Anasayfa / 2013 / Temmuz

Aylık Arşiv: Temmuz 2013

Evrim, Bilim ve Cahillik Üzerine…

Geçen gün arkadaşlarımla her zaman buluştuğumuz kafede otururken, babasının üniversiteye girene kadar kılmadığı namazlarını kazalamayı o gün itibariyle bitirdiğini söyledi masadakilerden biri.

“Ne kadar sürdü kılması?” diye sordu oradakilerden bir çocuk. Arkadaş cevapladı: “Bir yıl falan.”

– Ne? Bir yıl mı?! Oha, o kadar tutmaz lan.

Nah tutmaz!

– Nereye tutmuyo lan? Tutar, dedi arkadan başka birisi.

– Tutmaaz.

– Giriyon mu? Tutar kanka.

– Hayatta tutmaz o kadar.

– E, hesaplayın .mına koyim!

“Hay s.kiyim yaa,” diye geçirdim içimden, “yine başlıyoruz.” Devamını Oku »

Sık Ziyaret Ettiğim Bazı Web Siteleri

Bugün ask.fm‘de bana sorulan bir soruydu bu: En çok ziyaret ettiğim web siteleri. 

Elbette sadece Facebook, Twitter ve Ekşi Sözlük’te gezinip, maillerini okuduktan sonra bilgisayarını kapatan bir insan değilim. Neredeyse her gün internet kullanan, cep telefonu ile sürekli olarak internete bağlı olan ve aynı zamanda bilgisayarla ilgili bir mühendislik bölümünden mezun bir insan olarak, takdir edersiniz ki kullandığım pek çok web servisi ve düzenli ziyaret ettiğim pek çok web sitesi var.

Onun için hem bu soruya daha kalıcı şekilde cevap vermek, hem de bilmiyorsanız yeni siteler ve servisler ile sizi tanıştırmak adına cevabını burada blog yazısı olarak yazmaya karar verdim. Hazırsanız başlayalım. Devamını Oku »

Din, İslâm ve “Saygı Duymak Zorundasın!” Tribi Üzerine…

Bu ülkede inanç özgürlüğü yok. Hayır, siyasi haklar olarak kastetmiyorum. Öylesinden zaten yok. Demek istediğim, toplumda, halk arasında da böyle bir hak verilmiyor kimseye. Yaratılan psikolojik baskı ortamıyla sen çoğunluğa uymak zorunda bırakılıyorsun. Eğer buna uymazsan, bu sefer, yaptığın şey otomatik olarak onlara bir hakaret gibi algılanıyor. Sebebi de şu: Sen “Ben senin dinine inanmıyorum” dediğin anda, bir şekilde, söylediğin şey “Senin peygamberin yalancı” demek anlamına geliyor bu dimağlarda.

Yani düşünün, adam size gelip diyor ki, “Geçmişte Arap yarımadasında yaşamış adam var, parmağıyla işaret edip ayı ikiye bölmüş.” “Hmm, ok.” diyorsun, geçiyorsun. Hiçbir şekilde kimseye ne bir tahrik var ortada, ne kimsenin inandığı bir şeye karşı yaptığın bir hakaret. Sadece, “Ok, tamam” deyip geçiyorsun. Bu sefer herif sana gelip soruyor: “Ne yani? Ne ‘OK’?! Sen gerizekalı mısın?! Gerizekalı mısın sen de inanmıyorsun buna?!”

Ondan sonra al başına belayı… Yahu inanmıyorum kardeşim. Aaa! Zorla mı inanacağız yahu?

Sonra da ikinci mermiyi atıyor karşıdaki: “İnanmayabilisin ama benim inancıma saygı duymak zorundasın!” Devamını Oku »

Bukowski’den Aşka Dair Bir Yorum

Charles-Bukowski-9230860-1-402[1]

“Don’t try.”

Bu haftayı kütüphanemde uzun zamandır okunmayı bekleyen kitapların bir kısmını eritmeye ayırmaya karar verdim. O kitaplardan biri de Charles Bukowski’nin “Pis Moruğun Notları II” isimli kitabı, yani orijinal ismiyle “More Notes of a Dirty Old Man: The Uncollected Collumns”.

Okumaya devam ederken daha ilk sayfalarda çok çarpıcı bir paragraf ile karşılaştım ve hemen altını çizdim. Daha önce çok kez yazdığım aşk, evlilik, bağlılık gibi konular hakkında bana göre muhteşem bir yorum yapmış adam. Lafı fazla uzatmadan bahsettiğim sözü aktarayım; kitabın 4. baskısının 16. sayfasında şöyle diyor Bukowski:

“Kadın her zaman erkeğin özünü bulmak, onu evcilleştirmek, yoğurmak ister; bilge erkek kadına özünü asla göstermez. Ona bir ışık patlaması sunar, sonra kapanır, kendine döner yine. Kadın çocuk yetiştirmeye önce erkeği evcilleştirerek başlar. Aşk bencilliğin bir biçimidir. Aşk korkakların pes etme mazeretidir.”

Aşk ve kadın-erkek ilişkilerindeki karmaşa bundan daha iyi tarif edilemezdi herhalde… Tartışmak için ise ask.fm‘e gelebilirsiniz.

Wanted: Dead Or Alive (II)

ahahahabunaguluyorum

“Türkce kücük cocuk yaşlı karıya tecavüz ediyor fılım ful izle” 🙁

Google’da bu yazıları aratarak bloga giren kişi veya kişileri arıyoruz. Görenlerin, bilenlerin insaniyet namına haber vermeleri rica olunur.

Müdüriyet.

“Kaşar” Olmak Üzerine

Birazcık farklı, azıcık toplum normlarına uymayan bir kız görüldüğünde bizim Türk milleti ona anında yapıştırır yaftayı: “Kaşar!” Bu güne kadar bu geri kafalı düşünceyle çok savaşıldı; insanlara empati yapması defalarca öğütlendi, Türk insanının cinsel bastırılmışlığına sürekli dikkat çekilip bu işin doğrusu sayısız kere anlatıldı. “Seks özgürce yaşanması gereken oldukça basit bir şey, buna büyük anlamlar yüklemeyin” gibi söylemlerle hep beraber bu konuda yeterince nefes tükettik. Peki sonuç? Sonuç değişmedi: Seks yapamayan ezik kız, rahatça seks yapan diğer kızı kendince ezerek sekssiz ve sıkıcı hayatını matahmış gibi yaşamaya devam etti ve 50 liraya tır şoförleriyle yatan bir fahişeyle 3 dakikalık seksini yapıp çıkmış bir ayı, ininden çıkar çıkmaz sağa sola kaşar yaftası yapıştırarak ego tatminini sürdürdü. Bu sırada cesurca ve rahatça cinsel yaşantısını devam ettirmek isteyen bir başka kız, sağda solda kendisi hakkında çıkarılan dedikodulara kafasını taktı; depresyona girdi, anti depresan falan kullandı, bolca üzüldü ve birkaç gün sonra kendisini teselli eden bir Meriç ile sabaha kadar sevişti… Sonra tekrar başa döndü hikaye.

Bu, dostlarım, değişecek gibi durmayan bir kısır döngünün ta kendisi. Bu yazı bu yobazlıkla mücadele etmekle alakalı bir yazı olmayacak. Bu 3 IQ’lu insanlara bir şey anlatılamadığını hepimiz biliyoruz. Ben size bu olaya başka bir açıdan bakmayı önereceğim. Bunun için size bir hikaye anlatmak istiyorum; Ters psikoloji ile ilgili verilebilecek güzel örneklerden bir tanesi bu. Devamını Oku »

İnsanlar Durup Dururken Neden Evlenirler?

Hayatımda hiç düğüne gitmedim. Hiç. Bu konuda çok ciddiyim. Sadece ben 5-6 yaşlarındayken halam evlenmişti ve birkaç dakikalığına onun düğününde bulunmuştum. Zaten onu da hayal meyal hatırlıyorum. Açık hava düğünüydü. İki tane yapılmıştı hatta; hem bizim evin önünde, hem de eniştemin mahallesinde. Arabadan inip eniştemlerin düzenlediği düğüne doğru yürürken havaya sıkılan mermilerden birisinin “fiyuuuuu” diye 2 metre önüme düştüğünü anımsıyorum. Şoka girip saniyelerce o mermiden yükselen dumanı izlemiştim.

Onun etkisi midir, değil midir bilinmez, o günden beri düğüne gitmişliğim yok. Ama bir gün gideceğimi biliyorum. En yakın arkadaşlarımın bir kısmı üniversiteyi bitirdi ve işin korkunç tarafı bazılarının sevgilileriyle olan uzun soluklu ilişkileri hâlâ ve inatla devam ediyor. Tehlikenin farkında mısınız?! Hatta aralarında öyle adamlar var ki, “kanka sen al şu parayı, düğünde taktım kabul et. Haydiiii, Allah kolaylık versin!” diye hayatta denmez; öyle samimi aramız… Bu gidişle günü gelince mecbur kalkıp gideceğiz. Devamını Oku »

Kar, Buz ve Post Mortem

Derin kar tabakalarının üzerinde yalpalaya yalpalaya ilerliyordum. Nerede olduğum ve nereye yürüdüğüm hakkında bir fikrim yoktu; yalnızca devamlı yürüyerek donmamaya çalışıyordum. Üç gündür aralıksız yağan bir kar ve benim sığınabilecek hiçbir yerim yoktu.

Adım Gökhan Doğan’dı. Yirmi yaşındaydım; açlıktan midem kazınmıştı, soğuktan donmak üzereydim ve Nobel’e adaydım! Diz boyu karın orta yerinde, ayakkabılarının tabanları delik bir best-seller adayı. Adaylığın canı cehenneme! Ben, Gökhan Doğan, kardan-yazar-adam. Katlayıp arka ceplerime sığdırabildiğim birkaç sayfalık öyküm dışında hiçbir şeyim yoktu. Yirmi yıl sonra fark ediyordum ki aslında ben de hiçbir şeydim. “Hiçbir şey”in hiçbir şeyi olamazdı ki zaten. Böyle düşününce zihnimde bütün taşlar yerine oturuyordu.

Yağış öyle şiddetliydi ki önümü göremez olmuştum. Gözlerime kar dolmasın diye başımı eğmekten tutulan boynum saatlerdir ağrıyordu. Ağrısına alışmıştım; zaten soğuktan artık neredeyse hiçbir yerimi de hissetmiyordum.  O kadar üşümüştüm ki… Ben, yirmi birinci asrın büyük yazarı, ünlü duayeni… Kemiklerim sızlamaya başlamıştı bile! Elli altı ayrı dile çevrilen romanlar yazacak bu eller montumun ceplerinde buz tutacaktı. Nobel ödülümü almaya yürüyecek bu ayaklar bu caddede donacaktı. Güldüm; sonunda beni haber yapacaklardı. Birileri beni yazacak, manşetlere taşınacaktım:

“SON DAKİKA:

İstanbul’da 3 gündür etkili olan kar yağışı ve soğuk hava, vatandaşları zor durumda bırakırken, Göztepe’de bir kişi de sokak ortasında donarak hayatını kaybetti.

Örnek Mahallesi Ahmet Yesevî Caddesi üzerinde iki apartman arasındaki merdivenlerin üzerinde bir kişinin hareketsiz yattığını gören vatandaşlar, durumu polise bildirdi. Olay yerine gelen polis ve sağlık ekipleri, şahsın donarak hayatını kaybettiğini belirledi. 20 yaşlarındaki aklî dengesinin bozuk olduğu tahmin edilen şahsın üzerinden kimliği belirlemeye yarayacak herhangi bir belge çıkmadı.

Şahsın alkol veya benzeri bir madde aldıktan sonra sığındığı merdivenlerde donarak hayatını kaybettiği sanılıyor.”

Devamını Oku »

Azalarak Bitmesi Gereken 8 Şey

1) Seks yapan kadınlara yönelik kullanılan “vermek” kelimesi. Şu devirde hâlâ bu kelimeyi kullanan açık söylüyorum gerizekalıdır.

2) Birazcık karşı cinsle iletişimi fazla olan bir erkeğe “Düşüyor mu bir şeyler?” diye soran sivilceli ergen. Lütfen azalarak bitiver.

3) Türkiye’deki “Biz yaptık, oldu” kafasındaki siyaset ve yöneticilik mantığı. Ne çekiyorsak bundan çekiyoruz. Çekmeye de devam edeceğiz bu gidişle. Azalarak bitsin.

4) Televizyon programlarının çoğundaki sınır tanımayan kalitesizlik. (Akasya Durağı, Türk Malı gibi zaplarken rastlandığında bile anında IQ düşüren diziler, dizi sürelerindeki abartı uzunluklar, gerizekalılara yönelik bilimum yarışma programları. Bunun yanında yarışma programlarında sorula sorula bitirilemeyen “anneniz de burada mı?”, “kaç kardeşsiniz, küçük ne iş yapıyor?” türü cevabını asla s.klemediğimiz soruları sorma merakını da sayabilirim.) Devamını Oku »

Sigarayı Nasıl Bırakırsınız?

Hepimizin sigaraya başlama hikayesi farklıdır. Kimimiz arkadaş çevresinin kurbanı olmuştur, kimimiz de biten bir aşkın. Sonunda çoğumuz bir şekilde gelip bu dumanın esiri oluruz. Yıllar içinde bütün kıyafetlerimiz bu leş kokuyla adeta “lanetlenirken”, dişlerimiz ve ciğerlerimiz yavaş yavaş sarararak kanser olacağımız o günün her gün biraz daha yaklaştığını bize fısıldarlar…

Bu sesi de ne kadar duyarız, orası ayrı. Devamını Oku »

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.