Anasayfa / 2013 / Ağustos

Aylık Arşiv: Ağustos 2013

Üşü ile Interrail: Split – Ama Aramızda Kalsın!

Bir büyük itiraf: Split’ten hiç uzun uzun bahsedesim yok. Nedeni ne mi? Çünkü ben gittiğimde orada çok az Türk vardı ve o şehrin bizim millet tarafından keşfedilmesini pek istemiyorum. Gittiğimiz her yerde kavga çıkarıp ortamdaki enerjiyi sıfıra düşürmekle nam salmış bir milletiz zira. Bozulmasını, “Are you disco?” zihniyetindeki amelelerle dolmasını istemiyorum oranın. Sizin öyle insanlar olmadığınızı bildiğim için anlatacağım, ama lütfen sağda solda çok fazla dillendirmeyin, olur mu? ;(

Split, Hırvatistan’ın güzel bir tatil şehri. Ünlü futbol takımı Hajduk Split’in de şehri aynı zamanda. Zagreb’den buraya günde 3 defa tren kalkıyor ve 7-8 saat kadar bir yolculuktan sonra direkt olarak şehir merkezine varıyorsunuz. Tren istasyonunun bulunduğu yer aynı zamanda otobüslerin ve adalara giden vapurların da kalktığı kalabalık bir alan. (ki o adalar Split’ten bile güzellermiş, gidenlerin yalancısıyım.)

Biz buraya yine hiçbir hostel rezervasyonu yapmadan geldik. Önceki şehirlerde maddi açıdan çok açılmıştık ve buradaki hosteller de fiyat açısından biraz tuzluydu. Dormda kalmak da istemedik. Zaten internetten kontrol ettiğim kadarıyla vardığımız gün olan Cuma günü için de hostellerde hiç yer yoktu. Dolayısıyla hem maddi açıdan durumumuzu dengeleyebilmek için, hem de düzgün bir yerde kalabilmek için şöyle bir formül geliştirdik: Çantalarımızı locker’da kilitleyelim, gidip içelim, sabaha kadar eğlenelim ve sabah 5’ten sonra sahilde diğer interrailcilerle beraber uyuyup öğleden sonra kalkıp hostel bakalım…

Yani dünyanın en aptalca fikri! 🙂 Devamını Oku »

Üşü ile Interrail: Kış Şehri Zagreb

Doğu Avrupa turumuzun üçüncü durağı olan Zagreb’e hostel rezervasyonu bile yapmadan geldik. İnternetteki ilanlar oldukça yüksek fiyatlı görünüyordu ve gidip orada hostellerle konuşur, pazarlık yapar, bir şekilde başımızın çaresine bakarız diye düşündüğümüzden gelmeden önce rezervasyon yapmaktan vazgeçtik.

Trende Alex isminde Nurnbergli saf bir çocuk ile tanıştık. Tam “Ensesine vur, lokmasını al” türünden olan bu iyi niyetli çocuğu Zagreb’e varana kadar küçük bir eğitime tabi tutup öyle fena bozduk ki, iki saat önce karanlığın içinde “Ufacık bir ışık bulsam da kitabımı okuyabilsem” diye koridorlarda sürünen saf çocuk benim arkadaşla beraber kaçak kaçak sigara içip Sırp kızları hakkında bize yorum yapmaya başladı. Bakıp bakıp gülümsüyorduk. 🙂

Alex oradan kuzeye devam edecekti. Ona iyi yolculuklar dileyip trenden indik. Zagreb bizi bekliyordu artık. Devamını Oku »

Üşü ile Interrail: Öyle Bir Geçer Belgrad Ki

Sofya’dan çıkıp Belgrad’a hareket eden trene bindiğimizde, ben de, beraber yolculuk ettiğim arkadaşım da bizi orada tam olarak neyin beklediğini bilmiyorduk. Oranın sıkıcı bir şehir olduğuyla ilgili kafamızda oluşmuş bir özyargı vardı ve bunun için -sırf oralardan geçip de Belgrad’i görmemiş olmamak için- gidip yalnızca bir gece kalıp ayrılmayı amaçlamıştık. Sonda söyleyeceğimi en başta söyleyeyim: Fena halde yanılmışız. O yüzden hemen yeni bir rezervasyon yapıp planımızı değiştirerek orada bir gece daha kalmaya karar verdik.

Sofya anılarımda bundan bahsetmemiştim: Trendeyken Bulgar polisi pasaportuma baktıktan sonra Türkçe olarak “Ilg defa mı Bulgar?!” diye sormuştu. Bu komik olayın ardından Belgrad treninde de yine bozuk bir Turkçe ile sorulan bir soru duyduk sınır polisinden: “Nere gidiyor?!”

Bunun gibi ufak tefek bir Türkçe kelime haznesi ve bizim kültürümüze olan ilgi Sırplarda yoğun olarak mevcut. Neredeyse her dizimiz orada da yayınlanıyor ve biz burada nasıl How I Met Your Mother izleyip NYC’de yaşamakla ilgili hevesleniyorsak, onlar da Ezel hayranlığı ile yaşayıp, magazin dergilerinde Türk oyunculara ve şarkıcılara yer veriyorlar. Dürüst olmak gerekirse ben ırkçı ve Türk düşmanı olarak düşünüyordum onları, oysa ki bu tip insanlardan orada neredeyse hiç görmedim. “Muhteşem Süleyman” denildiğinde “Aaaaaa, Turskiiii! Hunkariiiim!” demeyen kız cok az Belgrad’da, inanın bana. Yalnizca sert bakışlarla ve katı bir tutumla yaklaşmayın, insanlara gülümseyin ve emin olun bunu yaptığınız zaman Türklerden cok daha sıcak insanlar olduğunu anlayacaksınız Sırpların.

20130815-141117.jpg

Kapak güzelimiz tamam da, Buğra Gülsoy kim ben bile tanımıyorum. 🙂

20130815-141124.jpg

Bunu tanıyorum ama bak.

Devamını Oku »

Üşü ile Interrail: Eski Zağra ve Sofya

Interrail planımızın ilk durağı olan Sofya’ya gitmek için Çerkezköy’e kadar otobüsle ulaşmamız gerekiyordu. Bu hizmeti de zaten TCDD kendisi veriyor, çünkü Sirkeci’den o noktaya kadar hızlı tren çalışması var. Ama bizi öyle bir otobüse bindirdiler ki inanamazsınız; içeride her yere sinmiş olan en az üç aylık berbat ter kokusu vardı. Kuruyan terinin üstüne tekrar terlemiş ıslak otobüs muavini gibi kokuyordu içerisi. Havalandırmayı yola çıktığımızda açtılar ama içerideki pis hava temizlenecek gibi değildi. Ayrıca tahsis edilen otobüs de çok eskiydi. Yine de içimdeki Interrail isteği ve heyecanı o kadar baskındı ki bunlar beni neredeyse rahatsız etmiyordu bile.

İki saatlik yolculuktan sonra trene geçtik. 6 yataklı odada birer kuşetimiz vardı. Biz “Bu ufacık yerde altı kişi birlikte mi kalacağız?” diye odaya bakınırken kapıda görevli bir dayı belirdi. Bizi görünce, “Siz şu odaya geçin, burası çok kalabalık olmuş,” dedi ve bizi arkadaki başka bir odaya aldı.

Önceki odamızda bir evli İngiliz çift ve saçları “Biz iki aydır su görmediiik!!!!” diye haykıran iki sarhoş Fransız gezgin vardı. Bu odadaysa iki tane deyim yerindeyse taş gibi Avusturalyalı kız kalıyordu. Önceki odadan bizi çekip, çıkarıp bu odaya alan dayı o an gönlümüzün fatihi, kalbimizin sultanı, adeta canımızdan bir parça olmuştu bir anda. Biz binlerce kere teşekkür edercesine bakan gözlerle dayıya bakıp gülümserken o da cebinden bir kağıt çıkarıp bize uzattı:

20130812-134144.jpg

His Precioussss!

Devamını Oku »

Yolculuk Başlıyor!

Gidiyorum 🙂 İstikamet Sofya. Yarın sabah saat 11:00 gibi orada olacağım kısmetse.

Türkiye’ye iyi bakın. Seyahatim boyunca da bana Ask.fm‘den eşlik ederseniz sevinirim.

Sofya’da görüşmek üzere!

10 Soruda Interrail: Interrail Planım İle İlgili Her Şey!

Bir önceki yazımda uzun bir süre buralarda olmayacağımdan, uzun bir seyehate çıkacağımdan bahsetmiş ve sizlere dünyayı fazla masraf yapmadan gezebilmenin yollarını anlatmıştım. Bununla ilgili hazırlıklarımı tamamlama aşamasındayken, hem sorularınıza cevap vermek, hem de önümüzdeki günlerde buna benzer bir planı olan kişilere yardımcı olmak açısından bir yazı hazırlamaya karar verdim. Soru ve cevap şeklinde ilerleyecek olan bu yazıda hem benim seyehat planımdan sizi haberdar etmeye, hem de InterRail ile ilgili bazı ipuçları vermeye çalışacağım. Eğer “InterRail nedir?” diyenler varsa, onlar yazının devamını okumadan önce şu yazıyı okuyabilirler.

Hazırsanız başlayalım. Devamını Oku »

Seyahat Etmenin Dayanılmaz Hafifliği

Yaşadığımız ülkenin bir tür açık hava hapishanesi olduğunu düşünüyorum: İçine girmek pek de zor değil, çıkmak ise imkânsıza yakın. Tamam, Türkiye güzel ülke. Tamam, içinde dört mevsim de yaşanıyor ve doğal güzellikleri harika ama yine de sadece Türkiye’yi görmüş bir insan bununla nasıl yetinebilir ki?

Bugün ülkemizde sokaklarda dolaşan insanların geneline baktığınızda, çoğu insanın vize, uçak bileti masrafı, tecrübesizlik, dil bilmeme gibi problemler nedeniyle hayatında hiç yurtdışına çıkmamış olduğunu görüyorsunuz. Bu bana göre bizim insanımızın en büyük eksikliği. Diğer kültürleri tanımadan, diğer insanları anlayamazsın. Diğer insanları anlamadan da muhafazakârlığını ve kabuğunu kıramaz; dünya ile de kucaklaşamazsın. Batıyla farkımız işte tam da bu noktada başlıyor aslında.

Yukarıdaki fotoğrafı Ferdi Tayfur'dan Yaktı Beni parçası eşliğinde izleyiniz lütfen.

Ferdi Tayfur’dan gelsin: “Yaktı Beni.”

Devamını Oku »

Erkek, Erkeğin Kezbanı ve Türk Erkeğinin Bitmek Bilmeyen Aynalı Tahir Tripleri

Bana gelen onlarca mesajda, ask.fm’de sorulan düzinelerce soruda sürekli olarak söylenen bir şey var: “Tamam, kezbanları harika eleştiriyorsun. Ama neden erkeklerden hiç bahsetmiyorsun? Erkekler sütten çıkmış ak kaşık mı?

Burada yazıp çiziyorum ve bazı kadınlar sadece kadınları eleştirdiğimi, sadece onların kusurlu yönlerinin olabileceğini düşündüğümü düşünüyor. Oysa ki düşünce yapım elbette böyle değil. Biz bu toplumun içinde beraber yaşıyoruz. O nedenle bana göre birimiz neyse, diğeri de onun laciverti. Ama madem ki bu kadar ısrar var, zaten aklımda olan bu konuyu birazcık kaşıyalım, ne dersiniz?

Şu yaşıma kadar öyle insanlar gördüm ki etrafımda, onların sevgililerine ne kadar aptalca davrandıklarını okurken insanlığınızdan iğrenirdiniz. Burada sosyal medya hesaplarının şifresini istemekten veya arkadaşlarına karışmaktan bahsetmiyoruz… Bunlar ne ki?! Bunları herkes yapıyor! Sevgilisine saat 18:00 ile 07:00 arasında dışarı çıkmayı yasaklayan adam gördüm diyorum ben size! Sevgilisinin kıyafetlerinin fotoğraflarını tek tek inceleyip, açık bulduklarını ve beğenmediklerini giymesine izin vermeyen arkadaşlarım oldu benim! Kız arkadaşının cep telefonundan çatır çatır erkek numarası silen, Facebook’undan takır takır arkadaş silenler gördüm. Karşılığında ne mi veriliyor bunların? Biraz yalandan sevgi, biraz yalandan aşk ve silinecek bolca kız numarası, Facebook arkadaşı – ve elbette yapmayı bırakacağın diğer şeyler. Böyle sürüp duran iğrenç bir hikaye işte bunların “sevmek” dedikleri. Bu saçmalığı başlatan kim mi? Yine çoğu zaman, o iğrenç BELALIM tripleriyle, erkek.

Hangi erkek mi? Sevdiğini söyleyecek kadar cesareti olmayan, bunu yaparsa o kızın karşısında küçük düşeceğini zanneden zavallı erkek. Kadınları “Evleneceğiz” diye, “Seni Seviyorum” diye kandıran ve bu sözlerine güvenen insanların güvenini süistimal etmesiyle ego tatmini yapacak kadar ezik erkek. Parası varsa, arabasıyla adam olduğunu zanneden ve arabası servisteyse sevgilisiyle buluşacak özgüveni bile kendinde bulamayan erkek. (Bunların onlarcasını tanıdım.) Hayatta tek anladığı şey futbol, tek övünebileceği şey de tuttuğu futbol takımının başarıları olan; yatakta 5 dakika bile dayanamayıp 12 saat içinde maksimum bir posta atabilen o minik aletiyle üzerine çıktığı kızı sonradan -sırf özgürce seks yaptığı için- “Orospu!” diye, “Motor!” diye hakaret ederek yaftalamaktan çekinmeyen kişiliksiz erkek. Özür dilerim, “erkek” kelimesi tüm bu cümlelere fazla oldu; yalnızca “zavallı”, “ezik”, ve “kişiliksiz” olarak isimlendirmem gerekirdi. Çünkü bütün bunlar birer erkek davranışı olamaz… Olmamalı.

Sen, sevgili kardeşim, nasıl erkek olursun, biliyor musun? Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.