Anasayfa / Kadınlara Seslenişler / Nasıl Kezban Olunur?

Nasıl Kezban Olunur?

Kezban, kezban, kezban… Şu kelimeyi yerli yersiz kullanmasak artık? Hak eden, etmeyen herkese patır patır yapıştırır olmadık mı bu sıfatı? Tamam, hak edenlere az bile! Ama düşünün; hak etmeyenlere yazık değil mi?

Bu konuda bizim erkek milletinin kusuruna bakmayın kızlar. Bazı özgüvensiz moronlar var aramızda ve bunlar bazen beceriksizliklerini örtbas edip kendi küçük dünyalarında tekrar mutlu olabilmek için gayet düzgün hatunlara da kezban yaftası yapıştırıp egolarını tatmin edebiliyorlar. Mesela eleman kızdan numarasını istedi ve kız vermedi mi? Pat yapıştırır lafı: Kezban! Ulan belki tipin armut gibidir de kız senden hoşlanmamıştır, numarasını da o yüzden vermemiştir; olamaz mı? Belki düzgün yaklaşamadın kıza? Belki korktu? Belki telefon sapığı tipi gördü sende? Ne biliyorsun numarasını kimseye vermediğini? Unutmayın ki telefon numarası burada sadece bir örnek.

İşte bu ayrımı bitirebilmek için sözlükte çok uğraştığım kezbanların bir tanımını yapıp vatana millete bu konuda bilgilendirme hizmeti yapmak istedim. Nedir kezban? Hangi özelliklere sahiptir? Neyle beslenir? Hemen şöyle bir bakalım.

1. Kezban denilen kız tipi bana göre hayatını tamamen erkeklerin beğenilerine ve fikirlerine göre yönlendiren tiptir. Erkek “Saat 7’den sonra dışarıya çıkmayacaksın” mı dedi? Kezban bağırır, çağırır ama bu lafa iki gün sonra harfiyen uymaya başlar. Bazıları buna hemen boyun eğmez, karşılığında “o zaman sen de Tuğçe’yi Facebook’tan sileceksin” gibisinden tavizler isteyebilir ama şu kesin bir gerçek ki hepsinin birer boyun eğme eşiği vardır. Bunu giyime karışmada da görürüz, arkadaşlara karışmada da… Sana bugün selam vermeyen kız, yarın bir bakarsın Facebook’tan sana selam veriyor. Daha önceki tecrübelerini anımsar, tıklayıp profiline bakarsın. “İlişkisi yok.” Orada güzel bir aydınlanma yaşarsın. Ahah, sana da selam, gerizekalı.

kezban-paris-te_311208[1]

– Şanzelize keyfiiii <3

2. Kezban kız “sahip olunma” içgüdüsü ile yaşar. Yanlış anlamayın, cinsel manada bir sahip olunma değildir bu. Basit bir köle – efendi durumudur sadece. Her şey çocuklukta başlar: Hayatındaki ilk erkek babasıdır ve babasının otoritesine boyun eğerek önce onun kölesi olur. Onun hiçbir lafından çıkmaz, evde ol denildiğinde “Hayır!” demez, diyemez. Böylece başlayan bir erkeklere köle olma durumu sevgilisi olduktan sonra başka bir boyuta geçerek devam eder. Sevgilisi olmadan hiçbir yere gitmez, yapışıktır artık ona. Daha da kötüsü, abartı şekilde kıskanmayı ve hayatı kısıtlamayı babasından kalan sorunlar yüzünden sevgi göstergesi olarak algılamaya başlamıştır. Böyle biriyle sevgili olursun, kıyafetine karışmazsın, “Beni kıskanmıyorsun, demek ki sevmiyorsun!” diye kavga dahi çıkarabilir. “Ben erkeklerle görüşüyorum, baaak!” diye kıytırık adamları gözünüze gözünüze sokmaya çalışır ki “onunla bir daha görüşmeyeceksin!” diye çıkışıp ona zihinsel bir orgazm yaşatabilesin. Sonra günün birinde evlenir, bu sefer kocası onun sahibi olsun ister. Toparlarsak bu duruma şöyle de diyebiliriz: kezban kız, köle olmak isteyen kızdır.

3. Kezban diye tabir edilen kız hayatını önceden belirlenmiş inanışlar ve tanımlar üzerinden yaşar. Çocukluğundan itibaren bunun beynine bazı şeylerin “nasıl olacağı” konusunda yükleme yapılmıştır. Şu lafları sağda solda çok görüp duyarsın: “Erkek dediğin x olacak”, “Kadın dediğin y yapacak.”, “Koca dediğin z diyecek”. Herkesin aynı şekilde düşündüğü bir dünyada mutlu olunamayacağını bilmez bunlar. Zamanında o küçük beynine bunların tanımları o şekilde yapılmıştır ve artık istediği öyle biridir. “Erkek dediğin takım giyer, gömleğinin kol düğmeleri 2 kilometreden görünür. Buluşmalardan önce de bir demet gül getirir!” diyen bir sevgilim olmuştu, gerisini siz düşünün artık. (Kurtlar Vadisi Irak CD’si hediye ederek ayrıldım ondan.)

4575_3[1]

– Ya ben kalın kitap okumayı pek sevmiyorum .s

4. Kezban olmanın cinsellikle doğrudan hiçbir alakası yoktur. Dolaylı alakası ise şudur; eğer bir kız dini veya başka bir sebepten ötürü seks yapmıyorsa ve bunu en baştan söyleyip insanları oyalamıyorsa, yaşantısını da buna göre düzenliyorsa bu onun ilkeli bir kız olduğu anlamına gelir. Bu durum da bu kızı kezban yapmaz. Eyvallah der, devam edeceksen ona göre takılırsın. Kezban ise seninle sabahlara kadar yiyişip seni T cetveli gibi diktikten sonra bunun devamını getirmeyen aptala denir. “Koca bulamam” diye bekaretini bozdurmadan diğer her boku yiyene denir. Ne istediğini hiçbir zaman bilmeyen zavallılara denir. Bunlar aynı zamanda cinselliği erkeğe verilen bir ödül veya ceza olarak algılarlar. İki haftadır seninle eve gelmeyen kıza pahalı ve diğerlerine kıskandırıcı bir hediye alıp herkesin ortasında verirsen o gece ödüllendirileceksin demektir. Bunun iki sevgili arasında paylaşılan ortak bir duygu veya bazen sadece basit ve anlamsız bir sıvı transferi olduğunun hiçbir zaman farkına varmazlar.

5. “Diğer kızlar” bir kezbanın her şeyi, onun hayatının nasıl şekilleneceğinin göstergesidir.Facebook’ta apar topar ilişki durumu güncellemesi yapması veya sevgilisiyle ortak hesap kullanma iğrençliğine girmesi bunun bir numaralı kanıtıdır. Evlendiği gibi yeni nüfus cüzdanınının fotoğrafını çekip Facebook’a koyması, “Bakın, ben kazandım ve siz ezikler kaybettiniz!” demektir. Basitliğin bu kadarına denebilecek hiçbir şey yok.

6. Sadece saat sorduğun kız “ay bana asılıyor” triplerine giriyorsa, o kız kezbandır. Vasat bir güzelliğe sahip olduğunun farkında olmayıp geleni geçeni reddediyor ve kendini dünyanın merkezinde zannediyorsa, o kız da kezbandır.

7. Giyim şekli, ucuz parfüm, dev küpeler, zengin koca araması vs. gibi detaylar bir kızı direkt olarak kezban yapmaz. Ama sadece zengin ve okumuş bir koca bulabilmek için iyi bir üniversite kazanmaya çalışıyorsa o kız kesinlikle kezbandır. (Tıp fakültesindeki arkadaşlarımı ziyaret ettiğimde bunlardan bol bol görüyorum.) Zengin bir koca bulup ona bedeninden başka verecek hiçbir şeyi yoksa bir kızın, o kız katıksız bir kezban ve gerizekalı bir organizmadır.

Daha aklıma çok fazla şey geliyor ama şimdilik burada keseyim. Lütfen bundan sonra her önünüze gelen kıza kezban damgası yapıştırmayın, bu ayrımı iyi öğrenin ki eli yüzü düzgün kızlar toplumda daha rahat hareket edebilsinler ve kezbanlar da bunlara göre kendilerini biraz güncellemeye çalışsın. Gerçi ne kadar yapabilirler, o da ayrı mevzu.

– Şöyle biraz dolaşalım mı? – Ne dolaşması be! Salak!

Aşağıdan yorum yapabilirsiniz, sizin de fikirlerinizi merak ediyorum. Ask.fm’de de bu konuyu tartışabiliriz: http://ask.fm/UsenenAdam.

BLOGA E-MAIL YOLU İLE ABONE OLABİLİRSİNİZ!

  • asım

    bunu yazan kezban 😀

    • Üşü

      Eeeee? 🙂

  • ay

    ” Vasat bir güzelliğe sahip olduğunun farkında olmayıp geleni geçeni reddediyor ve kendini dünyanın merkezinde zannediyorsa, o kız da kezbandır.”

    vasat güzelliğe sahip olan bir kadının geleni geçeni reddetme hakkı yok mu? belki aradığı, karşısına çıkanlardan hiçbiri değildi? bu çok ama çok yetersiz ve desteksiz bir değerlendirme olmuş, üzgünüm…

    • Üşü

      “Bir sevgiliye ihtiyacı olmadığı için reddetmek” değil oradaki. Eğer öyle olsaydı dediğin doğru. Ama sebep “kendine yakıştırmadığı için”. Beğenmediği de gayet eli yüzü düzgün ama “popüler olmayan” çocuklar. Sebep sadece bu… “Peki sen kimsin, sıfatına baktın mı?” demezler mi adama? Bence derler.

      • Bak bu doğru, benim de böyle 3-5 arkadaşım olmuştu eskiden. Hep şu soruyu sormak isterdim haspalara ‘Karşıdan beklediğininiz bu özelliklere siz sahip misiniz?’ Tabi soramazdım, tepelerler adamı.

        • Üşü

          Haklısın valla, ne diyeyim.

  • okan

    bir kız müslümansa kezbandır.

    • Üşü

      Ateist biri olarak bu dediğine katılmıyorum.

      • okan

        türkiye’de yaşayan tüm kızlarda kezbandır. ben dişi olsam bende kezban olurudm.

        • Üşü

          Peki. Diyecek lafım yok 🙂

  • cgrl

    üslup tarzı, kelime seçimi, konu başlığı, konu geneli, gözlem yeteneksizliği olduğu gibi bana ya yaş ortalaması çok düşük ya da vizyonsuz bir insan olduğunu gösteriyor bu üşenen insanın…nicki uygun olmuş çünkü bilgi edinmeye de üşenmiş ki bu kadar saçma yorumlar yapmış.

    Olduğu gibi zırva. Bu şekilde bir genelleme yapılamayacağı gibi kendini erkek olmaktan uzak gören günümüz “erkeklerinin” kendilerini savunma şekli olmaya başladı artık bu düşünce tarzları. Çünkü kadının üzerinden geçinmekten, sonuna kadar sömürmekten, hiç bir şey vermeden sürekli almaktan, sokakta az rastlanan mert kişilikleri de hazmedemeyip kıro demekten başka bir şeye güçleri yetmiyor maalesef.

    Ben erkeğin üstünlüğünü kabul ediyorum var mı kardeşim bir lafın, ben erkeğin hem duygusal olanını hem sözünü geçirenini seviyorum buna var mı lafın, ben erkeğin parası olmadığı halde kızdan bir kuruş istemeyi gururuna yediremeyen kendi gücünün farkında olan erkeğe bayılıyorum canım, ben beni uçan sinekten kıskanan elinden gelse kalbinin içine saklayıp kimseyle paylaşmak istemeyen adamı seviyorum var mı buna lafın peki, beni psikopatça seven bana ulaşamayınca yada kaybedince sinirden deliye dönen adamı da seviyorum, aynı zamanda hastalandığımda başımdan ayrılmayan bana ve kişiliğime sonsuz saygısı olan, aşktan çekinmeyen gururun esiri olmayan “ezik” olmayan kendinin farkında son derece kendine güvenli bu adamı seviyorum, bu adama param da bedenim de sonuna kadar feda olsun. bu yukardaki özellikler kendine güvenen adama yakışır, kendi eksikliğini bastırmak için “Kezban” diye laf uyduran “keko” lara asla değil.

    bunu yazan: 2 diplomalı 3 dil bilen üst düzey yönetici iq:146 eq:88/100 herkese nasip olmaz

    • Üşü

      “Erkeğin üstünlüğü diye bir şeyi kabul ediyorum” lafından sonrasını okumadım. Bu kadar uzun cevap yazdığına göre bilinçaltında bir şeyler seni rahatsız etmeye başlamış olmalı.

      IQ ve EQ değerlerini yazıp “buna rağmen ben böyle düşünüyorum” diye kendini örnek göstermeye çalışman ayrıca komik. Bu yaptığına “argumentum ad verecundiam” deniyor; yani “beyanı yapan kişi saygın ve sözü geçen bir kişi olduğundan dolayı yaptığı önerme tartışılmadan doğru olarak kabul edilmelidir” demek oluyor.

      Verdiğimiz rahatsızlıktan ötürü özür dileriz küçük hanım.

    • okan

      yüksek derecede kezbansınız.
      “Ben erkeğin üstünlüğünü kabul ediyorum var mı kardeşim bir lafın” yani
      “uff snane be slq .s.s”

    • phbss

      burdaki bilgilerin kimse herhangi bi literaturde belli bi kaynaga sahip oldugunu soylemedi zaten. kendince bunu tdk ya bagli bi tanimlama olarak gormek istemissin orasi ayri. adam burda tamamen kendine ait dusuncelerini paylasiyor ve dikkat edersen de ‘bence’ diye belirtmis. kime gore dogru ya da yanlis tartilisir elbet demek isterdim ama neyini tartisicaksin bunlarin dogrulugunun? tanimadigin adamin biri ‘usenmemis’ yazmis. okumasaydin demezler mi adama? derler. ustelik 2 diploma 3 dil bilmem kaclik iq ve eq degerleriyle isin gucun yok anladigim kadariyla adamin blogunu bulmusmus bi de ‘usenmemis’ okumussun. bi de kusura bakma ama pis sacmalamissin. eyvalla her kadin karsisindaki erkegin bi yerde ustun olanini adamligini ortaya koyanini ister ama yani gec arkadasim bu ataerkil kafayi nolur yaaa! soz gecirenini seviyomus. hadi len ordan! oldu canim adam sana cikma disari gorusme onla gitme oraya diycek sende eyvalla diyceksin. hadi yaa! Parasi olmasa da gururlu erkek seviyomus! tatlim ben sana diyim gururu bi yerden sonra mikerler. oldu canim adamin parasi yok benim paramla da disari cikmaya utaniyo diye evde oturalim cay icelim anca seviselim tabi bu arada. he canim he! kiskanan erkek seviyomus! anamin babamin yapmadigi kisitlamalari yapicak bana yok onu giyme yok berkecanla gorusme bilmem ne. tabi canim bi tasma takayim boynuma da sen gezdir beni. sevince piskopat gibi sevenini seviyomus! hah iste sana boylesi lazim yapistirsin sinirlenince agzinin ortasina tokadi da goreyim seni piskopat sevgili seviyo musun sevmiyo musun. hastalaninca basindan ayrilmayip gururunu sevgisinin arkasina itebilen adam istiyomus! tatlim hem piskopat hem kiskanc hem seni kendinden ustun goren hem parayi gurur meselesi yapan adam sandigin kadar askini daglara taslara yazmaz ben sana diyim. haa yazar nereye yazar viyaduklerin oralara fln yazar ‘seni seviyorum gamze’ tadinda. sana gostermez o buyuk askini. gururuna yediremez cunku. kisacasi -diycem ama pek kisa olmadi- ust duzey yonetici sifatinla ne isin var buralarda annem yaa?!? git sen birilerini yonet. hadi optum kipps..

  • evlilikle ilgini yazını okuduktan sonra bunu da okumaya karar verdim.sevmiştim bakış açını.ki bunu okuyana kadar.kezban lafını hiç sevmiyorum.yukarıda belirttiğin semptomları tahlil edebilecek kadar kafa yormuşsun ama bu nedenlerden nasıl bi yaftalama yapılabilir onu anlamıyorum ki.ben biraz daha psikolojik yorumdan yanayım.babaya karşı duyulan korku,baskı,(ve biliyoruz ki) şiddet, ‘erkeklere güven olmaz’ algısıyla yetiştirilen kızlar ve ‘erkektir..’ ile yetirilen erkekler.bu bireyin iç inşasını yerle bir eden duygu eksiklikleri; sevgi ve güven.
    sevgiyi ailesinin istediği gibi bir ‘kız’ olarak öğrenmiş bi kızın, sevgilisine sevgisini onun ‘istediği’ gibi bi kız olarak sürdüren kadınlardan sen de bahsettin.ailesinin ‘her şey kız başına yapamazsın’dan beri erkeğin kontorülüne bırakılan ilişkilerin bilinçaltındaki kronolojik seyri?yoktur heralde nişantaşılı bir ablaya kezban diyen.bunu bu kadar ‘görsel’ olarak algılamadığının farkındayım.ama bu iki kadının yetişirildikleri ideolojiler,ekonomik ve kültürel sınıfları unutmamalı.çünkü bu direkt olarak aile ve yetiştirilme biçimi demek.ve tabi ki karakter inşası.muhafazakar zengin aileler,muhafazakar fakirler hep farklı ‘kezban’ları inşa ediyor.kişisel yetersizliğe mahkum edilmiş kadınlardan yaptığıyla alakala ‘normal’ bi düzlem beklemek anlamsız.emin ol,bunlar kadınlar için küçük tramvalar değil.duygu eksikliği farkında olunmayan,yıllarca varolan depresyonları(annem),kabullenilmiş çaresizliği yahut intiharı ve bi diğer reaksiyon olarak ‘farkında olunan eksiklik ve yeniden inşa’yı doğruyor.ben son grubun kezbanıyım.aile baskısıyla büyümüş,onların olmasını istediğinin gerekliliği korkusu ile kendi doğrularını uygulayabilmek arasında kalmış..mücadele etmeyi seçtim.bakirelik testleri,uyuşturucu kontorollerini kabul etmediğim için 20 yaşında dayak yedim.bunlara rağmen bireysel mücadeleme devam ettim.aile baskısını yok ettim,ama o çocukluk duygularını yok etmek o kadar zor ve yıpratıcı ki.bu yüzden o yaşamak istediği ‘özgür’ yaşamda çelişik tepkileri olması.kezbanın annemin dönemine yetişememiş bir sıfat olmasının tek nedeni onların bunların bir hak olduğunun farkına varabilecek bir dış dünyanın olmaması ve kabullenilmiş çaresizliğin o ‘çelişik’ durumlara yer vermemesi. şimdiki fikirtepeli kezban,manken ablasını görüp makyajıyla, beşiktaşlı kezban kaşa gidip cigara içerek olmak istediği kişinin mücadelesini veriyor.dış dünyaya perde arkasından görmüş farklı sınıfların doğurduğu kezbanların kimlik mücadelelerini küçümsemeyelim.özgürlük diye 50 gündür sokakta olan insanlar bu kadınların bireysel özgürlük mücadelesinin uzunluğunu ve tramvasını da gözardı etmesin.muhafazakarlığın farkındaysak kezbanlık oranını da eşit alabiliriz.yani hepimizde o kezbanlıktan var.sadece kişisel çabalarımız bilincimiz ve inancımızla paralel seyrediyor.falan falan..feminist sosyalist(çünkü bilmiyorum) bir kimlikle değil, sosyal psikolojiyle(bunu biraz biliyorum) yorumlamaya çalıştım.biraz da kişisel deneyimlerin söylettikleri…

    • Üşü

      Bunların farkındayım. Ama bu şekilde ifade edersek o kezban dediğimiz kızlar “Ne yapabilirim?” sorusunu kendine sormaz; “Kaderim böyle!” kolaycılığıyla teslimiyetçi yaşantısına devam eder.

      En büyük suçlu da her zaman ezilendir bence.

      • bunun psikolojik bi savaşım olduğunun farkındaysan,psikolojik sürecin farklılıkları,büyüklükleri ve yönelimlerinin de farkındasıdır.her kezbanın kabulleniş ve savaşım eşikleri, tepkileri nasıl farklıysa onlara olması gereken yönelim şekli de farklı olacaktır.o kadar kolay değil malesef.
        ki zaten anlattıkların, kadının o ‘ne yapabilirim’ sorusu ile bilinçaltının çatışımı.

        • Üşü

          Bir kadın böyle bir yazıyı okumalı mı, okumamalı mı? Sen ona cevap ver 🙂

          • oldukları ve yaşanılanların temelinin onlara öğretilenler olduğunu söylüyorum.savaşımın,öncelikle,bu öğretilen yetersizlik duygunun eylem bazlı mücadelesiyle sonuç vereceğini düşünüyorum.psikiyatrist değilim,söylemim bu yüzden doğru olmayabilir.zaten saptalamalarım buna ‘hastalık’ diyebilecek statüye sahip olmayarak söylendi. ki söylediklerim de psikolojik savaşımları ‘bir şeyin eksikliğinden kaynaklanan’ hasta olma hali olarak görmenin ‘anormal’ olmadığı kanısında.”nedenler belli,’iyi olma’ haline de ben bu yoldan gidiyorum” dediğim açık olmamış sanırım.

          • Üşü

            Özgürlüğü bidir.

  • Çağla tespitlerine katılmamak elde değil, herkes 20 beygir gücünde muhafazakarlığa karşı koyacak diye bir şey yok. Herkes, içinde hissettiği şiddette bir karşı duruş, cesaret sergiler. Mesela yalnız kalmaktan korkmayacaksın, insanların seni sevmemesinden korkmayacaksın. Aileni bile karşına almaktan korkmayacaksın. Bu cesareti göstermek için aklına ve kendine güvenmen lazım. Ama içinde bulundukları durumu yaşadıkları olumsuzluklarla meşrulaştırırsak ”Ne yapsınlar ama onlarda, mecbuuur.” noktasına gelinebilir.

    Ne yapacaklar savaşsınlar!

    Benimle aynı ofiste çalışan, kazandığı parayı kuruşuna kadar kocasına veren, evde paspas ofiste şamaroğlanı 1 çocuk annesi 34 yaşında bir hatun var. Kendine layık gördüğü muameleden kurtulsun diye ne diller döküyorum. Sonunda ben onu kıskanan, kötülüğünü isteyen biri oldum. Burada bizim için hayatta ne önemli sorusuna bir cevap vermemiz gerekiyor? Rahat bir hayat yaşayalım diye konformist mi olacağız? Yoksa kendi tayin ettiğimiz biricik hayatımızı yaşamak için savaşacak mıyız? Bunun cevabı belirler ne kadar Kezban olduğunu. Bu aslında toplumun diğer farazlarıyla da çok bağlantılı bir konu. Örneğin neden kritik düşünceye sahip zihinler azınlıkta? E çünkü doğrunun, gerçeğin peşine düşersen sıkıntılı bir hayatın olur, toplumun doğrularını değerlerini takip edersen de konforlu bir hayatın olur. O zaman Kezban diyene de bozulmayacaksın.

    Tuby

    • Üşü

      Her kelimesine katılmakla beraber Malcolm X’ten küçük bir alıntı yaparak göndermek istiyorum cevabımı: “Eğer uğrunda ölmeyi göze alamıyorsanız “özgürlük” kelimesini lügatınızdan çıkarın.”

  • çağla

    merhabalar.
    ben öncelikle şunu düzeltmek istiyorum. söylediklerim onların ‘mecburiyet’ine değil, yardım etmek isteniyorsa nerden başlanması gerektiğine dair şahsi düşüncelerim.
    misal ofisindeki kadın. şayet algı geriliği yoksa, bu kadının güven ve özsaygı eksikliği olduğu açık değil mi sence,evde ve işte kendini bu kadar ezdiriyorsa? ve temelinde muhtaçiyet hissi olan bu ruhsal eksiklikler telkinle giderilebilir mi? benim kastettiğim ve yöntem olarak yanlış bulduğum şey buydu. nasıl ki aşk acısı çeken arkadaşına unutmasını söylemen anlamsızsa bu kadına da güçlü ol demek işlevsiz.ki o kadın neden sana güvensin? onun iyiliğini istemen sonrasında kocasıyla,işiyle,düzeniyle ilgili karşılaştığı sorunlarda yanında olacağını göstermez ki.bunu senle alakalı olarak değil,onun bakış açısına nazaran söylüyorum. ‘şamaroğlanı’ olmasına izin veriyorsa duyduğu kaygıdan kaynaklıdır. kastettiğim ;toplumsal bir varlık olmak deneysel kronolojimizi benzer kılıyor. aile,okul,iş,evlilik gibi. ve her yaşamsal dönemecimiz, kendimizi ve çevremizi(bunu inkar edemiyoruz) ne kadar tatmin ettiğimizle alakalı kendimize dair güven yahut kaygı çizgimizi belirliyor.güven duygusu nasıl nesnesinden yayılıp genel bir umut duygusuna dönüşebiliyorsa kaygılar da aynı şekilde genel bir korku haline, ve karamsarlığa yayılabiliyor.ve savunma mekanizması olarak önyargıyı yaratabiliyor.ofisindeki kadın bu yaşamsal dönemeçlerde ne kadar tatmin olmuş durumda? hepimizin mutluluk tanım ve durumları farklıdır ama inkar edemeyiz ki bu dönemeçlerde mutlu olmak beklentisiyle yaşarız. eğer o kadın beklentilerini karşılayamadıysa o süreçlerdeki durum,his ve çevresel tavırlar korkuyu tetikleyecek bir çağrışım yapabiliyor sonrasında bulunduğumuz/tanıştığımız farklı durum ve farklı kişilerde.
    italyan psikiyatrist eugnio borgnia korku için ‘içinde bulunduğumuz belirsizliğe yapmamız gereken karşısındaki cehaletimize verdiğimiz ad’ tanımını yapıyor. yani onun kocasına,iştekilere karşı tavrını değiştirmesi düşüncesi sonrasındaki etki durumlarını nasıl kontrol edeceğini taahhül etmek, çıkabilecek her bir ‘sorun’la adım adım nasıl mücadele edeceğini hesaplamak ihtiyacını doğuruyor.o kadının atmadığı adımlar korkularının(farkında olduğu veya olmadığı) doğurduğu güvensizlik.tamam,belki hiçbirimiz mutluluğu daim kılamıyoruz, hepimizin büyük hayal kırıklıkları var ve buna rağmen bir şeyler için mücadele ediyoruz.ama kendimizi sorguladığımızda kendimizi,çevremizi,alışkanlıklarımızı ne kadar keskin bir şekilde değiştiriyoruz,kaç kez büyük değişimler yaptık(kendi tanımımız çerçevesinde)?
    ben çok detaylı ve dolambaçlı konuşuyorum, bunun için özür dilerim.uzunca açıklamadan yeterli anlaşılmanın olmadığını düşünüyorum sanırım,ondan.yani uzun lafın kısası, bu kadınlara gerçekten yardım etmek istiyorsak değişimlerini bir anda yaratmasını beklemeyelim.kendine güvenlerini inşa edecek daha küçük durumlardan büyümeye ihtiyaçları var.kırılmalarını farkına varma,çözüm bulma ve uygulama olarak yaşamalılar.bunun için biz ne yapabiliriz? kendi kırılmalarımızı anlatarak. misal 20 yaşında evi terk ettin ve ailenle 5 sene konuşmadın diyelim. anlat neden yaptın, bu durum sana ne zorluklar çıkardı, nasıl baş ettin, neler hissettin.aklına gelen her detayı söyle ki o aklında olan her soruya sana sormadan bir cevap bulabilsin.karşıdaki insana kendimizi,yaşanmışlıklarımızı anlatmamız ve acılarımızı göstermemiz güven verir,yakınlık doğurur.ve benzer durum veya duygular yaşadığımız kişiler yapacaklarımız için ilham verir.ama tabi ki tavrımız ‘bak ben de bunları bunları yaşadım ama senin gibi yapmadım’ olmamalı.durumuna ve şahsına gönderme yapmadan sadece kendimizi ifşa edelim derim ben.

    • Üşü

      Kitabın için teşekkürler 🙂 -yani yorumun için :).

      Bunlar yöntem farklılıkları. Herkesin insanlara ulaşma biçimi ve kendini anlatma biçimi farklıdır. Ben yalnızca yazıyorum ve yazarken hedefim evinde kocasını bekleme hayaliyle tutuşan o kadın değil, o kadının yaşam tarzını istemeyip de farklı (marjinal belki) insanların düşüncelerine -çevresinde olmadığı için- ulaşamayan kadın. Bu kadınların da zaten algıları ardına kadar açık olduğu için yazdıklarımdan etkilenmemeleri, ders çıkarmamaları mümkün değil.

      Ben “Bu böyle olabilir ve böyle de olmasa daha iyi olur” tonunda yazdığımda karşımdaki bunu birebir alsın zaten istemem. Herkes gördüğü her şeyden kendine farklı dersler çıkarabilir. Ben yalnızca alternatif bir yaşam şekli anlatıyorum ve tabu parçalıyorum. Bu da gayet keyifli 🙂

      Split sahillerinden selam. 🙂

  • çağla

    merhaba.
    ben mehoba’nın yorumunun altına yazmıştım,ama yazına başka bi yorum olarak gelmiş sanırım.
    söylediğinde haklısın,yöntem farklılıkları olacaktır.ama naçizane fikrim, dilindeki ötekileştirici ve tepeden bakışın bir yöntem olmadığı.
    ‘kezbanlıktan kurtulmanın 10 yolu’ tandanslı ‘alternatif yaşam şekli’ ile milyonlarca kezban parçaladığın tabular için şükür duasındadır.

    • Üşü

      Şimdi iyiyim. Tekrar teşekkür ederim yorumun için. Ben bildiğim gibi devam ediyorum. Bazı kendini toplumdan farklı, kısacası “farklı” hisseden insanlar evrende yalnız olmadığını bilmeli.

  • Bence birakin kezban kezban kasar kasar olsun. Sig, direk verileni sorgulamadan kabul eden, sorgulamadan yasayan ve karsilarindaki insanlari kafalarindaki kodlara gore acimasizca elestiren, onlara dayatmalar yapan insanlara tahamulsuz olmakla birlikte herkesin kosullari ve icinde bulunduklari sureclerin baska baska oldugunu dusunuyorum. Kimsenin kimseyi ne asagilayabilecegini ne de onlar bunu talep etmeden onlara bir sey ogretmesi gerektigini dusunmuyorum. Bence bu da bir baska bir kendi tatmin araci. Bir nevi bak Ben ne de mukemmelim demek. Hatta arttiriyorum ve insan denilen canlinin mukemmel olamayacagini dusundugumu de ekliyorum. Olene kadar surekli buyuk kucuk hatalar yapan ve ogremeye devam eden bir varlik zira, alsa kusursuz degil. Dolayisiyla inaniyorum ki eger herkes baskasiyla ugrasmak yerine oturup o sureyi kendisini gelistirmekle gecirseydi, begendigini alsa ve begenmedigine -yine bir saygi cercevesi icinde- sirtini donebilseydi ve tabi birazcik da siyrilabilseydi su onyargilarindan dunya gercekten tum farkliliklariyla keyifli bir yer olurdu. Belki de sadece mutlu insanlar olurduk! Yazi icin eline saglik bu arada. Goruslerine genel olarak kendi hayatim icin katiliyorum.

    • Üşü

      Bende maalesef o bencillik yok. En azından daha uzun vadeli düşünen bir bencilim diyebiliriz. Bir yandan okuyup düşünürken ve kendimi geliştirirken bir yandan da yaşadığım toplumu ve dünyayı da kendi çapımda değiştirmeye uğraşıyorum; zaten bu blogu açma sebeplerimden biri de buydu. Herkesin koşulları farklı olabilir ve koşullar kişinin hayal ettiği biçimde yaşamasına engel oluyor da olabilir; ama unutmayalım ki insan çevresine uyum sağlayabildiği gibi aynı zamanda çevresini de değiştirip kendisine uyum sağlar hale getirebilen bir canlıdır. Dolayısıyla en büyük baskıyı gören bireyin dahi bu girdaplardan bir şekilde çıkabileceğine inanıyorum ben. Düşünsel olarak da böyle bu. En azılı cahillerin arasındaysan bile biraz potansiyelin varsa bu ışığı empati yeteneğinle gösterirsin zaten. Öyle okumaya falan çok da gerek yok yani bu bağlamda. Su bir şekilde yolunu buluyor. Zaten bu ve buna benzer yazıların da amacı yolunu bulmaya çalışan fakat etrafında rol modeli olmayan insanlara “Bakın, böyle bir yaşam tarzı örneği de var” diye özetler çıkarmak. “Bakın ne kadar mükemmelim!” diye çırpınmaktan daha önemli hedeflerim var kısaca. Ama bir şeye ne gözle bakarsan onu o şekilde algılarsın ister istemez… Bu da bir gerçek.

      Niyetimi anlamak için şu yazıdan devam edebilirsin: http://usenenadam.wordpress.com/2013/11/09/bir-kizim-olsa-onu-nasil-yetistirirdim.

      • Aynen katiliyorum 🙂 Fikrimi belirmek istemistim genel olarak. Cevabiniz ve oneriniz icin tesekkurler.

        • Üşü

          Rica ederim. Asıl ben okuduğun ve yorum yaptığın için teşekkür ederim. Ara sıra ziyaret edersen de sevinirim. Tabii ki ask.fm’ime de gelebilirsin: http://ask.fm/usenenadam.

          Ama uyarayım, orası daha fazla geyik ağırlıklıdır. 🙂

          • Orasi daha iyiymis o zaman ne diyeyim. En azindan kimse takilmaz 🙂 iyi bak kendine.

          • Üşü

            Takılmaz derken ne demek istediğini anlayamadım ama 🙂

  • Yahu! 🙂 kuslar cicekler bocekler diyorum, keyiflidir…. Kendime soz isim var benim, bir cevap daha yazmayacagim 🙂

    • Üşü

      Gel ama vaktin olunca 🙂 Hoşçakal.

  • didem

    duygularıma tercüman olmuşsun tesadüfen bu yazıyı gördüm ve bu kadar olur dedim etrafımda o kadar çok var ki bunlardan onların yüzünden ilişkilerden nefret eder oldum insanlara yafta yapıştırılmasından birilerini yargılamaktan gereksiz yere eleştirmekten hiç hoşlanmam ama ben bir kız olarak onların bu karaktersizliklerinden saçmalıklarından utanır oldum kendi olmayı beceremeyen hep başkasına göre yaşayan vs saçma insanlar

    • Selam Didem,
      Böyle düşünmende bir sakınca yok çünkü yaptığım şey yaftalamak değil, kaliteli insanla çöp insanı ayırmak. 🙂 Tıbbi atık bunlar. 🙂 Senin gibi düşünen insanların da bu ülkede yaşıyor olduğunu bilmek büyük mutluluk. Umarım diğer yazıları da seversin. Ask.fm’e de gel ^^

      • didem

        açıkçası etrafta kaliteli insanların olduğuna inanmıyorum artık varsa da bir elin parmağını geçmez herhalde erkeklerle ilgili yazdığını da okudum onu da mükemmel anlatmışsın ben de bu tarz düşüncelere sahip olduğum için biri ile birlikte olamıyorum maalesef he öyle insanlar olacağına hiç olmasın daha iyi orası da ayrı mesele tabi

Close
Beğensen ne güzel olur!
Bu sosyal medya hesaplarını takibe alarak blogun gelişimine katkı yapabilirsiniz.
%d blogcu bunu beğendi: