Anasayfa / Seyahat, Gezi ve Interrail / Üşü ile Interrail: Eski Zağra ve Sofya

Üşü ile Interrail: Eski Zağra ve Sofya

Interrail planımızın ilk durağı olan Sofya’ya gitmek için Çerkezköy’e kadar otobüsle ulaşmamız gerekiyordu. Bu hizmeti de zaten TCDD kendisi veriyor, çünkü Sirkeci’den o noktaya kadar hızlı tren çalışması var. Ama bizi öyle bir otobüse bindirdiler ki inanamazsınız; içeride her yere sinmiş olan en az üç aylık berbat ter kokusu vardı. Kuruyan terinin üstüne tekrar terlemiş ıslak otobüs muavini gibi kokuyordu içerisi. Havalandırmayı yola çıktığımızda açtılar ama içerideki pis hava temizlenecek gibi değildi. Ayrıca tahsis edilen otobüs de çok eskiydi. Yine de içimdeki Interrail isteği ve heyecanı o kadar baskındı ki bunlar beni neredeyse rahatsız etmiyordu bile.

İki saatlik yolculuktan sonra trene geçtik. 6 yataklı odada birer kuşetimiz vardı. Biz “Bu ufacık yerde altı kişi birlikte mi kalacağız?” diye odaya bakınırken kapıda görevli bir dayı belirdi. Bizi görünce, “Siz şu odaya geçin, burası çok kalabalık olmuş,” dedi ve bizi arkadaki başka bir odaya aldı.

Önceki odamızda bir evli İngiliz çift ve saçları “Biz iki aydır su görmediiik!!!!” diye haykıran iki sarhoş Fransız gezgin vardı. Bu odadaysa iki tane deyim yerindeyse taş gibi Avusturalyalı kız kalıyordu. Önceki odadan bizi çekip, çıkarıp bu odaya alan dayı o an gönlümüzün fatihi, kalbimizin sultanı, adeta canımızdan bir parça olmuştu bir anda. Biz binlerce kere teşekkür edercesine bakan gözlerle dayıya bakıp gülümserken o da cebinden bir kağıt çıkarıp bize uzattı:

20130812-134144.jpg

His Precioussss!

Bu bir Bulgar sigarası markasıydı. Dayımız kendisine Kapıkule’de bu sigaradan 10 karton almamızı rica ediyordu. İyiliğe karşı iyilik gibi yani. Sigaraların parasını da tam olarak verdi. Kapıkule’de durduğumuzda pasaport kontrolünden geçip bir torba dolusu sigara aldık, geldik. Paketleri teslim alırken dayının yüzündeki mutluluğu görmeliydiniz! Zaten o olaydan sonra adamın ismi “Ome dayı” kaldı. 🙂

Sabaha karşı hava almak için odadan beş dakikalığına çıkalım dedik. Dakikasına kalmadı, Ome dayı koridorda bizi yakaladı, hatrımızı sorduktan sonra başladı gençliğini, çocukluğunu anlatmaya. Dayı, n’olursun, yapma. Saat sabahın 05:30’u, kızlar odada bekliyor ve sen bize Almanya’dan yurda geri dönünce yaşadığın problemlerden, ilkokul öğretmeninin neden bütün sınıfı dövüp bir seni dövmediğini anlatıyorsun. Yapma dayı, yapma. 🙁

10779962[1]

Nereye getirdin bizi Ome dayı?!

Eğlenceli bir gecenin ardından trenimiz Stara Zagora (Eski Zağra) isimli bir şehirde durdu. Yol çalışmasından dolayı orada iki saat kadar beklemek zorunda olduğumuzu söyledi Ome dayı. “Ben şehri gezeceğim, isterseniz siz de gezin,” diye de ekledi.

Kalkıp şehri gezmeye başladık. Bir yandan da “Kanka, herkesin ayağında terlik var. Deniz mi var burada acaba?” gibisinden laflarla şehrin haritadaki yerini tahmin etmeye çalışıyorduk. Ome dayının söylediğine göre yol çalışması yüzünden 11’de Sofya’da olacak tren, saat 15:00’te varacaktı. Biz de -haritamız da çantada kaldığı için bakamayıp- “Acaba kıyıdan mı dolanıyoruz?” diye düşündük.

Elbette böyle değildi. Bulgaristan’ın orta yerinde, kupkuru, kendi halinde, sakin bir yerdi burası. Ben görünüşünü biraz Çanakkale’ye benzettim. Ufak bir şehir olduğu için biraz dolandıktan sonra gezecek yeri kalmadı zaten. Yürürken Ome dayı’ya rastladık yolda. Pazar alışverişi yapmış kendine. Bize en az zararla nerede para bozabileceğimizi gösterdi. Gidip 50’şer euro para bozdurduk. Sonra da oturup birer buzlu kahve içip trenin kalkış saatini beklemeye başladık. İstasyona döndüğümüzde tren yoktu!

Kısa süreli bir korkunun ardından trenin ileriden dönüp geldiğini gördük. Bindik, biraz daha kestirdik. Uyandık, bol muhabbet ve eğlence eşliğinde Sofya’ya yanaştık.

Gulliver Hostel isminde şirin, ufak bir hostelde rezervasyonumuz vardı. Bir süre dolaştıktan sonra burayı bulduk ve duş alıp dinlendik. Sonra da şehri dolaşmaya başladık. Daha ilk adımlarımdan itibaren Sofya da bana Milano’yu andırdı. Elbette şehrin insanında o klas, sokaklarında o giyim mağazaları, o lüks ve şatafat yoktu (Hatta kırıntısı bile yoktu!) ama yolların ortasından geçen tramvaylar ve taş döşeli caddeler bende böyle bir intiba uyandırdı nedense.

Sofia,-Bulgaria---McDonalds-1[1]

Makgohavgc?!

Genel olarak Serdika isimli noktada takıldık. (Bu arada şehirde yol araya araya Kiril alfabesini öğrendim. Cidden.) Buranın 50 metre aşağısında bir McDonalds var ve önünden 10 saniyede bir 10 üzerinden minimum 8 puanlık güzellikte kız geçiyor. Cidden abartmıyorum, 8 puan. İlgilenenler için oranın karşısında bir tane de cami var ve kısık sesle dışarıya ezan da okunuyor. (Keşke bizde de aynı desibelde okunsa.) Ayrıca burada bir tane de Altınbaş mağazası gördük. Adam iyi yere dükkan açmış.

Kızlar, bilginiz olsun, Sofya erkeklerinin hiçbirisini kendimizden yakışıklı bulmadık. Ciddiyim. Hatta çoğu ciddi manada tipsizdi. Şu an bu satırları Belgrad’dan yazıyorum ve şöyle bir iki saatlik bir izlenim ile söyleyebilirim ki buranın erkekleri gerçekten çok iyi fiziğe ve görünüşe sahipler, ama Sofya’dakiler cidden kötüydü. Ve ne alakaysa, o nasıl bir gen havuzuysa, oranın kızlarının güzelliği başımızı fena şekilde döndürdü. O yüzden şöyle bir gece kulüplerini yokladık, gece nerelere gidebileceğimizi inceledik.

Balkan Hotel’den devam edip sağa doğru ilerleyince Parlemento’yu görüyorsunuz. Burada, sol tarafta büyükçe bir de kilise var:

20130812-133522.jpg

St. Alexander Nevsky Katedrali.

Biz genellikle akşam 9’dan sonra bu bölgede zaman geçirdik. Kışları Studentski denilen öğrenci semti inanılmaz canlıymış, fakat kimse yazın taksiye atlayıp gitmemizi tavsiye etmedi. Biz de gezine gezine bu parkı bulduk: Gratska Gradina. 🙂

Sofya’da öğrenciler ve gençler genelde bu parkta takılıp içiyorlar. Bu arada Sofya’da alkolün ÇOK ucuz olduğunu belirtmeliyim. Biz de bir ay boyunca fazla para saçmadan eğlenmeyi hedeflediğimiz için iki şişe 20’lik vodka, iki kutu da büyük Red Bull alıp toplamda 12 leva -yani yaklaşık 6 euro- ile zaten gayet güzel bir kafaya sahip olmayı başardık ilk gün. İkinci gün bu sistem o kadar etki yapmayınca gidip marketten birer şişe minik (50 ml) Jack Daniel’s alıp dikerek bünyeye katkıda bulunduk, buna da yanlış hatırlamıyorsam 3’er leva attık. (Bu arada süpermarketlerde 35’lik vodka bulmak imkansız gibi bir şey.)

Mekanlarda da bir kadeh (30 ml) Jack 6 leva civarıydı. Fiyatları oradan aşağı yukarı tahmin edebilirsiniz. Şişe açtırmak da oldukça uygundu Türkiye’ye kıyasla. Yalnız şöyle bir şey var, diğer ürünlerin fiyatı Türkiye ile hemen hemen aynı. Mesela küçük şişedeki suyun fiyatı 50-70 leva arasında değişiyor, bu da 60-75 kuruş civarları ediyor ve bizdekiyle aynı fiyata geliyor. Giyim, yiyecek ve diğer ürünlerde de fiyatlar bizimle benzer seviyede. Sadece sigara ve içkide fiyatları oldukça uygun bulduk. Bu da Sofya’yı sevilesi yapmak için yetti doğrusu. 🙂

Cuma ve Cumartesi geceleri Sofya’daydık. Hatırladığım kadarıyla uğradığımız gece kulüpleri şunlardı:

  • Sin City
  • Night Flight
  • Club Biad
  • Tequila Club
  • Rock & Rolla

Bunlardan en çok Biad’ı sevdim ben. Bir de Night Flight’ı. Sin City kocaman bir mekan olduğu halde Cumartesi gecesi bomboştu, kapısından döndük. Bu arada çoğunun giriş ücreti 10 leva, Biad’ın giriş ücreti de yok. 🙂 Son gecenin ilerleyen saatlerinde yeni yerler de keşfettik ama yanımızda birileri olduğu için girmeye gerek duymadık. O bölgenin de ismi Vitosha. Uğrayanlar aşağıya yorum olarak atabilirler yorumlarını.

Genelde bu saydığım kulüplerde Bulgar müzikleri çalıyordu. Bulgar müziği Türk müziğine oldukça benziyor. Kırklarelili bir arkadaşımın arabasında çaldığı düğün müzikleri cd’sini hatırlattı bana. Pop müziklerini bizim Türkçe şarkılardan çok daha özgün buldum. Bizimkiler çok kolpa ve kopya. Bunlar hiç olmazsa Balkan müzik aletlerini yoğun şekilde kullanmışlar. Ama hiçbir büyük mekan Rihanna, Dr. Dre, Taio Cruz tarzı şarkıcıların commercial parçalarını çalmıyor. Genelde kendileri çalıp kendileri söylemeyi tercih etmişler. 🙂 Ha bir de, Biad’ta playback olarak çalan müziğin üzerine davul, darbuka falan da canlı olarak çalınıyordu. Pist bayağı bir şendi, göbek atanlar çoktu. Bu arada, biseksüel hanımlar Biad’a mutlaka uğramalılar. Oradayken iki tane 10’luk hatunu birbiriyle yiyişirken izleyip hayatımdaki yapılması gerekenler listesine bir tik daha atmanın haklı onurunu yaşadım. 🙂

Sofya gecelerini bu kadar anlatabilirim. Zaten şehrin gece hayatından başka pek bir numarası da yok. Varsa da umurumuzda değildi pek. Çünkü zaten müze ve kale gezmek gibi bir amacımız yok. Ben sadece Beç (Viyana) Kalesi ve Budapeşte’deki Budin Kalesi’ni görmek istiyorum, hepsi o. Onu dışında konseptimiz tamamen yeni şehirler görmek, yeni insanlar tanımak ve bol bol eğlenmek üzerine. Onun için bana sakın “Oyuncak Ayı Müzesi var, çok ünlü, orayı neden gezmedin?”, “Kelebek Fotoğrafları Galerisi var, gitmemekle çok şey kaçırmışsınız.” türü cümlelerle gelmeyin. 🙂

Son gün, biz trenin kalkma saatini beklerken, McDonalds’ta otururken yanımıza bir Türk aile oturdu ve laf arasında mutlaka gitmemizi önerdikleri birkaç yer saydılar. “Ayyynnnı Türkiye!” diye de bir bilgi eklediler bu tavsiyelerin ucuna. Ah be ablam, ah be teyzem, ben zaten Türkiye’den aylarca para biriktirdikten sonra kaçıp kendimi buralara zor atmışım, sen bana “Burada başka cami var mı?” diye soruyorsun, benden şadırvan, çeşme gezmemi bekliyorsun. Onu yapacak olsam Efeler Treni‘ne binip Suat Kılıç ile Ecdadımızı Tanıyalım turuna katılırdım zaten, niye Interrail yapayım? 🙂

Şehirde Mall of Sofia diye büyük bir AVM de var ama içindeki markaları pek beğenmedim. Yine de gezmemiş olmayın çünkü hayli büyük. Metroları eski, Good Bye Lenin filmi tadı alabilirsiniz bindiğinizde. Ama sık sık geçiyor, bekletmiyor. Bir bilet 1 leva. Bu arada taksiler de gayet uygun fiyata götürüyor ama mutlaka pazarlık yapın. Biz 4-5 levadan fazla hiçbir yerde vermedik. Gece, gündüz fark etmez, yakın mesafelerde size söylenen fiyatın yarısından fazlasını ödemeyin.

Sonuç olarak söyleyeceğim şu: Sofya, bizde kalsaymış bir Gaziantep, bir Edirne, bir Bursa olurmuş en fazla. Bugün bir ülkeye başkentlik yapması sizi etkilemesin, çok albenisi olan bir yer değil. Aksine kupkuru bir şehir. Güzel yanları, ucuz içki ve güzel kadınlar diyebilirim. Bunlar da uygun fiyata eğlenmek için ve bir şehri sevmek için yeterli aslında. Ha, kızları çok güzel demiş miydim? 🙂

Ben Sofya’da çok eğlendim, beklentileriniz çok yüksek değilse sadece iyi vakit geçirmek adına sizin de uğramanızı öneririm. Kızlar ise burası yerine Belgrad’ı tercih edebilirler sanırım, durum onu gösteriyor. (Elbette tamamen kültürel sebeplerden dolayı! Başka ne olacak ki?!)

Sofya hakkında sizin de söyleyecekleriniz varsa ya da “Gençlik bitmiş yahu! Bu ne, sürekli içki ve kızları anlatmışsın! Heeey gidi Acun Firarda nesli!” türü söylemlerle Mehmet Şevket Eygi triplerine girmek istiyorsanız, yorumlarınızı;

  • http://ask.fm/UsenenAdam adresinden üye olmaksızın ve anonim olarak bana gönderebilir,
  • Aşağıdan yorum olarak yazabilir,
  • Yukarıdan iletişim bölümüne girerek mesaj şeklinde bana ulaştırabilir,
  • “Ya oğlum buraya gel len, Interrail senin neyine?” diye içinizde tutup minik kıskançlıklara girebilir;
  • Bunu gerçekten çok isteyerek, düşünce gücünüzle evrene mesaj gönderip bir sonraki şehirde benden size meydanda buluşma sözü gelmesini sağlayabilirsiniz. (Gelme garantili.)

Dipnot: Bu yazı iPhone ile yazıldı ve her zamanki yazı tarzımla aynı formatta yazabilmek için işkence çektim. Kıymetini bilin. 🙁

BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • adam iphone ile blog yazıyor, yorum yapmazsam kendimi adi şerefsizin teki gibi hissedecektim 😀

    başkanım iyi eğlenceler, ilgiyle takip ediyorum ve seneye yola çıkma hayalleriyle tecrübelerini not ediyorum.

    • Üşü

      Yorumun çok içten. Eyvallah sağolasın. Bir gün Knez Mihailova denen bu sokakta oturup bira ya da buzlu kahve içebilirsen şu anki ruh halimi sen de az çok yaşayabilirsin. :))

      • yaşamazsam insan değilim! yapılacaklar listemi bayram öncesi toplu ödeme almış bakkal defterine çevireceğim, çizik çizik edeceğim onu 😀

        eğlenceniz bol olsun 🙂

        • Üşü

          Belgrad geceleri senin için geliyor Varol 🙂

          Sarhoşum, kusura bakma 🙂

          • vay arkadaş havalara bak 😀 hem sarhoşsun, o kafa yetmiyor bir de belgrad’dasın. 😀

            feed your head bro!!! 🙂

          • Üşü

            Tupac – Me and My Girlfriend 🙂

  • Pingback: Dışa Kapalı Türkiye, Dış Kapının Dış Mandalı Kapıkule | Üşenen Adam()

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: