Anasayfa / Bilim, Dinler ve Ateizm / Evrim, Bilim ve Cahillik Üzerine…

Evrim, Bilim ve Cahillik Üzerine…

Geçen gün arkadaşlarımla her zaman buluştuğumuz kafede otururken, babasının üniversiteye girene kadar kılmadığı namazlarını kazalamayı o gün itibariyle bitirdiğini söyledi masadakilerden biri.

“Ne kadar sürdü kılması?” diye sordu oradakilerden bir çocuk. Arkadaş cevapladı: “Bir yıl falan.”

– Ne? Bir yıl mı?! Oha, o kadar tutmaz lan.

Nah tutmaz!

– Nereye tutmuyo lan? Tutar, dedi arkadan başka birisi.

– Tutmaaz.

– Giriyon mu? Tutar kanka.

– Hayatta tutmaz o kadar.

– E, hesaplayın .mına koyim!

“Hay s.kiyim yaa,” diye geçirdim içimden, “yine başlıyoruz.”

Sonra bir muhabbet koptu ki görmeyin gitsin! Cep telefonları çıkarıldı, hesap makinesi programları açıldı, günde kılınan farz namazlarının rekat sayısı hesaplandı. O sayı 365 ile çarpılıp, sonra da yıl sayısı ile çarpıldı. “Her namaz beş dakika tutsa,” diye o da beş ile çarpıldıktan sonra, çıkan sonuç önce 60’a bölündü, sonra da 24’e.

“GÖT OLDUNUZ MU?!” diye bağırdı bir tanesi. Tane tane tekrarladı telefondaki sayıyı herkese göstererek: “GÖT OL-DU-NUZ MU?!”

“Lan mal, nefessiz namaz mı kılacak adam?” diye araya girdi başka bir arkadaş.

Bu tartışma 15 dakika daha sürdü. Ellerimle yüzümü kapatmış şekilde masayı dinlerken aklımdan geçen şeye gülümsedim. “Bu nasıl din oğlum?” dedim içimden, “Bakkal mı bu tanrı? Bu ne böyle, veresiye borcu gibi?

Sonra geçmişe gittim. İngilizce Hazırlık yılı bitip Lise 1’e geçtiğimizde Biyoloji kitabında gördüğüm “Evrim Teorisi” ünitesine yaptığım espriler, “Onları bilemem ama benim atam maymun değil!” türünden yorumlarım; “Allahım, ne olur Duygu’yla yarın kantinde karşılaşayım!” diye dua ederek kıldığım namazlar, annemin ben yurtdışındayken Skype üzerinden  bana okuduğu nazar duaları ve diğer anılarım geldi aklıma. Kendimi, inandıklarımı ve çevremde gördüklerimi ne kadar süredir sorguladığımı düşünmeye başladım.

Çoğu arkadaşım, çevremdeki çoğu insan benimle benzer aile yapısına sahipti başlarda. Sanki ben “yarışa” onlarla beraber başlamış, sonra pistten çıkıp bambaşka bir yöne doğru ilerlemiş ve sonunda da tamamen yalnız kalmıştım. Şimdi de tırmandığım bu tepeden onların aşağıdaki komik koşuşturmacalarını izliyordum. Hissettiğim buydu.

inanc_278074[1]

…veeee Milliyetçi Hareket Partisi’nin 40. yılı kutlu olsun!

Benim gibi düşünmeyen dindar bir insanın beni anlaması çok zor. Ama imkânsız değil. Her şeyi körü körüne kabul ettiysen ve bunu inandığın dini (ya da inandığın başka herhangi bir şeyi) hiç sorgulamadan yapmışsan senden içimdeki bu hissiyatı anlamanı beklemem. Muhtemelen “Allahın dinsizi!” deyip geçersin. Ama biliyorum ki etrafına “Bu insanlar neden inanmıyor?” diyen gözlerle bakınan ve gördüğü şeylere kendince anlamlar vermeye çalışan insanlar da var oralarda bir yerlerde. Ben asla misyonerlik yapmaya çalışmıyorum, sadece bu insanlara ne hissettiğimi anlatmaya çalışıyorum.

Ne hissediyorum, biliyor musun? Anlatayım:

1) İnsanların Evrim Teorisi’ne -sırf diniyle çelişiyor diye- karşı çıkması bana çok komik geliyor. Ve aynı insanların kendi din kitaplarında Big Bang’e işaret ediliyor diye övünen insanlar olması bu olayı benim için bir kat daha komik hale getiriyor. Neden mi?  Birincisi, “Evrim Teorisi sadece bir teori. Kanun olsun da öyle gel!” gibi saçma sapan bir sözle Evrim’i reddederken, diğer yandan evrenin başlangıçta bir nokta olarak başlayıp patlayarak genişlediğini iddia eden bir başka teoriyi kayıtsız şartsız kabul edebiliyorlar. Eee, teori ise o da teori? Onu da kabul etmesene madem?

İkincisi de, “Big Bang Kuran’da geçiyor” diyen bu adamların Kuran’da mucize bulmak için çırpınan insanların oyununa geliyorlar. Evrenin genişliyor olduğu Edwin Hubble’ın Hubble Kanunu (1927) ile kanıtlanan bir olgu. Batıda insanlar bunu tartışırken, bizim buralarda Atatürk’ün isteği üzerine Elmalılı Hamdi Yazır tarafından yapılan Kur’an tefsirinde bahsettiğim ayet dilimize şu şekilde çevrilmiş:

“‘Biz göğü kudretimizle bina ettik. Hiç şüphesiz biz çok genişlik ve kudret sahibiyiz.”  (Zariyat, 47)

 Peki evrenin genişlemesinden sonra bu ayet1 nasıl çeviriliyor?

Biz göğü büyük bir kudretle bina ettik ve şüphesiz biz (onu) genişleticiyiz.  (Zariyat, 47)

Aslında işin matematiği çok basit: Önce ortaya bilimsel bir teori atılıyor. Birkaç yıl sonra o şey gazetelerde çıkmaya başlayıp “popüler”leşince haliyle bizim din adamlarının da kulağına gidiyor. Onlar da ya önce hadis kitaplarını ve Kuran’ı şöyle bir tarayıp, o şey din ile kesin olarak çelişiyorsa, “Bunun dinde yeri yoktur. Bu kâfirliktir!” diyorlar,  ya da eğer kesin olarak çelişmiyorsa, ona “işaret ettirilebilmesi” muhtemel ayetleri tarayıp, “Bu kelime aslında şu anlama da gelir!” diye zorlayarak o şeyi Kuran’da “bulmaya” çalışıyorlar. Bunu becerebilirlerse de birkaç ay içinde o teoriyi internet forumlarında okuyorsun: “Bunlar zaten Kuran’da yazıyor!” 

Ben de diyorum neden tırmalıyor? :(

Peki hurmadan geldiysek şimdiki hurmalar neden insan olmuyor? 🙁

Yok, eğer teori kesin olarak din ile çelişiyorsa bu sefer ona karşı büyük karalama kampanyaları başlıyor. Büyük harcamalar yapılarak, bedava kitap dağıtarak, gazetelere ilan vererek halkın o fikirden nefret etmesi sağlanıyor. Din adamları cephesinde ise yıllar boyu sürecek bir sessizlik başlıyor. Din adamlarını “Irak televizyonunda dünya düzdür diyen din adamı” ile “Yalnızca Tanrı vardır, din diye bir şey yoktur!” diyen başka herhangi bir adam arasında bir sayı doğrusu üzerine oturttuğumuzda Deizm tarafına çok yakın duracak olan bazı din adamları, yıllar geçtikten sonra önce “Bilim işini bilim adamlarına bırakmak lazım!” diyerek kendilerine yol yapıp, ardından da “Ya aslında bunlar Kuran’da vardır!” diye o şeyi kabul ederek “içeride” tartışmalar yaratmaya çalışıyorlar. Böylece hem kendi reklamlarını yapıp kitaplarını satıyor, hem de “Önemli olan iyi insan olmak abi!” diyerek namaz kılmayı reddeden ve hava sıcak diye oruç tutmayan “light” Müslümanları etkileyerek daha fazla kişi tarafından takip edilmeye başlıyorlar.

Tabii biz bu sığ tartışmalarla vakit kaybederken, bu sırada Batı da alıyor başını gidiyor. Bizim üniversitelerdeki hocalar devletten aldıkları üç kuruşluk ödenek yüzünden doğru düzgün bilim üretemezken veya genlerine işlemiş bir tembellikle odalarında oturup, “Aman, bu konuya dokunmayayım,” derken, batıdaki meslektaşları o sırada çoktan o konuyla ilgili 50. yayınını falan yapmış, almış yürümüş oluyor. Haydi geçmiş olsun.

2) İnsanların Evrim Teorisi’ne körü körüne karşı çıkması beni delirtiyor. Aslında gerçekten uğraşsan bunu din ile çeliştirmeyebilirsin. Evrim ile din birbirinin alternatifi değil ki. Birini kabul edince diğerini reddetmek zorunda değilsin. Ama okuman lazım. Dinini tanıman ve kendi cümlelerinle yorumlaman gerek. Eğer bir tanrı varsa, zannediyorum gönderdiği dinin kitabını üç, dört kere okuduktan sonra anladığı şeyleri uygulayan adamı, “Sen yanlış anlamışsın. Aslında önce üç kere burna, sonra üç kere ağza su vuracaktın! Şimdi gir şu cehenneme! Nuuuhahahahahahahaha!” diye cezalandıracak değildir.  Ama sen hâlâ saçmasapan din adamlarından dinini öğrenmeye çalışıyorsun. Kolaycısın çünkü, tembelsin. Ve hâlâ babalarından gördüğün yanlışları din zannedip sorgulamadan uygulamaya çalışıyorsun. Bunu yapıp, bir de burnunun ucunda olan gerçekleri çarpıtıyorsun ve yokmuş gibi davranıyorsun.

Hani bir geyik vardır ya, “Batı bizi geri bıraktı,” diye, alakası yok aslında. Geride kalan bizleriz. Bunun sebebi de bizim tembelliğimiz, meraksızlığımız, hiçbir şey bilmediğimiz halde her şeyi bilme huyumuz. Oysa herkes biraz araştırma yapsa, inandığı şeyleri sorgulasa, bir şeye körü körüne karşı çıkmasa, çok daha iyi olacak her şey.

Gerçi bana hiçbir zaman bundan daha iyi olmayacak gibi geliyor ya, neyse.

Bu konuda sizin de söyleyeceğiniz şeyler varsa ya da “Senin deden maymunsa biz ne yapalım?” diye anlamsız sorular sormak istiyorsanız,

  • http://ask.fm/UsenenAdam adresinden üye olmaksızın ve anonim olarak bana sebeplerinizi gönderebilir,
  • Aşağıdan yorum olarak yazabilir,
  • Yukarıdan iletişim bölümüne girerek sorularınızı mesaj olarak bana ulaştırabilir,
  • Bu konuyu içinizde tutarak evrimleşmeyi bekleyebilir,
  • Adnan Oktar’ın kızları ile bana bildirmeye çalışabilirsiniz. (Very big cat she olan tercihimdir.)

İleri okuma:

1 http://www.mucizeyalanlari.com/evrenin-genislemesi

BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • özgr

    -”İnsan, varlığının sadece kısa süreli olduğunu kabul etmek zorunda değil.Suya ve havaya nasıl ihtiyaç duyuyorsa,ruhu da ölümsüzlük düşüncesine o denli ihtiyaç duymakta.Kendisini koruyan yüce bir varlığa iman etmek, en zayıf insana bile muazzam bir güç kazandırır.Mesele Tanrı’nın var olup olmaması değil.Esas önemli olan,ona duyulan inanç.Dinler bu nedenle bu kadar büyük önem taşır.Onlar olmasaydı,insanın hayvandan farkı olmazdı.Tanrının suretinde yaratıldığı inancı,insana onur ve sorumluluk duygusu kazandırmıştır”(Alamut’a Dönüş) Bugün denk geldim yazayım dedim.

    • Üşü

      Selam Özgür.

      Ben insanın veya canlıların bir ruhu olduğuna inanmıyorum. Bu sadece bir önkabul. Öyle inanılıyor. Yüzyıllardır öyle inanıldığı için de standart olarak öyle olduğunu zannediyor insanlar… Ama ruhu bir kenara bırakırsak, ölümsüzlük ile ilgili söylediğin şey gayet doğru. Nasıl mı doğru? İzin ver açıklayayım.

      İnsan -bütün diğer canlılar gibi- içgüdüsel olarak iki temel şeye şartlanmış şekilde yaşar: Neslini devam ettirmek ve elbette ki, yaşamını sürdürmek. Ölümsüzlük isteği de biraz bu içgüdünün tetiklediği bir şey aslında. Hatta bana göre ‘öteki dünya’ inancı, reenkarnasyon ve diğer benzeri inanışlar da öyle.

      Dinlerin -özellikle de Ortadoğu kökenli olanların- insanı zehirlediği noktalardan biri de burada başlıyor işte. Din, “Sen,” diyor, “bütün canlıların efendisisin. Bün canlılar senin için, sana hizmet etmek için yaratıldılar.” Bu da sonunda insanı küstahlaştırıyor ve bencilleştiriyor. Oysa birazcık Evrim okusa insan, aslında diğer canlılardan çok da farkı olmadığını anlayacak ve dolayısıyla bütün canlıları kendisinden bir parçaymış gibi görüp sevecek. Bunu yapmadığımız gibi kendimizi canlıların ve kainatın “efendisi” olarak görüyoruz. Bu da bizi, “Ben ölemem! Ben bu hayvanlar gibi leş haline dönüşemem!” düşüncesine götürüyor işte.

      Ok atıp devirdiği, öldükten sonra leşinin üzerinde sinekler uçuşan o hayvanlarla aynı sonu paylaşacağını kendine itiraf edemiyor insan.

      Hepimiz öleceğiz. Hem de bir kuzu, bir aslan, bir domuz, bir timsah, bir karınca nasıl ölüyorsa, aynen o şekilde öleceğiz. Aynen o şekilde çürüyeceğiz ve mikroorganizmalara yem olacağız. Bu düzen böylece sürüp gidecek. Biz bu zincirin içinde diğerleri gibi sadece bir halkayız; zincirin sahibi veya efendisi değiliz.

      Tanrı düşüncesi ise başka bir konu. Onu sabaha kadar tartışırız da yine bu konuşmadan bir sonuç çıkmaz. Sonucunda “Bu şekilde inanmak bana kendimi iyi hissettiriyor.” diyeceksin çünkü. Bu bana göre kendini kandırmaktır. Ben böyle kendimi iyi hissedemem. Bir tanrım olmadan onur ve sorumluluk duygusu kazanamayacağımı düşünecek kadar zayıf ve ezik olamam. Kendime bunu yakıştıramıyorum ben.

      Tabii ki sen istediğin gibi iman edersin, orası senin vicdani özgürlüğün.

  • betül saraç

    Aslında sadece geleneksel müslüman düşüncelerine bakmayıp farklı alimlerin görüşlerini incelerseniz, körü körüne reddedilen bir evrim anlayışı olmadıgını görürsünüz. En basitinden dalga geçerek koydugunuz Yaşar Nuri öztürk ün tam olarak dediği şey de, Evrim teorisine İbn Haldun’un Mukaddime’de değinmesidir. Şahsen ben evrim teorisine inanmıyorum ve bu konunun tartışılabilliğini ve hatta tartışılması gerektigini düşünüyorum çünkü günümüz müslümanları sloganik bir hayat yaşadıgı için anlamdan yoksun kalıyorlar.

  • Selamlar. Biraz uzun bir cevap olacak, umarım sonuna kadar okursun.

    Zaten eski bir Müslüman olarak dini sorgulama sürecim boyunca hemen hemen her alimin görüşlerini inceledim ben. Öteki türlü zaten bu kadar keskin bir dönüş yapabilmek, bu tip bir cesaret örneği gösterebilmek mümkün değil; hele ki benim gibi epeyce muhafazakar bir ailede yetişmiş ve “abdestsiz süt emzirilmemiş” bir kişiyseniz… Gerçekten o süreç çok zorlu oluyor.

    Evrim teorisine “inanmamak” diye bir şey söz konusu olamaz; bir inanç değil çünkü. Kabul etmemek diye bir şey olabilir en fazla ama dünyada saygın bir bilim insanı olup da bu teoriyi kabul etmeyen insan bulamazsın. Akademik anlamda “Evrim var mı, yok mu?” tartışmaları çoktan bitti. İnan bana bitti. Bugün evrim bir bilimsel gerçek artık. Şu anda tartışılan inanılmaz teknik konular; mesela en temel haliyle “Evrim var ama yöntemleri neler?” soruları sorulabiliyor ama “Evrim var mı şimdi kesinlikle?” diye soran bir tane bilim insanı bulamazsın. Bir tek ABD ve bizde bu kadar cahillik ve körü körüne karşı çıkma var. İran’da bile ders olarak okutulan bir konu bu. Üstelik sadece biyoloji konusu da değil, ekonomiden sosyolojiye, hatta teknolojiye kadar her konuya ucu dokunan bir mevzu. Ama maalesef Türkiye’de geçmiş Milli Eğitim bakanlarının uyguladığı saçma sapan politikalar yüzünden insanlar “Yaratılış teorisi” diye uyduruk bir şeyin buna alternatif olduğuna inanmış durumda.

    İnsanlar teori kelimesine çok takılıyor ama Big Bang’in de, İzafiyet’in de bir teori olduğunu unutuyorlar. Bu tip çok şeyi kapsayan konular zaten teori olarak kalır. Kanun başka bir olay. Yani “hipotez -> teori -> kanun” diye bir geçiş yok ortada aslında. Bu yanlış bilindiği için, yani bilimin en temel hususlarından birisi yanlış bilindiğinden dolayı insanlar zaten ön yargı ile yaklaşıyor bu olaya. Bir de şu “maymundan gelme” muhabbeti var tabii ki (ki aslında öyle bir şey yok). Bence “Aslandan geliyoruz” denseydi şimdiye göre çok daha fazla “inanıyor” olurdu bu teoriye, insanlar maymunu aşağı görüp kendilerine yakıştıramıyorlar. Bunun da etkisi çok. Halbuki yok maymundan gelmek falan, sadece atamız ortak. Onlar kuzenimiz bir nevi. Ortak atamız bir primat türü.

    Gelelim senin mevzuya… İslam dünyasında şimdiki kadar katı tutumların olmadığı dönemlerde pek çok konunun tartışıldığı doğru. Evrim kokulu bazı felsefi düşünceler olduğunu da doğru. Ben bunların hepsini okudum. Ama başta Lamarck’ın düşündüğü ve sonrasında Darwin’in ortaya attığı ve 150 yıldan fazladır sürekli olarak geliştirilen Evrim ile alakalı şeyler değiller bunlar. Yaşar Nuri’nin “Hurmadan geliyoruz” dediğini söylüyorum sana. İstersen haberini de bulup çıkarayım bunun.

    Mukaddime konusuna gelirsek… Mukaddime’de işlenen ve sonradan İslam dünyasında çok tartışılan bu konunun ismi “Tekamül nazariyesi”dir. Maden bitki, bitki hayvan, hayvan da insan olur bu düşünceye göre ve insan en üst basamaktır. Hatta Fatiha’da geçen “İhdina Sırat’el-Mustakim” sözü, yani “Bizi dosdoğru olan yola ulaştır” sözü bu düşünceye göre “Bizi insan olmaktan ayırma, düşük seviyelere düşürme” şeklinde yorumlanmıştır. Bu “dosdoğru yoldan” kasıt da insanın belinin bütün hayvanlardan farklı olarak yere dik olması söylenir. Bu İbn-i Haldun’den önce de İslam dünyasında konuşulmuş bir konudur aslında. Ne yazık ki bunun bilimsellikle ve günümüzdeki Evrim düşüncesi ile pek alakası yok. Evet, çok zorlarsak bir evrim yorumu diyebiliriz buna. Benim yorumum şu: O zamanın zeki insanlarının önündeki tek seçenek din olduğu için ve bilim diye bir olay olmadığı için yapabilecekleri tek şey Kuran’daki metinler ışığında felsefe yapmaktı ve bu insanlar da bunu yapmışlar. İbn-i Haldun ve benzeri insanlar bugün doğmuş olsalardı ve akademide yer alsalardı hayatta böyle şeyler akıllarına gelmezdi bile bence. Ben o adamları küçümsemiyorum, bunlar İslam medeniyetinin zenginlikleridir ve Batı’nın bu güne gelmesinde hepsinin payı var. Ben bunları yadsımıyorum. Sadece bugün burada bilim dururken hâlâ bunun karşısına bu gibi şeyleri koyan insanları anlayamıyorum.

    Lütfen çağı yakalayalım. En azından gölge edilmesin, başka ihsan isteyen yok. 🙂

    Yorumun için teşekkürler.

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: