için uygun değil yandığınla, öldüğünle, acınla kalıyorsun. Bence fırsat varken gitmek gerek vakit kaybetmeden

    • Üşü

      Kalıp bunlara ülkeyi bırakmak da koyuyor.

  • Pearl

    Bu bunalım hiç bitmeyecek! Tam evet buraya alışım burada da böyle kendi çapımda bir hayatım var diye avunsa da insan bu bunalım ara ara uğrayacak ve çok boktan hissettirecek.. Test edilip onaylanmıştır 2011 Erasmus.. Hala ahh be hey gidi heeey dedirtiyor insana!

    • Üşü

      Erasmusla nereye gitmiştin?

      • Pearl

        Letonya-Riga, Mükkemmel bir öğrenci şehridir. Gidip görmeni tavsiye ederim, 2014 kültür başkenti oluyor kutlamalar mükemmeldir kaçırma derim.

        • Üşü

          Teşekkürler yorum için. Oralara gitmeyi ben de istiyorum. Kalacak yerim de var ama ne zaman giderim belli değil. Gidenlerden dinlemekle yetiniyorum şimdilik. 🙂

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: