Anasayfa / Bir Trajikomedi Olarak Hayat / İnsanlar Durup Dururken Neden Evlenirler?

İnsanlar Durup Dururken Neden Evlenirler?

Hayatımda hiç düğüne gitmedim. Hiç. Bu konuda çok ciddiyim. Sadece ben 5-6 yaşlarındayken halam evlenmişti ve birkaç dakikalığına onun düğününde bulunmuştum. Zaten onu da hayal meyal hatırlıyorum. Açık hava düğünüydü. İki tane yapılmıştı hatta; hem bizim evin önünde, hem de eniştemin mahallesinde. Arabadan inip eniştemlerin düzenlediği düğüne doğru yürürken havaya sıkılan mermilerden birisinin “fiyuuuuu” diye 2 metre önüme düştüğünü anımsıyorum. Şoka girip saniyelerce o mermiden yükselen dumanı izlemiştim.

Onun etkisi midir, değil midir bilinmez, o günden beri düğüne gitmişliğim yok. Ama bir gün gideceğimi biliyorum. En yakın arkadaşlarımın bir kısmı üniversiteyi bitirdi ve işin korkunç tarafı bazılarının sevgilileriyle olan uzun soluklu ilişkileri hâlâ ve inatla devam ediyor. Tehlikenin farkında mısınız?! Hatta aralarında öyle adamlar var ki, “kanka sen al şu parayı, düğünde taktım kabul et. Haydiiii, Allah kolaylık versin!” diye hayatta denmez; öyle samimi aramız… Bu gidişle günü gelince mecbur kalkıp gideceğiz.

Kalkıp gideceğiz de, iş kalkıp gitmekle bitmiyor ki! Önce giyinip kuşanacaksın. Bir defa düğün salonu denilen yere Abdülhey gibi giyinmeden gidemiyorsun. Hadi onu yaptın, gidip altın maltın alacaksın. Bunları yaptıktan sonra oraya gidip müzik sustuğunda “şak-şak-şak-şak-şak” diye alkış yaparak ayağa kalkan teyzelerin folkorik hareketlerine tahammül edeceksin. Ankara havası izleyerek “hayatta hangi durumlara düşmemeliyim” listeni güncelleyeceksin falan… Ölme eşşeğim ölme. İşin bir ucunda da şu var: mutlu görünmen lazım. Oysa “Allah bir yastıkta kocatsın kanka” derken içindeki ses şu: “Çıkarın beni bu cehennemden!” (eski Counter Strike oyuncuları nasıl da gülümseyerek kendini belli etti.)

Bunları düşünürken aklıma şu geliyor: İnsanlar neden evlenir? Haydi “hastalandığında bir tas çorba” geyiklerini geç, onu sevgilin de yapıyor çünkü. Yalnız ölmek, kediler muhabbetini de bırak, çok klişe. Sen hepsinin ucunda beni enterese eden konuya gel: Mantık. Ne verebilirsin bana? “Gelir ortak.” E güzelim, gider de ortak! Şimdi ben -öyle yapmıyorum ya- kalkıp berbere gitsem 20 liraya saç, sakal, bıyık, kaş, burun, diş, kalça, omurilik soğanı… Ne varsa kestirip düzelttirebiliyorum. Oysa kadınlarda böyle mi? Hem fiyatlar daha pahalı, hem de masraf çok. Boyası var, dip boyası var, saçı var, kaşı var, röflesi, balyajı derken sonunda öyle bir hesap çıkıyor ki, kuaförden çıkarken fatura alıp “garanti belgesini nereye kaşeletiyoruz?” diye soracak olur insan. E işte, sen evlenince bunlara da ortak oluyorsun sevgili kardeşim. Karının maaşı olsa da bunlara gidecek yani. Ondan sonra bunun ruju, fondoteni, Mango‘su, bilmemnesi var daha, o konulara hiç girmeyelim.

“Birini tanımak istiyorsan onunla ya tatile ya da eve çık” derler ya, bu evliliğin Türk kültüründe bir “deneme versiyonu” da yok. Şöyle iki ay aynı evde yaşayıp evliliğe uyumlu olup olmadığını kontrol etmek bile yok yani. Buluş, buluş, buluş; aileler tanışsın, yüzük tak, okulu bitir ve evlen. İşin matematiği bu. Tamam, sevgilinle dışarıda oturup ketçaplı spagetti yerken çıkardığınız “şhürrrrrrp” seslerinden iğrenmiyor olabilirsin ama bu aynı evde tuvalette çıkardığınız sesleri çekip çekemeyeceğiniz anlamına gelmiyor ki. Ya bulaşıklar? Öğrenci evlerinde ev arkadaşlarının birbiriyle ilgili şikayetlerinin hepsini düşünebilirsin şimdi. Bütün bunlar evlilikte geçerli olmayacak mı sanıyorsun?

Tüm bunları alt alta koyduğumuzda evlilik çok saçma ve ayrıca çok klişe gelmiyor mu? Bana geliyor. Çocuk? İşte o başka bir konu. Çocuğu bir kenara koyduğunda evliliğin verebileceği belki de tek şey şu: kolay seks. Kadınsan ağda yaptırmak zorunda bile olmadan üstündekileri çıkarabildiğin, erkeksen de karşı tarafa show yapmak zorunda olmadığın bencil ve kısa süreli bir sekse ulaşabilmek beş saniyelik bir iş. Ama onda da karşı taraftan sıkılma riskin var. Hatta ben sana söylüyorum, sıkılacaksın. Hem kadın sıkılacak, hem de erkek. İlk haftalarda her gün, ilk aylarda haftada 4-5 kere birbirinizi bafileyeceksiniz ama günü geldiğinde haftada bir, bazen de 10 günde bire düşecek. Eğer yıllar geçtikten sonra hâlâ boşanmadıysanız, yani birbirinize gerçekten mecbursanız, çocuk falan da olduysa ve birbirinizin kokusu bile itici geliyorsa artık biriniz salonda, biriniz yatak odasında uyuyacak. Ben filmin sonunu sana şimdiden söylüyorum, dinleyip dinlememek sana kalmış.

düğün-fotoğrafı_121383[1]

Evlilik sevdiğinin yükünü sırtlanmaktır bazen. 🙁

Evlilik ne biliyor musun? Bir mecburiyet. Seks yapamayan kezbanın ailesinden aldığı onay, aldığı “olur”. “Artık seks yapabilirsin… Ama zevk almayı aklınızdan bile geçirmeyin ve bir an önce bize bir torun verin.” Ya da 10 çocuklu bir ailede çalıştığı halde ailesiyle yaşamak zorunda olan bir erkeğin evden çıkma bahanesi… Başka da bir şey değil.

İçinde bulunduğumuz yüzyıl evlilik denen kurumun azalacak bittiği yüzyıl olacak bence. Ama o günleri de ben göremem muhtemelen. Benim bu konuda günü geldiğinde görüp görebileceğim tek şey, takımlar, gömlek düğmeleri, pasta, saçmasapan elbiseler içindeki kezbanlar ve saatler süren bir halay olacak gibi görünüyor. Ne diyebilirim ki? Şen ola düğün, şen ola.

“Bence evlilik çok mantıklı” diyorsanız,

  • http://ask.fm/UsenenAdam adresinden bana sebeplerinizi gönderebilir,
  • Aşağıdan nedenlerinizi yorum olarak yazabilir,
  • Yukarıdan iletişim bölümüne girerek mesaj şeklinde bana ulaştırabilir,
  • Bu konuyu içinizde tutarak kendinizi bir başka mutlu addedebilir,
  • Düşünce gücü yardımıyla, evrenden sektirerek bana gönderebilirsiniz. (Gelme garantili.)
BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • Begüm

    insanlar durup dururken ilişkilerini kutlamak, bağlılıklarını sağlamlaştırmak, birbirlerine olan aşklarını dünyaya duyurmak için evlenirler.

    • Üşü

      Oof. Bu da bana kapak olsun. 🙁

      • Begüm

        yo kapak olmasın, farklı bir görüştü sadece. sonuçta senin düşündüğünün mutlak doğru olduğunu düşünmen seni, olduğun sorgulayıcı insan yapmazdı. yani nedir bunda bu kadar düşünecek şey? aşık olursun, ilişkin başlar, gezer tozarsın, birlikte vakit geçirirsin, tercihe göre seks yaparsın, sonra ilişkini bi törenle kutlamak istersin, sevdiklerini yanında görmek istersin. güzel kıyafetler, yemekler, pastalar, içkiler içersin ve bu kadar. neden bir parça mutlu olmak bu kadar zor, yani nolmuş harcama yapıyorsanız, ödersiniz beraber, nolmuş düğününde folklorik oynayan teyzeler var, oynasın, hem o senin belki canından çok sevdiğin anneannen. o hala yaşıyor üstüne uyuyor hem de senin düğününde. ben seni kırmak için asla söylemiyorum ama mutlu bir aile hayatının olmadığını düşünüyorum. bu hiçbir zaman olmayacak değil tabi. kendi mutlu aileni, evliliğe hazır olduğunda yaratabilirsin. ya da illa amaç belgelere imza atmak da değil, örneğin angelina jolie brad pitt, onlar gibi de bi hayatın olabilir mesela. ya da bilemem herkesin mutluluk anlayışı farklı tabi

        • Üşü

          Serin hikaye dostum… Neresinden çürütmeye başlayacağımı bilemedim 🙂

          “İlişkini bir törenle kutlamak istersin” falan dediğinde Fransız sinemasına has bir romantizmle süslü o nadide aşk filmlerinden birindeymiş gibi hissettim kendimi… Yahu, “Ankara’nın bağları” eşliğinde göbek atacak terli terli teyzeleri izlemekten bahsediyoruz burada. Bu teyzelere göbek attırtacağımız yemekli bir düğün de 25 bin liradan falan başlıyor. Ne olacak canım, öderler beraber 🙂

          Bakın, kafanızda size öğretilen standart bir hayat modeli var ve onu gerçek dünyaya uydurmaya çalışıyorsunuz. O kadar zorlama ki, uymuyor işte.

          Mutlu olup olmadığımı merak etmişsin… Hayatta mutlu olmak için bir “şeye” ihtiyaç duymuyorum ben. “Evleneyim, mutlu olurum” demiyorum. “Şu işe gireyim, mutlu olurum” demiyorum. Böyle bir “hedefler listesi” yok benim kafamda. Bir ilişkinin içindeysem, benim için mutlu olmanın yolu, sırayla “çık, görüş, seviş, nişanlan, evlen, çocuk yap, okut, torun sev” değil. Bunlarla ancak “mutlu olmam gerekiyor, olayım” kandırmacası yaşarsın içinde çünkü. Ben her zaman beraber mutlu olabilecek kişiler ve beni mutlu eden şeyler bulabiliyorum. İçimden geçen her şeyi yapabilirim, beni bağlayan bir şey yok. Hayatımda birinin olup olmadığını bilmiyorsun. Evliliğe karşı olup illa Issız Adam olmak zorunda değilsin. Herkes “sizin gibi bir günlüğüne prenses olayım, herkes bana baksın” tribinde değil zira.

          Ama tabuları yıkmak; en büyük mutluluk bu işte.

  • Begüm

    o değil de ne zaman evleniyoruz üşü? 😛

    • Üşü

      Hepsi beni ikna etmek için miydi? Çok etkilendim!! 🙁

  • duygu

    Evet doğru diyorsun sevgili hayatı yaşayarakta sıcak bir çorbaya ulaşabilirsin sevişebilirsin ama eğer bir kadınsan ve Türkiye deysen ya ben sen sıkıldım diyip, sen onu hayvan gibi severken seni göt gibi ortada bırakabilir yani bir nevi fuckbodyi önleme amaçlı evlilik. Türk erkekleri hangi görüşte olursa olsun bencildir senden faydalanır ama faydalanılmamış birini ister akıllı olsaymış yanaşmasaymış der. Bu yönden kanunlar kadının hakkını korur. Seni göt gibi ortada bırakamaz.Hem sevgili hayatı ile evlilik arasındaki tek fark devlet seni çocuklarını koruyor bir nevi hem biriyle sonuza dek sevgili hayatı yaşadığını düşün bence sen evlencelicek kadar birini sevmemişsin yoksa emin ol tualet sesiymiş şapurdatmasıymış hepsi sana normal gelir. 2.si evlenmek için çıkılmaz sana evlilik düşündürür o kişi sonra sende evlenirsin. Sabah onu düşünüyorsan akşam onu düşünüp merak ediyorsan evlenelim artık baş ucumda uyusun dersin.

    • Üşü

      Çok şaşıracaksın ama erkekler de göt gibi bırakılabiliyor. Valla bak.

      • duygu

        doğru diyorsun fakat malesef gene kadınlar bu durumu daha ağır atlatıyor. Hem evlilik sayesinde göt gibi bırakılan erkeklerde korunmuş oluyor devlet sayesinde 🙂 alt tarafı bir imza insaların puştluğunu engelemek için

        • Üşü

          O zaman kimseyi “hayvan gibi” sevmeyin. İnsan gibi severseniz hiçbir problem kalmaz.

  • evli mutlu çocuksuz

    hepsini anladım da niye öyle anlattığın gibi bir düğün şart olsun ki su altında veya havada paraşütle evlenen bile var. kafa dengi birini bulduktan sonra evlenirken mutlu olmanıza bir mani yok. etrafınızda sevdiğin insanlar (aile, dost vb. yakın çevreden bahsediyorum, alakasız komşu teyzelerden değil), sevdiğin müzikler, içki, eğlence. çok hoş bir parti ama hayatında 1 (ya da birkaç:) defa yaşayabileceğin özel bir gün. birlikte yaşamaktan farkı bence bu eğlenceli töreni yaşamak, arada fotoğraflara bakıp yad etmek olabilir. tabi hukuki olarak da birçok avantajı var, sağlık sigortasından yararlanma ve miras hakkı gibi.

    ben eğlence falan istemem dersen bir imza atıp hukuki avantajlardan yararlanabilirsin, ya da bize her gün bayram, gelinlik damatlık çok banal, çok zenginiz hukuki avantajlar lazım değil diyip hiç evlenmeyebilirsin de, ama konu insanlar neden evlenir ki olduğu için evlenenlerden devam edelim.

    3-5 yıl sonra aynı insandan sıkılmayacak mıyım konusu da şöyle, birine evlenecek kadar aşık olduğunda bu fikir umrunda olmuyor onunla her şeyi yaparım gittiği yere kadar giderim gibi bir gözüpeklik hali yaşanıyor. tabi ki o büyük aşk sonsuza kadar sürecek diye evlenmiyordur insanlar ama öleceğini bile bile nasıl yaşıyorsun bir ateist olduğun halde, onun gibi düşünebilirsin belki:) henüz oraya gelmedim ama bence bu süreçte birlikte yaşamaya iyice alışıp karşı tarafta hoşlanmadığın unsurları tolere etmeye başlıyorsun çünkü çok aşıksın. o büyük aşk bittiğinde hala evliliği sürdürecek sevgi bağı, karşılıklı saygı, alışkanlıklar, yaşanmışlıklar, yeni biriyle baştan başlamaya üşenme, belki de çocuklar kalıyor. yeni birine aşık olmadıkça veya şiddetli geçimsizlik yoksa neden ayrılasın ki. aileni düşün, aşkla bağlı olmadığın halde ne kadar çok seviyorsun, bir sorun yaşamazken hayatından çıkarmak ister misin? tabi bu koşulları sağlayan “sonsuza kadar mutlu” evliliklerle sık karşılaşmasak da dediğim gibi ne olursa olsun denemeye hevesli bir ruh halinde oluyorsun.

    son olarak bilimsel kaynak vermeden naçizane fikrimi sıkıcam. bence bu durum çocuk yapmak üzere optimum koşulları sağladığın (genetik uyum denebilir) kişiye 3-5 yıllık süreçte delicesine bağlı olma hali, öl dese ölecek kıvamda yaşıyorsun, sürekli birlikte olmak istiyorsun ve bu duruma bir zarar gelmemesi için garantilemek için elinden geleni yapıyorsun, bu arada çocuk oluyor ve bir canlı olarak ulvi görevimizi yerine getiriyoruz, neslimizin devamı garantileniyor:) tabi ben bunları aşk evliliği için yazdım içgüdüsel olarak hislerim böyle ama aklımın söylediklerini de inkar etmiyorum ya da belki saçmalamışımdır, paylaşmak güzeldi:)

    • Üşü

      Selam evli mutlu çocuksuz.

      “O büyük aşk bittiğinde hala evliliği sürdürecek sevgi bağı, karşılıklı saygı, alışkanlıklar, yaşanmışlıklar, yeni biriyle baştan başlamaya üşenme, belki de çocuklar kalıyor,” demişsin… Bu çok ağır. “Yeni biriyle baştan başlamaya üşenme” cümlesinden bahsediyorum, çok ağır.

      Ben o 30’unda 60 yaşında gibi yaşayan adam olamam. Her an hayatımda bir heyecan, bir kıpırtı olmalı. Herkesin öyle olmalı bence. O gün ne olacağını baştan sona bildiğin bir güne uyanmaktan daha kötü ne olabilir ki?

      Senin dediğin atlamalı zıplamalı şeyler zaten Türk insanının evlilik modeline uymuyor. Onları ölçü almadım ki.

      Bence senin ilişkin kafanda bitme aşamasına geldiği için “Aşk bitti, yeni bir evre var mı acaba?” sorgulamasındasın. Bana öyle geldi.

      Umarım vardır… Bence yok. :/

      • evli mutlu çocuksuz

        Bu kadar negatif bakmayın ya, gerçi sen de haklısın ben bu lafları evlenmeden önce “yaşın genç neden evleniyorsun, nasıl emin oluyorsun, ya bir gün aşk bitince ne yapacaksın,” şeklinde soru soranlara yanıt olarak verdiğimde onlar da garipsiyordu şimdi söyleyince de garipseniyor, sorun bende heralde:) Evliliğimden şüpheye düşüp sorgulamak değil bilakis 3 yıl önce evliliğe bakış açım ne ise şu anda da aynı. Benim anlatmak istediğim %100 garantisi olmadığı; tabi ki görüyorum ne büyük aşkla başlayıp kavga dövüş ayrılan, sadece çocuk veya ekonomik sebeplerden ötürü birlikte yaşamaya devam eden insanlar var, bunları görmezden gelecek değilim. E benim o insanlardan farkım ne bilmiyorum ama öyle olmayacağını umduğumdan böyle bir seçim yaptım çünkü bu riskleri almaya değeceğini düşünüyorum. Yalnız öncesinde birlikte yaşadık evliliğe bodoslama dalmadık onu da belirteyim, gençleri yanlış yönlendirmeyelim:)

        Her güne yeni heyecan arayan bir adamım diyorsan belki evliliğe uygun değilsindir, belki aynı kafada biriyle süper anlaşır evlenmek istersin bilemem daha genele hitap etmek istedim, Sonuçta yazının başlığı “insanlar” neden evleniyor:)

        • Üşü

          Değilim sanırım. Anlayamıyorum neden böyle bir kelepçe vurur insan kendine, en azından gençken. Hadi yaptın, bari önce provasını yapmış ol. Beraber yaşamadan evlenmek zaten intihar bence.

          Katkıların için teşekkürler yine de. Sonuçta farklı bir açıdan olan bakışını sunuyorsun sen de bize.

  • yavrum, evlenmeyin.

    • Üşü

      Neden 🙂

  • emre

    aslında bunun tarihsel açılımını yaparsak şöyle bir sonuç çıkıyo .Eskiden göçebe toplumlarda yaşayan insanlar evlenmez di. niye diye sororsanız. çünkü bıracakları mirasları yoktu. kabilelerde isteyen istedigiyle ilişkiye girer dogan çocuklarda kabilenin bir parçası olurdu.insanlar yerleşik hayata (tarımın başlaması) geçip artık ürettikleri şeyi depolamaya başlayınca, yani kendine yetecek miktardan çok üretemeye başlayınca miras kavramı ortaya çıkmıştır. buda aile kavramını oluşturmuştur.yani sırf seks için evlenecekseniz evlenmeyin.

  • betül saraç

    aile kavramı diye bir şey var, bu bizler için bir değerdir. Anne olmak, baba olmak, birbirine eş olabilmek. Umarım bunların değerli kavramlar oldugunu ve evlenmeden bu mertebelere erişelemeyeceğini farkedersiniz. Ha şöyle, evlenmeden çocugun olamaz mı, olur. Anneliği/babalığı tadar mısın, belki. Evlilik, ben seninle ömrüme ömür katmak istiyorum demektir. Sen O’sun, bir ömür yanıbaşımda kal demektir. Evlenmeden bu iddiada bulunmasın kimse, samimiyetlerine inanmıyorum. Başı sıkışınca çekip gider evli olmayanlar.

  • Artık başı sıkışınca evli olanlar da gidiyor ama. İki tarafın da ekonomik özgürlüğünün olduğu yerde anlaşmazlıklarda kimse birbirini çekmiyor. Çekmemeli de zaten. İnsan mutsuz olduğu yerde neden dursun ve karşısındakine de mutsuzluk versin ki? Eski nesillerde kadının erkeklerle iletişim kurması mümkün olmadığından ikinci evliliği yapması çok zordu ve küçük yerlerde yaşandığı için “dul olmak” bundan çok daha zordu. Dolayısıyla kendine bakamayan kadınlar mecburen koca dayağı yiye yiye evli kalmaya ve hizmet etmeye devam ediyordu. Boşanmak diye bir şeye çok nadir rastlarsın eski nesilde. Yeniler böyle değil. Herkes artık iş, güç sahibi. O yüzden de kimse kimseyi çekmiyor. Ama bu nesil evlilik denen kurumu aileden gelen telkinlerle gözünde çok büyüttüğü için hevesle evlendi, evleniyor. Henüz o hayal kırıklıklarını, o büyük kavgaları yaşamadılar. Yaşayıp görünce, boşanıp yeniden evlenip yeniden görünce, babası annesi ayrı yaşayan çocuklar arttıkça yeni nesillerin evlilik kurumuna olan saygısının zaman içinde biteceğini düşünüyorum. Bir ilişkiyi ayakta tutmak için işe devleti karıştırmaya, imzalar atmaya gerek yok. İki kişi mutluysa mutludur. İki kişi birbirini çift hissediyorsa çifttir. İki kişi çocuk yapmak istiyorsa çocuk yapar. İki kişi aile gibi hissediyorsa kendini, onlar bir ailedir. Evli olup da “aile” olamayan milyonlarca insanın olduğu bu coğrafyada benden evliliğe saygı duymayı beklemeyin. Birine “Sen O’sun, bir ömür yanı başımda kal” demek için evlilik ritüelleri yapmaya, “kız isteme” gibi çağ dışı uygulamalara -neden yaptığını bile bilmeden, sırf atalar yapıyor diye benimseyerek- aşkla sarılmaya, düğün yapmaya, on binlerce lira para harcamaya ve teyzelere limonata içirip çayda çıra oynatmaya gerek yok. Aile olduğunuzu hissediyorsanız, bir de yuvanız varsa ailesinizdir. Sadece bunun farkına varmak ve toplumdan gelen baskıları önemsememek yeter.

    Bu nesilden böyle bir ümidim yok açıkçası ama gelecekte bizim çocuklarımızı bekleyen düzen işte bu.

  • Işıl

    Bakış açına saygı duyuyorum arkadaşım, fakat hayatta herkesin midesinin kaldıramayacağı kriterler var ve seks yapamayan kezbanlar tabirini kullanman, insanları haklı tercihleri konusunda aşağılaman, yargılaman hoş değil.

    Tek eşlilik bir seçimdir ve evlilik tek eşliliği kurumsallaştırır. Evlendiğinde ben ortadan kalkar artık “biz” vardır. Biz, ben olamaz. Ama bu demek değildirki bu iki insan birbirlerini yüklenecekler -en büyük sorunlardan biri-, elbette kendi hayatları da olacak. Gayet tek başlarına bir kaç gün tatile çıkabilecekler gibi..

    İleride sıkılırmıyım diye başlamak hata, bugün şu anda ne hissettiğim önemli, yarını kim bilebilir? Ayrıca kim demiş her evlilik devam edecek diye? Olmuyorsa da olmuyordur.. Çocuk içinde evlenilebilir fakat mustakbel eşinin genleri sağlam mı diye bir bakmak lazım:)

    Sevdiğim anonim bir söz:
    “Bir kadınla bir erkeğin hayatı birlikte yaşamasının matematiği olmamalı.”

    • Resmi ideolojiyi savunanlara ne kadar çok benziyorsun. Hep aynı kalıp laflar. 🙂 ama ezberin kuvvetliymiş gerçekten, sırayı bozmadan söyledin; “tercih” “biz olmak” filan. 🙂

      Tebrik etmek lazım.

      • Işıl

        Olabilir, sonuçta bunlar benim doğru bulduklarım ve inandıklarım. Bazı konularda ezbere söylemek en güzeli 😉

  • Pingback: İnternet Fenomeni Olmak Üzerine... - Üşenen Adam()

  • ENES
  • raptorial

    Genel olarak insan ilişkilerinin çıkar üzerine kurulu olduğu bu dünyada birinin seni çok büyük bir hata yapmadığım sürece kabullenmesi sonuna dek yanında olacağını bilmek ve karşılıklı fedakarlık yapmak insana huzur vermez mi

    • Verebilir ama bu durumun “köprüyü geçene kadar” olduğunun bilincinde olmalı insan. Bunu söylüyorum sadece.

  • snbr

    insan ya çok aşıktır gözü görmez düşünmez evlenir ; ya da mahalle baskısı vardır,yok Ayşe hnm’ların kızı evlendi sen niye evlenmedin,yok bilmem kimin oğlu hemen evlendi bak çocuğu da yaptı vs vs gibi iğrenç taktiklerle evlenmeye zorlanır. Aşık olarak evlenene diyecek bir şey yok zaten muhtemelen kendileri de bilmiyor ne yaptığını,ancak diğer konu gerçekten kanayan bir yara ! Şu an evli olanlara sorsanız bence çok büyük bir kısmı bununla evlenmezdim diyecektir. Baskı ortadan kalktığında ancak anlaşılabilir insanın gerçek hisleri.Ve maalesef bu ülkedeki insanların nerdeyse tamamı mutsuz,umutsuz,kadın erkek çoğu eşini aldatıyor yalan söylüyor,rol yapıyor. Boşanma oranları evlenme oranlarını çoktan geçti.Evlilik kötü demiyorum ancak bu ülkede her konuda olduğu gibi evlilik de samimiyetsiz.Bir de bence erkeğin değil kadının evlenmesi asıl kadını mutsuz eden. Türk erkekleri bencil ,tembel ve şımarık. Annelerinin küçük (!) bebekleri oldukları için bir türlü adapte olamıyorlar gerçek hayata..

    • Katılıyorum söylediklerine.

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: